“Kul kusursuz olmaz” deyişi insan gerçeğini çok güzel tanımlayan bir ifadedir. Kusursuzluk Allah’a mahsustur. Her türlü kusur, noksanlık ve ayıptan münezzeh olan sadece Allah (c.c.)’tır. Allah (c.c.)’ın gönderdiği ismet sıfatı ile mevsuf peygamberlerden bile zaman zaman zelleler tezahür etmiştir. Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin örnekliğine çağrı yaparken bunu bilmemizi istemiştir…
Hz. Adem (a.s.)’ın cennette yasak ağacın meyvesinden yemesi…
Hz. Yunus (a.s.)’ın mücadele alanı olan Ninova’yı izinsiz terk etmesi…
Hz. Musa (a.s.)’ın ölümlü bir vukuata bulaşmış olması…
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in kendisini dinlemeye gelen âmâ sahabi İbni Ümmü Mektum’dan yüz çevirmesi…
Diğer peygamberlerden de gördüğümüz, daha doğrusu Kur’an-ı Kerim’in dikkatimizi çektiği bu hataların zikredilmesinden maksat nedir?
Kulluk gerçeğimize, sınav serüvenimize daha gerçekçi bakabilmek için, en güzel örnekler üzerinden bizlere hayat dersleri veriliyor… Anlıyoruz ki, korunmuş nebilerde bile bu kusurlar olabiliyorsa, kusursuz kulluk varsayımlarının pratikte karşılığı yoktur…
İnsan kusurludur… Çünkü yaratılış itibarı ile insan zayıf, aceleci, nankör, cimri, cahil, zalim ve tartışmacıdır… Hem günah, hem de sevap işleme potansiyeline sahiptir… Hilafet misyonunu yüklenirken, emaneti taşımaya azmederken şunu unutmamak lazım gelir ki; “kan dökücü, bozguncu olma” boyutu olan insanla karşı karşıyayız… Peki, bu boyutunun olması onun bu misyonu sürdürmesine engel midir? Hayır…
Önemli olan insanın kendini doğru tanımlaması ve günahta ısrar etmemesidir…
Kendisi mükemmel olmayan insan, nedense mükemmeliyetçi anlayışlardan kurtulamıyor…
Mükemmeliyetçi kişi, hem en yüksek hedeflere ulaşması, hem de asla hata yapmaması gerektiğine inanır. İlk bakışta olumlu bir özellik gibi görünse de aslında erişilmesi mümkün olmayan bir netice ve seviyeye umutsuzca ulaşma çabası içerisindedir… Böyleleri kendilerine de başkalarına da zarar verdiklerinin farkında değillerdir.
Mükemmeliyetçilik iki ucu keskin bir kılıç gibidir.
Mükemmeliyetçi kişiler hiçbir koşulda ve süreçte hata yapılmaması gerektiğine inandıkları için sürekli gergin, kaygılı ve kuşku içindedirler…
Hata yapma ihtimali sürekli tedirgin eder, en küçük kusur, başarısızlık, onlar için yıkıcıdır…
Mükemmel olma istek ve azmi ile hareket ettikleri için bir türlü aradıkları başarı ve hedefi gerçekleştiremezler, zamanla normal şartlarda yapabileceklerini de yapamaz olurlar… Çünkü onlar artık tatminsizdir…
Yüksek beklentilerden dolayı hiçbir ortama uyum sağlayamazlar… Doyumsuz, güvensiz ve yalnızdırlar… Artık ortak mücadele zeminlerinin muhalif ve aykırı düşen insanlarıdır…
Bu psikolojiye giren kişilerde esneklik yok… Tahammül yok… Ne anlama çabası, ne katlanma derdi kalmıştır… Hep başkalarının değişmesini ister, merkeze kendilerini alırlar…
Bu arzu, insanı problemli hale getiriyor… Seferden ve sahadan kopmanın en temel nedenlerinden biri de budur…
Bu yaklaşım kişileri sürekli eksiklikleri mercek altına almaya, herkesin günah çetelesini tutmaya, kendini sicil amiri konumunda görmeye itiyor… Onlar hayata pozitif bakamaz, bardağın dolu tarafını göremez, katkı sağlayamaz, tahammül edemez durumdadırlar… Onlar tepkisel ve toptancıdır…
Her işte “ya hep ya hiç”çi bir yerde dururlar… Hayatla örtüşmeyen hamleler, ham hayal olarak kalmaya devam edecektir…
Aslında “mükemmel olmak” arzusu, kemale yürümenin yolunu da tıkıyor… Mükemmel olmayan sonuçlar da nihayetinde birer kazanımdır…
Unutmayalım ki, biz elimizden geleni yapmakla mükellefiz, mükemmel olmakla değil…
Çünkü biz mükemmel değiliz, olamayız da… Masum olmadığımıza ve melek olamayacağımıza göre durum budur…
Bize düşen gerçekçi olmaktır ve gayreti elden bırakmamaktır…
Hata yapma hakkımız vardır, yeter ki hatada ısrarcı, hatayı savunucu olmayalım… Tevbe ve ıslaha açık olalım…
Biz, kusursuz İslam’ın kusurlu Müslümanlarıyız…
Ne kendimize kahretme, ne de kendimizi Kaf Dağı’nda görme hakkımız var… Kendimizle ve hayatla barışık olmak istiyorsak kendi gerçekliğimizi doğru okumamız gerekiyor… Yoksa havanda su dövmeye devam ederiz…
Ayaklarımız yere değecek… Değmesi de yetmiyor, yere sağlam basmamız gerekiyor, çünkü kaygan bir zeminde yürüyoruz…
Sabitkadem olmanın ilk şartı, sahada olmaktır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nesibe ALDEMİR 2018-06-27 15:13:42

Kaleminize sağlık değerli hocam. İstifade edip içinden birçok ders çıkacağımız yazınız için teşekkür ederiz. Allah razı olsun.