İnsanları bir araya getiren ana değer; inançları- ideolojileri- idealleridir.
Habil ve Kabil'den beri insanlık bu ölçülerle bir araya geldi.
Aynı ırktan olmak, en zayıf birleştirici unsurdur.
Vurguları, ırki aidiyetlere değil, inançlara- ideolojilere- ideallere yapmalıyız.

***

Batı düşünce birikimi ve pratiği; okunmadan- bilinmeden- tartışılmadan- yararlanılmadan
ve aşılmadan İslam düşüncesi inşa edilemez.

***

Günümüz Müslüman aklı ne olursa olsun hemen her şeyde Kur'an ve Sünnet'te bu konu şöyle anlatılıyor diyerek, düşünmeden- aklatmeden- yorumlamadan- zamana izdüşümünü bulmadan atfetmeleri-kaynaklandırmaları; akli tembelliğe- tutulmaya ve kalbi sapmaya uğratmaktadır.
Kur'an ve Sünnet deyip ardına kendi zihinsel kirliliklerini- çıkarlarını- korkularını doldurarak Allah adına yalan söylerler ve yalanlarına iman etmeye çağırırlar."Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler."(Al-i İmran-78)

***

İslam tarihinde farklı anlayışlar vardır.
Bu anlayışları merkez edinerek tanımlamalar bizi birliğe ve barışa götürmezler.
Siyasi yapıların veya belli grupların anlayışlarını tümüne mal etmek bizi adil bir tutum içinde olmamızı engeller.
Herkesin birbirini "sapık" olarak nitelendirerek, "katli vacip" konumuna indirgemesi İslami değildir.
"Kâbe" merkezli düşünmeliyiz. Kâbe’de birlikte yaşadığımız insanlarla, her yerde yaşayabiliriz.
Kur'an'ın toplum ve insan üzerindeki fiiliyatı Kâbe üzerinden pratikleşmiştir.
Nasıl olacağı sorusunu Kâbe’ye bakarak anlayabiliriz.
Allah- Muhammed- Kur'an- Ezan- Namaz- Oruç vd.
Ortak nokta için ortak değerler çok.

***

İnsan, "Allah" karşısında hiçbir zaman "Hiç" değildir. Muhataptır ve değerdir.
İnsan, "İnsan" karşısında çoğu kez bir "Hiç"tir. Yoktur ve değersizdir.
***
Nefret etme özgürlüğü...
Kabul etme, benimseme, sevme, sahiplenme, bağlanma, koruma çabası olduğu gibi red etme, itiraz etme, nefret etme, isyan etme özgürlüğüne de bir şey dememek lazım.
Nefret suçu deyimi almış başını gidiyor... İnsan bir şeyden nefret etme özgürlüğü kadar normal bir şey olamaz. Bu konuda sınırlar tayin etme çabası hegamonik yeni tasavvurların oluşmasını sağlar. Bir kişiye "Sen nefret edemezsin ve bunu dile getiremezsin"
demek ifade etme özgürlüğüne karşı çıkmak demektir.
Nefret suçları yasası adıyla batıdan kopyalanan yeni bir durumla karşı karşıyayız. En son Fransa'da Ermeni soykırımı ile ilgili yasak gündeme geldi. Veya yahudi soykırımı hakkında eleştirel yaklaşmak suç kabul ediliyor. Böylesi bağnazlıklar ile işimiz olamaz. Böylesi bir suç tasnifi sözlü veya yazılı ifade etme imkânlarına karşı açılmış savaşlardandır. Bir kişi nefret edebilir. Bu nefretini sözlü veya yazılı ifade edebilir. Bu nefreti ifade eden, yazan ve yayanlara karşı dua, hikmet ve sabır ile mücadele edilmelidir.

