Ülkece bir kötülük furyasına kaptırmış gidiyoruz. Annesine babasına, eşine, çocuğuna,komşusuna , akrabasına, iş arkadaşına, patronuna, öğrencisine, öğretmenine, hastasına, doktoruna kısaca tanıdık tanımadık herkese kötülük eden bir çok insanın hikayesiyle güne başlıyor ve içlerinden kendi toplumsal konumumuza göre en acıklı olanıyla dertlenerek günümüzü bitiriyoruz. Gün içerisinde tv izlemeye ve internette gezmeye vakit bulanlarımız ise yaşanan bu olayların kişilerinin ahlaki standartların altındaki   yaşamlarını en ince ayrıntısına kadar öğreniyor ve bunu görüştüğümüz ilk kişiyle paylaşıp hafızalarda iyice yerleşmesine meydan veriyoruz. “Toplum nereye gidiyor”, “ahlaksız çok ilerledi çok”, “bizim zamanımızda böyle değildi” gibi klişe laflarla geçiştirdiğimiz bu sorunlar gittikçe büyüyerek bir çığ gibi üzerimize gelmekte. Devletin ilgili kurumları, sivil toplum kuruluşları, bu işi önlemeye kendini adamış  bilim insanları bazı gönüllü yazar- çizer  takımının çalışmaları, çıkartılan kanuni düzenlemeler maalesef işe yaramamaktadır. Çünkü kötülük pazara çıkmış durumda. Eskilerin bir sözü vardır; kötüyü pazara çıkarmayın mutlaka alıcısı olur”.Aynen bunun gibi pazara çıkan kötülük eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek kabilinden en iyi taktiklerle insanlara sunulmakta sistematik olarak yayılmaktadır. Nitekim bir dönem annesini öldüren bir genç kızın bu davranışından sonra annelerini öldürenlerin arttığı gibi şimdi annelerine kızdığı için çocuklarını ve kendini öldüren babaları görmekteyiz. 


Bu kötü davranışları önlemenin yollarından ilki kanaatimce bu  örneklerin pazarlanmasına meydan vermemektir. Peki bu mümkünmü dür? Bağımsız medyanın haber anlayışını değiştirmesi, dilini etik kurallar ve meslek adabına uygun haline getirmesi soruna bir nebze olsun çözüm getirebilir mi? Reklam uğruna insanların mahremiyetlerinin pazarlanması önlenebilirmi?  Devletin yasalarla bunu yapmasının mümkün olmadığını görmekteyiz. O zaman biz bu tür haberleri izlemeyelim olsun varsın.Madem kötülüğünü biliyoruz o halde kendimizi bundan nasıl alıkoyamıyoruz? Bunun cevabını bize Kuran’ı Kerim veriyor. Çünkü şeytan insanın devamlı surette yanında onu görmediği yerden izlemekte Allah’ı unutturmak ve kötülüğü yaymak için vargücüyle çalışmaktadır. Ancak takva sahipleri bunu düşünüp kendilerini alıkoyabilir.(Araf 7/201) Hepimiz takva sahibi olmadığımızagöre kötülüklere karşı dahasistematik  bir çözüm gerekiyor.


Bu noktada ilk akla gelen devletin bu işi çözmesi vatandaşını korumasıdır. Esasında devlet bir çok  hukuk kurallarıyla ve kolluk kuvvetleriyle bunu yapmaya çalışmakta ancak yine de başarılı olamamaktadır. Zira Modern hukuk bir davranışın kötü sayılabilmesi için o suçun işlenmesini zorunlu kılıyor. Mesela sokak ortasında kucağında iki aylık bebeğini taşıyan bir kadına kocası tarafından hızlı yürümediği için atılan tekmeler hukuk sistemimize göre suç değildir. Kameralara tesadüfen takılmış bu görüntüler toplum vicdanında  o adamı mahkum etsede herhangi bir yaralama olmadığı için adam serbest bırakılır. Oysa bu bir kötülüktür ve bunu devlet önleyemiyorsa toplumun kendisi önlemelidir. Devlet idaresini yürüten siyasi erkin talebi de bu yöndedir. Aileler ve toplum bu işe el atsın o insanları rehabilite edici veya caydırıcı yöntemler bulalım. Tam bu noktada toplumun yöreye göre değişen bazı ahlaki kuralları önümüze  çıkmaktadır. Zira “kocasıdır döver de sever de”  “bir kadın ne pahasına olursa olsun kocasına itaat etmelidir” anlayışı buna engel olur, o davranışı kötü görmez. Oysa  peygamberimiz evrensel bir zemine oturtarak  şöyle ifade eder.  “Kötülük başkaları onay verse bile kişinin vicdanını rahatsız eden şeydir.” (Müslim;Bir,15)


O halde bunun çözümü için modern bilimin yöntemlerine sosyolojik çalışmalara başvuralım.Varmıdır bilmiyorum  ama küreselleşen bu soruna ( kötülüğe) çözüm bulunamaması, insan aklının deneme yanılma yöntemleriyle bir türlü ilerlememesi ortadır. O halde çözüm İslamdadır. Şimdi sıkı durun; Osmanlı döneminde var olan Hisbe Teşkilatından sözedeceğim.Aslında sadece Osmanlı da değil Hz. Ömer’den beri İslam devletlerinde var olan bir teşkilat.Amacı Kuranı kerimde Müslümanlara emr edilen bir prensibiteşkilatlı olarak uygulamak. Emri bil maruf ve nehyi anil münker.Yani iyiliği emr edip kötülükten menetmek.(Ali İmran,3/11o-114; Tevbe, 9/71)


Hisbe teşkilatı İslam toplumunun ictimai huzurunu sağlamak amacıyla  kurulmuştu. Devlet idaresinin ulaşamadığı konulara müdahele eder bir kısmını kendi hallederken bir kısmını yargının önüne getirdi.Bu işle memur olan muhtesibin görevi kendi bölgesindeki gördüğü münkeri (kötülüğü) ne pahasına olursa olsun bertaraf etmekti. Kanunnamelerle görev ve yetkileri belirlenmişti. Muhtesip bir yandan dinin emirlerinin uygulanmasını sağlarken  diğer yandan ekonomik ve sosyal hayatla ilgili halkın sorunlarını çözerdi. Sarhoş gezip etrafa zarar verenler, kadınlara eziyet veren erkekler, nikah şartlarına uygun olmayarak yaşayanlar, kumar gibi yasak fiileri işleyenler, ramazanda alenen oruç yiyenler bu teşkilata hesap vermek zorunda kalırdı.Toplum üzerinde velayet hakları olduğu gibi geniş bir cezalandırma yetkisine sahiptiler. Okulları teftiş eder gereksiz yere öğrencilerini döven öğretmenleri cezalandırır, çarşıları gezerek ölçü ve tartıları kontrol eder halkın ucuz ve kaliteli mala ulaşması için her türlü önlemi alırlar,dinle alay eden komşu hakkına tecavüz edenleri cezalandırırlardı. ( Daha geniş bilgi için tdv İslam Ansiklopedisi Hisbe maddesine bakılabilir)Sanırım aradığımız teşkilat tam da bu, ne dersiniz
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155