Köyümüzde iki bekar kardeş vardı. Aile problemlerinden dolayı anneleriyle beraber babalarından ayrı yaşıyorlardı. Maddi durumları pek kötüydü. Ara ara topladığımız yardımlarla geçinmeye çalışırlardı. Velhasıl ciddi sıkıntılar içindeydiler ve hikayeleri de gerçekten hem acıklı ve hem de uzundu.

Bir gün arkadaşlarımı çağırdım. Dedim ki onlara;

Allah Teala; "Aranızda evlenme imkanı olmayan bekarları evlendirin"(24:32) diye buyuruyor.

Şimdi biz bu ayeti ömrümüzün sonuna kadar onlarca, yüzlerce kez okuyup her defasında bakıp bakıp geçecek miyiz?

Bu ayet sadece ve sadece her defasında okuyup geçelim diye mi Kur'an-ı Kerim'de bulunuyor. Yoksa Rabbimiz burada bizden bunu hayata geçirecek bir girişimde bulunmamızı mı istiyor?

Elbette Rabbimizin bunu hayata geçirecek bir girişimi bizden istediğini, bu ayetin maksadına ulaşmak için de aramızda evlenme imkanı olmayan bu iki kardeşe yardımcı olmamız gerektiğini söylemiştim.

Fikir makul ama nasıl olacak bu iş?

Evlenmenin gitgide zorlaştığı, çok ciddi ekonomik bir külfet haline geldiği, toplumun modernizme yenik düşmüş örf ve adetlerinin olayı nasıl zorlaştırdığı, hepimizin malumudur.

Fakat tüm bu gerçeklere rağmen, müspet bir fikrin ve salih bir niyetin her zaman en önemli husus olduğunun altını çizip, sonra da bu işe soyunmaya karar vermiştik.

Derken kendi aramızda başlattığımız para toplama, bunu gündem yapma çalışmaları ilerleyen zamanlarda bir noktada tıkanmıştı.

Bir müddet bir fetret olmuştu. Fakat konu benim kafamda her zaman canlı duruyor ve bunu nasıl gerçekleştireceğimiz düşüncesi aklımdan hiç çıkmıyordu.

Bir kaç ay böyle geçmişti. Sonra hiç beklenmedik çok ilginç bir şey oldu.

Yine -hikayesi uzundur- günün birinde, karşıma yapmak istediğimiz bu işten hiç mi hiç haberi olmayan tanıdık biri çıktı. Evlenecek fakir birileri varsa, A'dan Z'ye tüm eşyaları verecek hayırsever birinin olduğunu ve adamın böyle fakir birilerini aradığını söylemişti.

Bir çok hikmetin içinde olduğu bu hadise, o an kafamda bir ışık gibi parlamıştı. Artık sürecin ekonomik boyutunun halledilebileceğine, geri kalanların ise mutlaka nihayete ereceğine ve bu işin artık olacağına olan inancım kesinleşmişti.

Doğru ya, Allah'a göre herşey kolaydı. O, sadece bizim bir adım atmamızı, böylece gerisinin kendi yardım ve inayetiyle nasıl tamamlanacağına dair bir hikmeti, bize canlı şahitler olarak izlettirecekti.

Derken kız bulma, isteme, ev kiralama, eşyaları dizme, kalan eksiklikleri tamamlama gibi zorlu bir süreç, bir yıldan az bir süre içinde tamamlandı.

Nihayetinde davetiyeler, düğün öncesi prosedürler derken tam teşkilatlı çifte düğünümüzü yapmıştık. Gelen takılarla da düğün yemeği masrafı çıkmış hatta bir miktar da paramız kalmıştı.

10 yıl kadar önce yaptığımız bu düğünden, şimdi o iki kardeşin 2'şer çocuğu var. Bu süreçte de boş durmadılar, çalıştılar ve kendi evlerini alıp, ev sahibi de oldular. Artık mutlular ve kurulu düzen bir hayatları var.

