Belediyyenin arkasında bir arkeoloji müzesi açılması içün, bir takım ğayret sâhibi zevât, merkezî hukûmetden parasını buldukları, belediyye de buna râzı olduğu hâlde, mahallî mukâvemet hâsıl olmuş. İ’tirâz sâhiblerinin dilinin döndüğünü zann etmediğim bu arkeo markeo müzesi malatyaya lâzımmıdır? Malatyaya musallat bu mongol tohumu tefekkür sâhiblerinin babaları, bundan onbeş yirmi sene evvel olur olmaz şey’e “şirk” derdi. Malatyayı kitch, beton, plastik çiçek, kayısı, “m” harfi sembolizmli çirkinliklerle doldurdukları yetmezmiş gibi şimdi de arkeoloji müzesinemi i’tirâz eder oldular? Mezarın üstüne koşu yolu, araba yolu, şelale sevâbıyla teselli bulanların; bir takım eski taş, put, kıvır zıvırların bir müzede teşhirine tarafdâr olmaları beklenebilirmi?
Üzerinde ot bitmeyen, bir takım lüzûmlu lüzûmsuz fuarlara mahall olan bir yerin böyle hayrlı bir teşebbüse mahall olmasına sevineceğine pislik atanların “hasud-ı malatya” taifesinden olması layıkdır.
Bunların dillendirdiği şekliyle, “câzibe merkezi olduğu içün arkeoloji müzesinin trafiği artdıracağı”nı iddiâ etmekden daha geri-zekâlıca bir argüman tasavvur edemiyorum. Halkımız zâten her fırsatda müzeden çıkmayan bir kültürlü halkdır. Arabalarına biner malatyanın arkeoloji müzesinde devamlı gezerler. Müzelerimiz, hele arkeoloji müzesi de zâten devâmlı halkı irşâd eden proğramlar tertîb eder. Müzenin kapısında kuyruk olurlar, arabalara park edilecek yer bulunmaz, değilmi?

Ahlak veyâ haset müzesi
Büyük bir hizmet olmak üzere muhtelîf müzelerin de ihdâs edildiğini görüb okuyoruz. Kezâ bu miyânda muhtelîf ‘âbideler, makâmlar da ihdâs ediliyor. Fakat malatyanın en ihtiyâcı olan bir müze, belki de memlekete hatta ‘aleme ‘ibret olmak üzere bekliyor: “Ahlak veyâ haset müzesi” Böylece kadîm kelâm-ı kibârlara mevzu’ olan, “hased-i malatiyye, fitne-i harput” dedikleri mâhiyyeti düşünmek imkânımız olur. Girişine homo malatyicus heykelini koyarız. Bir kafa tası, beyin yarı kürreleri yerine ortasından yarılmış kayısı. Ardında, iş yapan adamların ayağını kaldırmaya, onların hevesini kırmaya, pislik atmaya dâir binbir îcadların yazılı, görsel anlatıldığı haset odası, iftirâ odası, kibir odası, kalleşlik odası, nankörlük odası, ğıybet odası, rüşvet-horluk odası. Müzenin kapısından giren, evvela fısır fısır, sonra car car dedikodu, kahkaha sesleri duyulur. Arada bir müzenin bodrum katından, ‘akibetlerinin cehennem olması ihtimâlini ihtâr içün feryâd fiğân sesleri işitilir. Pis bir koku binânın içine yayılır ve ğayb olur. Her beş dakikada bir binâdaki bütün sesler kesilir ve dâvûdî bir sesle, “Allah zâlimlerin belâsını verecek” diye bir nidâ işitilir. Koridorda yürürken her köşe başında malatyalı iken gebermiş bir zâlimin hikâyesi anlatılır. Nasıl vaktiyle hökm sürdüğünü, insanlara zulm etdiğini, safâ sürdüğünü fakat şimdi içinde bulunduğu çukurda rûz-ı mahşeri beklediği anlatılır. Bu müzeye giren, huzurla değil; kafası binbir gevezelikle perişan ayrılır. Sanki müze değil korku tunelidir. Müzeden çıkan malatyalı Allaha hamd eder, üç gün ru’yâsında bu müzeyi görür, hayâtına nizâm vermek ister.
Etnoğrafya müzesi içün i’lân olunanın benzeri şeklde, “Her kes kendi ahlaksızlık hikâyesini bize anlatsın. Söz isminizi hikâyenizin altına yazmayacağız.” sloğanıyla reklam verilebilir. Halkımız burada köroğlu malatyadan geçerken aşkarın kendine pis pis bakması hikâyesinden i’tibâren sayısız kahramanlık martavallarını dinleyebilir. 
Her sene,“en hasud malatyalı” mükâfatı verilen bir vatandaşımız, etdiği âşikare haltlarından ötürü mükâfâtlandırılabilir. Hattâ, san’at-severhalkımızın pek sevdiği; inönü, donsuz malatyalı heykeli gibi şöhretli heykelleri sırasında yerini alacakolan bir burğulu adam heykeli, bahis mevzuu müzenin kapısına dikilebilir. Bu heykelin burğulu kafasına o ayın ahlakısınının kafası monte edilib, ayın sonunda yan tarafda teşhîr edilebilir. 

