Medya içeriğinin gerek tematik, gerekse biçimsel özelliklerinin belirlenmesinde söz sahibi olan editoryal kadro, operasyonel kontrolün esas öznesi olarak konumlanır. Tahsisatla ilgili olan kontrol ise daha genel bir düzeyde işler. Bir bütün olarak medya şirketinin yapısı ve gelişimi ; eylemlerinin ölçeği ve kapsamı; kaynakların kullanımı ve tahsisi ile ilgilidir. Bu düzeyde alınan kararlar şunları kapsar:

  1. Temel politikanın oluşturulması.
  2. Anahtar personelin işe alınması ve işten çıkarılması.
  3. Şirketin genişleme ve daralma momentlerinin seçimi.
  4. Şirketi eğer gerekiyorsa elden çıkarmak yada bütünlüğüyle kapatmak bu iki kontrol düzeyi arasındaki geçişkenliğin altını çizdikten sonra üretimde nihai belirleyicinin, tahsisata dair kontrol işlevini üstlenenler olduğunu belirtmektedir. Marx’tan yana tahsisata dair kontrolün birincil kaynağı mülkiyet olarak görünmektedir. Ancak bu belirleme, medya sahiplerinin içerik üzerinde doğrudan kontrol sahibi oldukları yada editöryal kararlara doğrudan müdahale ettikleri anlamına gelmez. Bu türden iddalar kamuoyunun gündemine sıkça taşınsa da, kapitalist  medya işletmelerindeki kontrolün doğası doğrudan müdahaleye nadiren izin verir. Kapitalizm koşullarında medya sahipleri, medya yöneticileri ve daha alt seviyedeki emek gücü, çeşitli dolayım mekanizmaları ile kar maksimizasyonu hedefini yönelmekte, aktörlerin aktif yada pasif olarak katılıdğı bir ‘’yapılaşma’’(Giddens, 1999) sürecinde sınıfsal gereklilikler işselleştirilmektedir. Bu bağlamda bireysel kapitalist, medya içeriğini doğrudan manipüle etmeyi genellikle düşünmediği gibi, bireysel gazeteci de, haber   peşinde koşarken doğrudan şirket çıkarlarını düşünmez.bunlar daha ziyade iki farklı özne konumunda içsellemiştir. Son kertede medya içeriği, kapanmış bir söylem ve şirket çıkarlarını ileriye taşıyan, çoğunlukla kamusal yararın araçsallaştırdığı bir “meta” olarak karşımıza çıkar (Adaklı, 2010: 70).

Sahipler ve yöneticiler gibi sektöre içsel kontrol de ileri sürülebilir.   Bunların başında kuşkusuz davet ve/veya hükümetler gelmektedir. Bir kamusal hizmet olarak yayıncılık özellikle radyo-televizyon yayıncılığı başlangıcından itibaren şu ya da bu biçimde kamusal düzenlemelerin (Regulation) konusu olmuştur. Bu düzenlemeler  medyayı belirli konularda sınırlandırmanın  yanı sıra teşvikini de kapsamaktadır. Ulusal güvenlikten çocukların zihinsel gelişimine, rekabetin tesis edilmesinden halkın haber alma özgürlüğüne kadar pek çok konu üzerinde hükümetlerin düzenleme yetkisini kullandıkları bilinmektedir. Operasyonel kontrol düzeyinde değerlendirilebilecek bu gibi konuların yanı sıra hükümetler, tahsisat ilgili düzenlemelerde de söz sahibi olurlar. Medyaya hükümet müdahalesinin tahsisata dayalı düzeyde  şu konuları kapsadığını belirtmektedir. “hammadde kaynaklarının sağlanması  konusundaki düzenlemeler, anti-tekel yasası aracılığıyla şirketlerin genişlemelerinin kontrolü, lisans anlaşmaları yoluyla medya pazarına girişin sınırlandırılması “ (Adaklı,2010: 71).

Kaynakça:

Gülseren Adaklı "Türkiye'de Medya Endüstrisi Neoliberalizm Çağında Mülkiyet Ve Kontrol İlişkileri"

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.