Ahh Kudüs ah!

İlk gözarım,
Beytü'l Makdis'im,
İsra ve Miraç'ın şehri,
Süleyman'ın emaneti,
Çevresi mübarek kılınmış Mescid-i Aksâ'nın annesi!

Evimin balkonundan sana dönmüş, uzaklığına aldırmadan seyrediyorum.

Bir kuş olaydım da kanatlansaydım. Uçup, engin dağları, alçak ovaları, çölleri, gölleri aşıp sana gelseydim...

Böyle hayallerimiz var işte. Çocuksu, işe yaramaz ve sadece hayal. Harekete dönüşmeyen hayallerin sadece hoş fanteziler olduğunu bildiğimiz halde, yine de hayal ederiz özgürlüğünü.

Oysa özgürlük bedel isterdi. Çocuksu hayaller yaparak özgür olunsaydı, Halep'in çocukları ölmezdi...

Ve sen kirli postallar altında mahsun ve tutsak kaldın, biz ise burada çaresizliğin tutsaklığı içinde umutsuz vakalara tutulduk.

Doğrusu sen mi tutsaksın, yoksa tutsak olan bizmiyiz dersem, sanırım ibre dönüp bizi gösterecek.

Parçalanmış oluşumuza, bölük pörçüklüğümüze mi yanalım, yoksa dünyaya çakılıp kalışımıza mı?

Sanki, pratiği kalmamış, teorik yüklü ansiklopedik müslümanlardan olduk. Raflarda öylece duruyoruz işte.

Sanki, imanın yerini imkan aldı da, bekleyip duranlardan olduk. İmkan, iman oldu, iman ise imkana mahkum.

Sanki, herşey biz ölmeyelim de ne olursa olsun üzerine kurulmuş. Oysaki ölmeden ölmüşüz de haberimiz yok.

Sanki, "Sen ve Rabbin gidin savaşın" diyenlerden olduk da, çöllere hapsolup dönüp dolaşan avareler olduk...

Bakma öyle hamasi sloganlarımıza. Boş nutuklardan başka birşey değil bizimkisi. "Kahrolsun" demekle kahrolsaydı İsrail, Gazze'nin evlatlarını yitirmiş gözü yaşlı anneleri, kahır tesbihleri çekmezlerdi.

Sonra namazı terkeden, zekatı bilmeyen, her ay kredi ödemek için yaşayan müslümanlar olduk. Hemde gayya kuyularının bizi beklediğini bile bile.

Oysa, niçin cihad emri vermiyor diyenlere; "sabah namazında camiye gelmeyen bir toplulukla cihada çıkmam" diyordu Selahaddin.

Şimdi ise değil camiye, kendi evinde bile sabah namazına kalkamayanlara dönüştük...

Sakın seni özgür kılmak isteyenler, sonrasında laik ve demokrat etmesinler.

Yoksa sen, katillerine aşık kralların, birgün seni özgürleştireceğinden yana ümit mi ediyorsun? Asla! Çünkü ölülerin, dirilere faydası olsaydı önce bedenlerini kemiren böceklerden kendilerini korurlardı.

Hem merak etme. İnan sen onlardan daha özgür ve daha bir öndesin...

Ve sen, Selahaddin'e vurgundun, biz ise onun Kürt veya Türk oluşuna vurulduk. Kimimiz Kürt diye gurur duyan bir faşist olduk, kimimiz de Kürt oluşunu inkar eden bir başka faşist.

Hani bir Mısır atasözünde, Firavun'a; "Seni firavunlaştıran neydi?" diye sorulmuş o da, "beni yaptığımdan alıkoyacak birinin çıkmaması" cevabını vermişti ya.

İşte senin bu tutsaklığının sebebi, azgın ve katillerin değil, çöl taneleri kadar kalabalık, lakin en ufak rüzgara karşı toz zerreleri gibi savrulan biz ümmetin suçudur.

Onca kalabalık oluşumuza rağmen ölüm korkusundan yurtlarımızı terkettik de, sanki üzerimize ölüm mührü vuruldu.

Sonra gaflete düşmüş, unutmuş, uyuya kalmış, korkup cesaretini yitirmiş, kararsızlığın vesvesesine tutulmuş, hainlerini tanımayan, teslim olmuşlar olarak acziyete kapılıp, şerefli ve onurlu bir yaşam olan şehadeti tercih edecek nesiller yetiştiremedik.

Birbirimize karşı canavarlar olduk da, dışarda meleyen koyunlar olduk.

Ahh Kudüs ah!

Kutsal sevgili,
Filistin'in mahsun çiçeği,
Zekeriya'nın müjde kapısı,
Meryem'in susmuş dili,
İsa'nın konuşan bebekliği,
Yahya'nın şehadeti,
Bitip tükenmeyen hayalim!

Bir Selahaddin olsaydım, ordumun başında siyonist bayraklara basarak kapılarından girseydim. Seni ümmetin başına tac etseydim...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.