Millî Şef Heykeli
Teklîfime vesîle-i ilhâm olan üstâdın şu yazını da teberrüken buraya derc edeyim. Nehâyetinde memleketin en azman milli şef heykeli hâlen malatyanın hukûmet meydânını kirletir hâlde, sökülüp sevenlerinin gettosuna taşınmayı bekliyor:

“Millî Şef Heykeli
Akademide Hasan Âli Yücel’in reisliğinde profesörler heyeti toplantısı… Vekil, şimdiye kadar seleflerinden hiç birinin bu makamda kendisi kadar kalmadığını, Köy Enstitüleri, klâsiklerden tercümeler, ansiklopedi gibi büyük hamlelere girişileceğini, akademiden de sanat plânında büyük işler beklendiğini anlatmakta ve sözü o zaman birdenbire modalaşan ve göze girme vasıtası haline getirilen “Millî Şef” heykellerine getirmektedir. İnönü heykeli… At üstünde Millî Şef… Akademinin bir pavyonunda yapılmaya başlamış ve yüksekliği damı aştığı için çatıyı delmek zoru doğmuştur. Akademiye girerken sol taraftaki hangar biçimli binanın tepesinde garip bir manzara… İnönü’nün, denizden başını çıkarması ve “ce!” demesi gibi, çatının içinden fırlama kafası… Gövdesi ve atı içeride kalıyor.
Anlattıklarına göre, yerini aldığı zâta ait, nerede ve ne şekilde heykel varsa o da aynını istiyor. Meramı Taksim âbidesinin arka plândaki ikinci, üçüncü adamlar kadrosundan çıkmak, başı doldurmak… Nitekim, işte banknotların üzerindeki eski resim de kaldırılmış ve yerine onun kellesi oturtulmuştur. Selefine “Ebedî Şef” ünvanının yakıştırılmasına karşılık ona “Millî Şef” yaftası uygun görülmüş, fakat bu az gelmiştir.
Profesörler meclisinde heykel meselesi konuşulurken Mistik Şair, önündeki kâğıt üzerine birtakım sıkıntı karalamaları döküyor ve bu hareketi vekil Beyefendinin dikkatini çekiyor:
– Ne karalıyorsun kâğıda, şair?
– Sıkıntımı karalıyorum!
– Bu bahis sana sıkıntı mı veriyor?
– Bir şey veriyor ama, sıkıntı mı, yıkıntı mı, bilemem!
– Söyle açıkça fikrini, çekinme!
– Birazdan, müdür odasında arzederim.
Hasan Âli, Mistik Şair’in, fikrini bildirmesi için mahremlik aradığını sezdi ve toplantı bitince müdür odasında, beraberlerinde yalınız Burhan Toprak, onu konuşmaya davet etti.
– Söyle bakalım!
– Efendim, yabancılar arasında siz bir Maarif Vekilisiniz ve bu sıfatla pek dik çıkacak olan sesime tahammül edemiyebilirsiniz. Fakat aramızda bir arkadaşlık tarafı olduğu için, tenhada, müsamahanıza güvenerek size fikrimi söyleyebilirim.
– Dinliyorum.
– Şu heykel işini şöyle yapsak: Avrupa’ya, ayakta, at sırtında, şu veya bu biçimde şanlı gövdeler ısmarlasak; boyun yerlerini de burgulu yapıp, ölen ölünce kafasını çıkarsak ve yenisinin başını oraya burgulayıversek; nasıl olur?
Burhan Toprak, kahkahadan kırılmamak için ağzını eline gömmüş, sarsılırken, Hasan Âli kıpkırmızı; ve yüzünün sol tarafiyle resmî, sağ tarafiyle de hususî olarak, ağlamaklı ve gülümsemeli!..
(Bâbıâli’den)”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155