“Onların mallarından onları kendisi ile arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat )al ve onlara dua et çünkü senin duan onlar için sükunettir. (onların kalplerini yatıştırır) Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir.” (Tevbe,9/103)

         “Zekat” kelimesinin terim anlamında temizlenmek vardır. Çünkü zengin Müslümanların mallarında isteyenler ve isteyemeyip mahrum kalanlar için belli bir hak vardır. Bu hak verilmediği zaman mala kul hakkı karışmış olur. Müslüman bu hakkı vermekle malını kul hakkından temizlemiş, kendisini günahtan kurtarmış Allah ve peygamberine itaat ederek manevi temizliği elde etmiş olur.

            Kuran-ı Kerim Mekke de nazil olan ayetlerinde zekata vurgu yapmıştır. İlk Müslümanların kendilerinin ihtiyacı olduğu halde zekata muhatap olmaları konunun ne kadar önemli olduğunu gösterir delillerdendir. (Neml, 27/3; Rum, 30/39; Lokman 31/4)Nitekim Cafer b. Ebi Talip Habeşistan kralı Necaşi ile konuşmasında da peygamberimizin insanlara zekat vermeyi tavsiye ettiğini belirtmiştir.(İbn Hanbel I, 202) İlk dönemlerden itibaren sahabe bu ibadeti kısmen de olsa uygulamışlardı. Ancak Mekke döneminde henüz zekâtın farz oluşuna, hangi mallardan ne kadar ve ne zaman nasıl verileceğine dair bir ayet nazil olmamıştı. Allah resulünün bu konuda ayrıntılı bir uygulaması yoktu. Öyle anlaşılmaktadır ki Mekke döneminde sözü edilen zekât ve sadaka Müslümanların gönüllü olarak yapacakları bir ibadet şeklindeydi. Zaten o günlerde Müslümanların çoğu Mekke de geçim sıkıntısı çekiyor, kendi hallerinde yaşayıp, canlarını korumaya çalışıyorlardı. Malının çoğunu veren olduğu gibi bir bölümünü verende oluyordu. Sahabeye yön veren o günün şartları ve ihtiyaçları idi.

            Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten sonra şartların iyileşmesi ile daha düzeni bir yapı içinde yaşamaya başladılar. Bu dönemde önceden tavsiye edilen bazı uygulamalar bağlayıcı hale gelmişti.(Tevbe suresi,9/5) Hicretin ikinci yılından sonra Resulullah (SAS) zekatın hangi mallardan verileceğini, verilecek malın miktarını ve şartlarını anlatarak farz olan zekatın sınırlarını belirlemeye başladı.

            Kuran-ı Kerim’de “sana Allah yolunda ne harcadıklarını soruyorlar. De ki: İhtiyaç fazlasını” ( Bakara, 2/219) ayetiyle ancak belli bir miktarda malı olanların zekâtla yükümlü olduğu bildiriliyordu. Aynı şekilde Allah yolunda yapılan harcamalarda, “ ne elin sıkılığı ne de büsbütün açık olması ( İsra, 17/29 ) istenmekteydi. Müminlerin dengeli hareket etmelerine yönelik bu uyarı peygamberimizin ashabına tavsiyeleri ile zihinlerde iyice şekilleniyordu. Nitekim elde ettiği bütün malı getirip Allah yolunda harcamak isteyen Ebu Husayn es-Sülemi’yi kastederek Allah Rasulü  “ Biriniz sahip olduğu bütün malı getirip, ‘bu sadakadır’ diyor, sonrada oturup insanlara avuç açıyor. Zekatın en hayırlısı verildikten sonra sahibini muhtaç duruma düşürmeyendir” (Ebu Davut, Zekat/39) Zekat veren kişi belirli miktarı dağıttıktan sonra fakirleşmemeliydi. Bu nedenle verilecek zekat miktarı hesaplanırken ailenin temel ihtiyaçları ve ticaret ehlinin demirbaş malzemeleri nisap miktarına dahil edilmiyordu., ( Buhari, Zekat/45 , Ebu Davut, Zekat,5)

            Zamanla zenginler mallarının zekâtlarını yılda kaç kez vermeleri gerektiğini merak etmeye başladılar. Resulullah (SAS) “Allah’ın dinine göre kişinin kazandığı malın üzerinden bir yıl geçmedikçe zekât alınmaz” ( Ebu Davut, Zekât/5) Buyurarak zekâtın verileceği zaman dilimini belirlemişti.

            Mali bir yükümlülük olan zekat kişinin dünya malına karşı denge bir duruş içerisinde olmasını sağlar. Toplumsal boyutları açısından değerlendirildiğinde kardeşlik ve paylaşma duygularını geliştirir. Zekâtı veren kişi bilir ki hem bu dünyada arınması ve hem de ahirette ecir kazanması için bir delil olacaktır. Zekâtın tam olarak verildiği yerlerde denge ve sükunet egemen olacak yoksul zengin kardeşinin malına kem gözle bakmadığı için kendi malı gibi görüp koruyup kollayacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178