Kendi irademizle gelmediğimiz ancak bizi yaratanın iradesiyle getirildiğimiz şu dünya evinde etrafımıza baktığımızda uçsuz bucaksız evreni karşımızda bulduk. Başları döndüren, akılları hayrete sevk eden esrarengiz bir âlem! Bir toplu iğnenin dahi yapılış nedenini öğrenmek isteyen insan, elbette koskoca bir kâinatın yaratılış nedenini öğrenmeden edemezdi. Eğer bir insan aklının işlevini yitirmemiş, fıtratının algılama yeteneğini kaybetmemiş ise başta kendi yaratılışından başlayarak kâinatın yaratılış nedenini anlamaya ve bunun üzerinde kafa yormaya gayret etmeli. Ama kimi insanlar var ki, insan olma kerametini, şerefini günah ve isyanlarla dumura uğratmış, artık düşünme ve tefekkür meziyetini kaybetmiş kediler, fareler mesabesinde hayatı sadece yeme-içme ve cinsel arzulardan ibaret olduğunu sanmışlar. Bunlar, trafik işaret ve levhalarının ifade ettikleri anlamları anlamayıp onları sadece birer çizgi, bir teneke parçası olarak düşünen cahil bir insan misali kâinatın sahibine, şeriki ve eşi olmayıp onun vahdaniyetine giden yolu gösteren tevhid işaretlerini anlamayacak kadar aklını çalıştırmayan dik sürüngenlerdir. Kâinatın varoluş nedenini şu ayetten anlamak mümkün:’’Allah O dur ki, yedi kat göğü ve onlar gibisi olan yeri yarattı. Onlar (yer-gök) arasında (Allah’ tan) emri iner de iner. Ta ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.’’(Talak suresi / 12) Bu ayetten, Allah’ı sıfatlarıyla birlikte tanımak, O’nun zatını, ilmini ve kudretini gereği gibi anlayıp takdir etmek için, akıl ve hayalimizin sınırını aşan, ilim ve idraklerimizin alanını taşan sanatını, sahibi ve ustasını en ebleh, en geri zekâlı insanlara bile gösterip tanıttıran yedi kat gökleri ve yeri önümüze koyduğunu anlıyoruz. Fezaları dolduran bu büyük, esrar dolu sanatın sahibi elbette sanatından daha büyük daha azametlidir. İnsanın yaptığı bir saray, kâinat sarayının yanında nasıl ki sözü edilmeyecek kadar önemsiz ise, insan da bütün sıfat ve yetenekleriyle zat-ı vacibu’l-vücud’un yanında o kadar basit ve cılızdır. Toplumumuzda kendi kendini veya bir başkasını ilahlaştıran düşünce züğürdü ahmaklar olmasaydı insanı Allah’ın yanına verip kıyaslamak da ahmaklığın ayrı bir türü olurdu. Çünkü insanın kendisi de Allah’ın sanatı, yarattığıdır. Allah’ı tanımak tevhid ürününü vermek için kâinat fabrikası yapılmış, insanlar hepsi bu fabrikada marifetullahı\ tevhid mahsulünü elde etmek için işçi olarak çalışmakla yükümlüdürler.
        İnsanlar bir mamulü elde etmek amacıyla trilyonları harcayarak bir fabrika bir müessese kurarlar. Bunca masraflara rağmen bu fabrikaya alınmış, bol miktarda maaş ve geçimleri sağlanmış işçiler, müessesenin amacı doğrultusunda çalışmaz, ihanet dip randıman vermezlerse müessese patronu onları hesaba çekmez mi? Suç ve ihanetlerine göre onlara ceza vermez mi?
       Koca bir kâinatın, yüzü suyu hürmetine yaratıldığı ‘tevhid’i gerçekleştirmeyen, özellikle cinlerin ve insanların yaratılışlarının temel gayesi olan ibadet (tevhid) vazifesini ihmal edenler kâinat fabrikası sahibinin  ‘’Ben cinleri ve insanları başka değil, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.’’ (Zariyat suresi / 56) Evrensel kanun maddesini çiğneme suçundan, eğer pişman olup ilahi adalete teslim olmazlarsa ağır bir cezaya çarptırılacaklardır. Şayet Yüce Allah’ın ‘’teslim ol!’’çağrısına icabet etmez, ölüm karşılarına çıktığı zaman teslim olmak isterlerse dahi artık onlar pişmanlık yasasından istifade edemezler. İşte ayet mealen; “Ta ki, onlardan birine ölüm geldiğinde, ey Rabbim gerisin geriye beni döndür dedi; terk ettiğim şeyde salih bir amel yapmam umuduyla. Hayır, bu onun söylediği (olmayacak) bir laftır. Önlerinde, ta dirilecekleri (kıyamet) gününe kadar (geriye dönmelerine engel olan) bir perde vardır.” (Mü'minin suresi / 100)
     Allah’a karşı şirk ve ibadetsizlik terörünü estiren bu anarşistler, Allah (c.c.)’ın güvenlik kuvveti olan meleklere (ölüm meleklerine) yakalanmadan teslim oldukları (tövbe ettikleri) takdirde suçları ne olursa olsun affedileceklerini, ama bir yakalandılar mı mutlaka cezalandırılacaklarını ilahi kanunun Nisa-17-18.  maddelerinden anlaşılmaktadır. Binaenaleyh Allah’a ve dinine karşı isyan eden elebaşları öncelikle Allah’ın güvenlik kuvvetlerine yakalanmadan ilahi adalete teslim olmaya menfaatleri icabı, davet ediyoruz: İşte ayet mealen; “Allah’a ve Resule itaat edin ki, merhamet olunasınız.” (Ali imran suresi / 132 ) Aksi halde: “(suç ve terörden) dönüşleri Allah katında kabul edilenler: “Cahillikle bir kötülük yapıp hemen ardından tövbe edenlerdir. İşte Allah onların tövbelerini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir. Yoksa kötülükler yapıp ta nihayet ölüm gelip çatınca: Ben şimdi tövbe ettim diyenlere ve kâfir olanlara tövbe yoktur. (o anda Allah’ın kanununun pişmanlık yasasından istifade edemezler.) onlar için acı bir azap hazırlamışızdır’’ (Nisa suresi / 17-18)
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155