Vahdet mi Vahdetçilik mi?

Ramazan Kayan'ın Kaleminden 'Vahdet mi Vahdetçilik mi?'

Vahdet mi Vahdetçilik mi?

Ramazan Kayan'ın Kaleminden 'Vahdet mi Vahdetçilik mi?'

20 Haziran 2017 Salı 09:48
Vahdet mi Vahdetçilik mi?

Bazı konuları adeta konuşmaktan çekinir olduk… “Nasıl olsa mümkünü yok” diye düşündüğümüz için…
İşte bu konulardan biri de vahdet meselesi…
Mümkündür ya da değildir… Doğrusu bizi aşan bir durum da diyebiliriz… Şunu asla unutmayalım ki, bir mümin olarak vahdet diye bir derdimizin, davamızın olması imanımızın gereğidir…
Kapsamlı, kuşatıcı bir vahdet elbette bizi aşar, ancak kendi çapımızda bir arayış ve atılım içinde olmamıza engel değildir. En azından konuyu düşünmek durumundayız…
Vahdet adına vakitsiz ve hikmetsiz çıkışlarla sorun çözülmeyeceği gibi geleceğimizi tıkayarak umutsuzluklara da neden olabilir…
Anlık coşkular, aksiyon içermeyen duygusal heyecanlar, sloganik söylemler sonuç vermiyor… Vahdet için bilgi, bilgelik, bilinç ve basiret lazım…
Vahdet anlayışından, ahlakından mahrum insanın gerçek muvahhid olması beklenemez…
Vahdeti taşıyacak bir idrak, yürek ve bilek sahibi değilsek sadece söylemlerimizle yüreklerimize su serpmiş oluruz… Altı boş duygusallıklar, kuru temenniler derde derman olmuyor…
Konuyu sulandırmadan bu sorumluğun üstesinden nasıl gelebiliriz? Vahdetçilik yapmadan vahdetin hakkını nasıl verebiliriz?
Tabii ki bu bir süreç işidir. Tedricilik gerektirir…
Bugünden yarına olacak bir iş değildir elbet, ama bir mümin olarak bu yolda olmak gibi bir görevimiz var…
Bu yoldaki adımlarımızla ahiretteki hesabımızı kolaylaştırmış oluruz…
Evet, mükemmel olanı değil… Muhal olanı değil… Ama mümkün olan vahdeti elbette konuşacağız…
Belki ideal olana gücümüz yetmeyebilir, ancak kendi gerçekliğimizden hareketle anın vacibine icabet etmemiz gerekiyor. Görelim Mevla’m gelecekte ne gösterir?
Bir defa şunu göz ardı etmeyelim: Müslümanların vahdeti fikri, kimsenin keşfi veya şu ya da bu ideoloğun, siyasi liderin, kanaat önderinin, akil kişinin teklifi değildir… Ya da sosyal ve siyasal şartların oluşturduğu bir zorunluluk da değildir. Onu bizzat Kur’an-ı Kerim iman edenlere emrediyor:
“Allah’ın ipine topyekûn sarılın, tefrikaya düşmeyin.” (Al-i İmran 103)
İşte imani ve ibadi bir fariza…
Allah’a kulluk beraberinde kardeşliği de kaçınılmaz kılıyor…
Anladığımız şu ki, Allah’ın vahdaniyetine iman eden, ümmetin vahdetine sırtını dönemez…
Allah’ın birleştirdiğini biz ayıramayız, ayırdıklarını da birleştirme hakkına sahip değiliz…
Tevhid ve vahdet aynı kökten geliyor… İkisi arasında kopmaz bir bağ var… Tevhid birlemektir… Vahdet birleşmektir…
Vahdet pratiğini gerçekleştiremediğimiz için esaret, sefalet, sömürü, zillet, zulmet, zulüm, zorbalık bitmiyor…
Peki ümmetin maruz kaldığı vahşet ve vahamet neyin eseri?
Vahiysizlik…
Ve vahdetsizlik…
Diğer bir ifade ile niçin bu hale düştük?
Bir, birbirimize düştük…
İki, dünyanın peşine düştük…
Taassup, taklit, tefrika, tekfir, tartışma, tahammülsüzlük ümmeti takatsiz bıraktı…
Lider fetişizmi, ırk faşizmi, cemaat fanatizmi, şartlanmışlık feodalizmi, cinsiyet feminizmi birçok fitne ve fesadın üreme nedeni oldu…
Enaniyet ve asabiyetler ümmette asalet ve ahlak bırakmadı…
Vahdetin önündeki en büyük engel emperyalizm mi yoksa egoizm mi bilemiyorum…
Sanki Müslümanların ittifak etmemede ittifak etmiş gibi bir halleri var…
Ümmetin parçalanmışlığı karşısında mazlum ve masum yürekler üzüntüden paramparça…
Suriye’de birbirinin sonunu getirenler ecnebiler değil, ehli kıble olduğunu söyleyenler, unutmayalım…
Hiçbir gerekçe Müslümanların birbirine zarar vermesine delil olamaz diye biliyoruz… Ama bugün kurşunla kaynatılmış duvar olması gerekenler birbirine kurşun sıkar oldular.
Birlikte hareket etme bilinci ile doğrulmaz isek; yapay sınırların, kukla rejimlerin, uyduruk ulus devletlerin, işbirlikçi hain yönetimlerin ömrünü uzatmış oluruz…
Sakın biz bölen olmayalım…
Öte dünyamızı riske atmak istemiyorsak, kardeşlerimizi ötekileştirmeyelim… Öteki için yaşama erdemini kuşanalım… Tevhidi öğretiden öğrendiğimiz budur…
Perişanlığımız, parçalanmışlığımızdandır… Tefrikanın getirdiği tahribatın tanıkları değil miyiz?
Şimdi taakkul, tefekkür, tefehhüm, tefakkuh ve teemmül zamanı…
Vahdet bir hayal midir, hülya mıdır onu bilemem…
Bildiğim bir şey var; o da, vahdet bir hakediştir…

VUSLAT HABER

Son Güncelleme: 20.06.2017 09:55
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178