Peki bunları niçin anlattım?

Herhalde herkesin önünde cereyan eden bu hadisenin tekrar hatırlanması ve iyi bir iş yaptığımız için bununla övünç duyduğumuzu ve böylece amelimizi zayi edecek bir riyayı ortaya koymak için anlatmadım. Allah Teala bizi bundan muhafaza etsin.

Sebebi şuydu:

Kur'an-ı Kerim'i o kadar teknik bir şekilde okuyoruz ki, artık birbirimize anlatırken ya da örnek vermek isterken, mealini bile okuma gereği duymuyoruz. Ayet numaralarıyla falan konuşuyoruz. Bir ansiklopedi gibi, maddi bir bilgiymiş gibi okuyor, hıfzediyor, sonra da bir kenara indiriyoruz.

Şimdi asıl soru şu:

Kuran'ı Kerim'den aldığımız bu bilgileri ne zaman kullanacağız?

Sahi hangi gün, hangi saatte kullanacağız?

Bireysel bazı çabalar istisna olmak üzere, aramızda Kur'an okuyarak değişen bir topluluk var mıdır?

Neden Kur'an-ı Kerim'den bir dünya görüşü mefkuresi çıkaramıyoruz?

Neden Kur'an-ı Kerim'den bir değerler sistemi çıkaramıyoruz?

Neden ticari ahlakla, dürüstlükle, adaletle, ehliyet ve liyakatla ilgili temel ahlaki ve içtimai meselelerde, referans kaynağı olarak Kur'an-ı değilde, menfaatlerimize sarılıyoruz?

Yoksa hoşlarına giden bir şeye tamam deyip, hoşlarına gitmeyen bir şeyle karşılaştığımızda yüz çeviren yahudiler gibi yahudileştik de haberimiz mi yok?

Neden Kur'an-ı Kerim bir referans kaynağı olmaktan çıkarılarak, bugün yalnızca ölüler için okunan bir kitap haline geldi?

Muhammed İkbal'in dediği gibi maalesef Kur'an-ı Kerim bizim için, ölümümüze yardımcı olmak için Yasin-i Şerif okumaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

Sahi bu kitap ölüler için mi indi yoksa diriler için mi?

Tüm bunlara verecek bir cevabımız olmalı.

Kolaycılık, basitcilik, zahmetsizlik girdabında eriyip yok oluyoruz, farkında mıyız acaba?

Sanki Kur'an-ı Kerim'in hayata dair söyleyebileceği hiç bir şeyi ve hiç bir önerisi yokmuş gibi kıt ve kısır bir hayatın sahipleri olduk.

Bu yüzden müslümanların sözleri itibar görmüyor, yeni nesil bizi dinlemiyor ve sözlerimiz hiç bir çevrede itibar görmüyor.

Kimse bizim kullandığımız dili umursamıyor bile. Hayatımız menkıbelerle geçiyor. Gerçek hayatı etkileyecek cümleler kuramıyoruz.

Havayı, cıvayı, hamaseti ve gururu artık bırakmalıyız. Tarihe ve içe kapanmış bir toplum günümüzün yaralarına merhem olamaz. Ufku ve basireti dar bir bakışla sorunlarımızın üstesinden gelemeyiz.

O halde Kur'an'ı yeniden okumalıyız. Örtüleri üzerimizden atacak bir şekilde yeniden okumalıyız. Öyle bir nur, öyle bir delil, öyle bir hakikat elimizde var ki; bu nurun, bu delilin, bu hakikatin önünde hiç bir beşer duramaz. Bunu iyi anlamalıyız. Karanlığa gömülmüş insanlığı aydınlığa çıkaracak ışık var elimizde. Yeter ki bu ışığa gölge olmayalım, yeter ki örtülerimize katran katran bürünmeyelim ve yeter ki okumaktaki gayenin idrakinde olalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.