Günümüzde gerçekleri magazinleştirerek, doğru algının ve doğru bilgi akışının nasıl sabote edildiğini görmekteyiz.
Gerçekler sansasyonelleştirilerek sabiteler sulandırılıyor… Ciddi konular, gayri ciddi ortamlarda eğlenceli hale getirilerek toplumun aldatılması ve gerçeklerin çarpıtılması hedefleniyor.
Magazin kültürü topyekûn hayatı karartmış durumda… Adeta sağımız, solumuz, önümüz, arkamız her yanımız magazin. Magazin marazının bulaşmadığı an ve alan yok gibi…
Halkın ilgisini önceleyenler hakikate gittikçe uzak düştüler. Halkın hoşnutluğunu Hakkın rızasına öncelediler. Popülizm her türlü pervasızlığın payandası oldu…
Ne yazık ki magazin kültürünü İslam’a ve Müslümanlara da yamadılar. Belki de İslam’ı asli mecrasından koparmanın yeni bir operasyonu ile karşı karşıyayız… Asıl konuşulması, anlaşılması, yaşanması gereken boyutundan çıkarılıp ‘magazinleştirilen din’, özelliğini ve özneliğini kaybetmeye başlamış demektir…
Bugün dinin çokça tartışılıyor, konuşuluyor olması; dinin, daha iyi yaşanıyor olması anlamına gelmiyor.
Dini öğretiler magazinleştikçe, mana ve maksat kayboluyor… Araçsallaştırılan din amacından uzaklaşıyor…
Böylesi bir zeminde elbette ibadetler adetleşir… Akide felsefileşir… Din protestanlaşır… Ahlak yozlaşır… Müslümanlar da duyarsızlaşır…
Kurucu dinin yerine kullanılan bir din boy vermeye başlar ve din, ruhu alınmış kuru bir söyleme dönüşür…
İstihfaf, istihza, istiskal ve istismar konusu olan bir din…
Şer’i kanunlar manzumesi olan din, mer’i kanunların korumasına alınır…
Evet, dinin rahmet kanatları altında buluşmaları gereken devlet, toplum, kurum ve kişiler dini koruma altına alma yoluna giderler…
Dini ılımlılaştırma, müesses sisteme uyarlama çabalarının yeni bir durum olmadığı malum…
İslam’ı, kapitalizmin boyası ile boyayıp pazarlama gayretleri de yabancısı olmadığımız bir durum…
Magazinleştirilen bir dinden geriye kalan nedir..?
Dini gösteriş… Dinde şekilcilik… Dinde yüzeysellik… Dinde dünyevileşmek…
İslam’la başka türlü baş edemeyenler, İslam’ın içini boşaltma, içeriksizleştirme yolunu deniyorlar…
İslami uyanışı uyuşturma, kulluk bilincini kundaklama ve İslam’la buluşmayı baltalamayı bu yöntemle sürdürüyorlar…
‘İslami magazinciler’, ne kadar doğru değer, birikim, donanım, tecrübe, ilke varsa hepsini bir anda magazinleştirmeye çalışıyorlar…
Herkese göre değişen göreceli bir din anlayışı nüksediyor…
Dinin sabiteleri tartışıldıkça, yorumlar mutlaklaşıyor ve insanlar hakikatten uzaklaşıyor…
Haramı, ahkâmı, direnişi ve kırmızı çizgileri olmayan bir din anlayışı pompalanıyor…
Adeta İslam ile “İslamsızlaşmanın” sosyal ve kültürel ayağı oluşturuluyor… İslam’a doğrudan savaş açarak değil, İslami söylemlerle İslam’ı sulandırma ve sonlandırma senaryoları sergileniyor…
Sosyal medya üzerinden gelen salvolar, yeni savrulmaların habercisi…
Dini ve dindarı incitici, küçültücü, aşağılayıcı argümanlar bitmek bilmiyor…
Kutsiyeti katledilen bir dine itibar kalır mı..?
Magazine soyunan vaiz kahramanlara ve sosyal medya cellatlarına dikkat etmek durumundayız.
Sözün ayağa düştüğü, ağzı olanın konuştuğu bol reytingli günlerde Rabbani çizgiye ve rıza-i İlahiye daha bir yoğunlaşmak mecburiyetindeyiz.
Maalesef dine yönelik gündem ve gürültülerde ne ilmi ne de siyasi bir otoritemiz yok… Kapısını çalacağımız bir merci de bulamıyoruz. Din adına ilgili, ilgisiz kim ne söylüyor, ne yapıyorsa yanına kâr kalıyor…
Kendi içimizde bir uyarı ve ıslah sistemimiz de yok. Her konuda ancak uzmanı konuşurken, sıra dine gelince herkes uzman!
“Tesir gücü” kalmamış sunumlar, üst perdeden ahkâm kesmeler ve yorum furyası… Sonuç; dinde laubalilik…
Dini alanda ciddiyet ve ehliyet gidince geriye ne kalır? Belirsizlik, bulanıklık ve başıboşluk…
Çakma İslam uleması, ekran mollaları, medyatik zevat ayrıntılarda boğulmayı, uçlarda gezinmeyi, ilgi çekmek için ilginç tartışmalar yapmayı marifet sanıyorlar…
Dini ‘geçim kaynağı’ kılan bu aymazlar, dine ayar vermekten de geri kalmıyorlar…
Medyanın katkısıyla magazinleştirilen din, şov malzemesi haline geliyor…
Bağlamından koparılan hassas konular reytinge kurban gidiyor…
Sanki sistematik bir itibarsızlaştırma operasyonu ile yüz yüzeyiz…
Unutmayalım ki saygınlığı ve ağırlığı yıpranmış Müslümanların tebliğ ve temsilleri de sorunlu olacaktır.
Yeni neslin zihninde acaba İslam’ın imajı nedir?
Evet, nedir bu İslam’ın başına gelenler?
Geriye belleklerde İslam adına kalan nedir? Folklorik, romantik, nostaljik bir algı değil mi?
Bu dalgaya direnmezsek ne olur?
Ramazan ayının nasıl şenlik ve festivale dönüştüğünü görüyoruz…
Hac ve umrenin “İnanç Turizmi” üzerinden tarihi ve turistik bir geziye dönüşmekte olduğuna tanığız…
Allah ile baş başa kalmamız gereken kutsal topraklarda adeta görüntüleme/fotoğraf çekme yarışına yabancı değiliz…
İyilik ve infakın medya ayağının ne kadar öne çıktığı malumumuz…
‘Jet imamlar’ öncülüğünde ‘hızlandırılmış namazlar’ işin cabası…
Allah ile aramızda kalması gereken ‘an’ları bile afişe etmekten kendimizi alıkoyamıyoruz…
Sıradanlaşıyoruz…
Sahici bir kulluk sınavında sanki savruluyoruz…
Manasından ziyade hangi makamla okunması gerektiği ile ilgilendiğimiz Kur’an bize ne diyor?
Allah’ın ‘dur’ dediği yerde durmak zorundayız…
‘Ol’ dediği gibi olmak zorundayız…
Magazine karşı duruşun merkezinde mana ve mavera olacaktır…
Rant, reyting, reklam, rövanş ve rekabet dünyasına karşı çözüm; Rabbanileşmektir… Rıza ve rıdvana odaklanmaktır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner184

banner183