Müslümanlar hakaret gibi saldırılara karşı özür diletmekle, baskı kurmakla, ülkeden kovmakla, nefrete karşı nefret üretmekle meşguller. Hakaretlere karşı olgun bir şekilde hakarete delil saydığı hususları çürütecek sözler, yazılar ve deliller cevaplar vermeye çalışmıyorlar. Çürümüş akıl, dağılmış hikmet, sabrını yitirmiş benlik, dua etmesini beceremeyen kalp, iktidar olmanın şehvetine kapılmış bir kişi müslümanca bir anlayış, algı ve pratik üretemez.
Peygamberler, inananlar, dindarlar tarih boyunca nefret, baskı, iftira, tehdit, manipülasyon ve yalanlara maruz kaldılar. Allah ve peygamber bütün bu saldırılara karşı söz ile, bilgi ile, mantık ile, hikmet ile, delil ile cevap vermiş. Ve her türlü saldırıları boşa çıkmış ve hakikat her zaman galip gelmiştir.
Akli ve kalbi olarak iman ederek- ikna olarak bu saldırılardan vazgeçenler olduğu gibi,
Kabul etmeyenlere ve saldırılarını devam ettirenlere ise
"De ki: "Öfkenizle kahrolun! Unutmayın, Allah (insanların) kalplerinde ne varsa hepsini bilir!"(Al-i İmran 119)
ve
"De ki: "Ey kâfirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.
Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
Sizin dininiz size, benim dinim bana."(Kafirun Suresi) demek ve yola devam etmek kalır.

***

Okundukça yenilenen, her okunduğunda ilk defa okunmuş gibi olan, Allah'ın direkt seni muhatap alarak indirildiğini hissettiren, sorulara cevap olan, her an yeni sorular sordurarak merak ettirmeye, inceleme, araştırma ve karşılaştırma yapmaya sevk eden bir kitaptır, Kur'an-ı Kerim...

***

Vahyin, fert, toplum, devlet, şehir, mahalle, ülke, kıta, medeniyet bakımından hem özel hem genel, hem iç hem dış etki ve yorumu yapılmalıdır. Aynı şekilde şehirlerin yönetim, kültür, yapı, gelenek, zaman, mekân, ticaret, toplum bakımından özel koşulları var. Vahyin şehir merkezli yorumları da yapılmalıdır. Mesela; İstanbul ile Hakkâri birer şehirdir. Ama vahyin muhataplığı olarak farklı farklı alanlar ve sorunlar ile karşı karşıyadır.

***

İnsanlar, bizler, bu topraklarda yaşayanlar, bu kadim mirası devr alanlar, zulme uğrayanlar, yenilgiyi yaşayanlar, insanlığa kurtuluş müjdesini kaybedenler olarak; tıpkı atalarımız- önderlerimiz Adem- Yunus- Musa'nın dediği gibi «“Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet" demeliyiz. Ben derken, biz, yani müslüman olduğumuzu iddia edenler, İslam'ı kurumsal- cemaatsel olarak savunmaya- yaşamaya çalışanlar, yöneticiler, liderler, şeyhler, alimler, bilginler olarak demeliyiz.

Evet biz, nefsimize yani toplumumuza, tarihimize, peygamber önderliğine, insanlığa zulm ediyoruz. Bunu da gerek adına batı- kapitalizm- liberalizm- şeytan dediğimiz güçler kadar bizler yani müslüman olduğunu iddia eden kişi ve kurumlarda sorumludur.

En önce kendimize dönüp yaşadığımız- yaşattığımız zulmü tanımlamalıyız- tartışmalıyız- aşmalıyız- tevbe etmeliyiz. Burada kimseye düşman değil kardeş olarak nasihat etme görevimiz- sorumluluğumuz var.

***
Yapıcı uslüp... Yıkıcı Üslup... derken nedir? Zaten eğer ortada bir yanlış- kötü- hoş olayan bir şey varsa yıkmak- ortadan kaldırmak için hareket edilmelidir. Söyle ama hoşuma gitsin, söyle ama beni rahatsız etmesin, söyle ama biz değişmeyelim, yaklaşımı kötülüğü örten- destekleyen bir yaklaşımdır. Ortada kötü- çirkin- yanlış- şirk- zulüm varsa buna yıkıcı dediğiniz ama aslında yapıcı olan tarz ile yaklaşmalıyız. Ali Şeriati'nin İran mollarına- ayetullahlarına- imamlarına- tarikatlarına- dini kisve yapan yönetime- dindarmış gibi gözüken halka söylediği gibi "Sizi rahatsız etmeye geldim" demeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner187

banner186