Müslüman’ın Şahsiyeti başlıklı yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz:

36) Müslüman Her Durumda Adaleti Gözetir

Şuurlu ve akıllı Müslüman hükmünde âdildir, zulmetmez ve haktan ayrılmaz. Şartlar ne olursa olsun, adaleti gözetmek ve zulümden kaçmak onun inancının özünü teşkil eder. Çünkü Kur'ân ve hadisler ruhsata ve içtihada mecal bırakmayacak şekilde adaleti emreder mahiyettedir:

"Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve in­sanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emre­der. " (Nisa, 58).

Bu adalet anlayışı, aşırı sevgi veya nefret gibi duygulardan ve akra­balık gibi bağlardan etkilenmeyecek kadar hassas bir ölçüye sahiptir.

"Ey inananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun. Bu Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Doğrusu Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Maide, 8).

"Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde âdil olun. "(En'am, 152).

Hırsızlık eden, Mahzumi isimli kadın için şefaat istemeye geldiği zaman Rasülullah (s.a.) adalet hakkında en güzel örneği vermiştir. Kadının elini kesmeye azmetmiş ve ona, "Allah'ın cezalarından birine mi şefaat ediyorsun? Üsame, Vallahi Muhammed'in kızı Fatma bile çalsaydı onun da elini keserdim."

37) Müslüman Zulmetmez

Gerçek Müslüman adalete bağlılığı oranında zulümden de uzaktır. Çünkü zulüm zalimlerin içinde yuvarlandığı bir karanlıktır. Hadis-i şe­rif, bunu şöyle açıklıyor:

"Zulümden sakının. Çünkü kıyamet günü karanlıktır”:" (Buhari, Müslim).

Şu hadis-i kutside yoruma mahal bırakmayacak şekilde zulmün ya­saklanması ne güzeldir.

"Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım. Aranızda da ha­ram kıldım. Birbirinize zulmetmeyiniz." (Müslim).

38) Müslüman Başka Bir Kimsenin Başına Gelen Kötülüğe Sevinmez

Gerçek Müslüman, kimseyi ayıplamaz ve diğer insanların başlarına gelenden dolayı da sevinmez. Çünkü kötülüğe sevinmek çok aşağılık bir meziyettir. İslâm onu yasaklamış ve bu kötü meziyete alışmış ol­maktan sakındırmıştır:

"Kardeşinin başına gelen kötülüğe sevinme. Allah ona acır da seni (o kötülüğe) mübtelâ edebilir." (Tirmizi).

39) Müslüman Cömerttir

Dininin öğretileriyle aydınlanmış ve bunları sadakatle nefsinde tat­bike çalışan gerçek Müslüman cömerttir, eli açıktır ve diğer Müslümanlara çeşitli münasebet ve vesilelerle hayır saçar. Zira dağıt­tıklarının zayi olmadığını, Alim ve Habir olan Allah'ın nezdinde saklı olduğunu bilir:

"Sarf ettiğiniz iyi bir şeyi Allah mutlaka bilir:" (Bakara, 273).

Müslüman, aynı zamanda, bu dünyada sarf ettiklerinin yarın kendi­sine kat kat geri verileceğine inanır:

"Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren bir tanenin durumu gibidir. Al­lah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfu geniştir." (Bakara, 261).

İnsanların sabahladıkları bir gün yoktur ki, iki melek inip birisi: Allah'ım! malını iyiliğe sarf edenin sarf ettiğinin yerine daha iyisini ver, diğeri de: Allah'ım! Hayra sarf etmeyip tutana telef ver, diye dua etmesinler." (Buhari, Müslim)

Hadis-i kutsi ise şöyledir:

"İnfak et, ey Ademoğlu! ki sana da infak edilsin." (Buhari, Müslim).

Aişe (r.a.), Nebi’nin (s.a.) bir koyun kestiğini sonra da, "Ondan ne kaldı?" diye buyurduğunu, kendisinin, bir omuzdan başka bir şey kal­madı, dediğinde şöyle cevap verdiğini rivayet ediyor: "Omuzundan başka hepsi kaldı." (Tirmizi).

40) Yaptığı İyilikleri Başa Kakmaz

Allah'ın iyilik yapmaya muvaffak kıldığı şuurlu Müslüman, insanlara yaptığı iyiliği başlarına vurmaz ve Allah’ın buyurduğu şu kimselerden olmaya çalışır:

"Mallarını Allah yolunda sarf edip, sonra sarf etlikleri şeyin ardın­dan başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri, Rablerinin katın­dadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir." (Bakara, 262),

Müslüman, başa kakmanın ve ezanın sadaka sevabını alarak götü­receğini beyan eden ayeti aklından çıkarmaz. Başa kakmayı ve ezayı yasaklayan şu hitap kulaklarını doldurur:

"Ey inananlar! Sadakalarınızı başa kakma ve eza ile boşa çıkarma­yınız. "(Bakara, 264).

41) Müslüman Misafirperverdir

Ruhu, cömertlik manalarının hakikatine ermiş gerçek Müslüman tabii ki, misafirperver olacaktır. Misafiri güler yüzle karşılar ve ona ik­ram etmeye koşar. Bu, Allah'a ve ahiret gününe imanın nefsinde kökleşmesinden ileri gelmektedir:

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin." (Buhari, Müslim).

Misafire ikramda bulunan, Allah'a ve ahirete iman ettiğini bir davranışla ortaya koymaktadır. Bunun için de bu ikram, misafire verilen bir ihsan kabul edilmiştir. Sanki, misafir ev sahibinin salih amel iş İçmesine sebep olduğu ve bu fırsatı verdiği için ona mükafat verilmektedir. Bu mükâfat da ona yaptığı ikramı olacaktır.

"Allah'a ve ahiret gününe inanan misafirine mükafatının karşılığını ikram etsin." Sahabe:

Mükâfatı nedir ya Resûlullah! diye sordular.

"Bir gün ve gece. Misafirlik üç gündür. Üç günden fazlası (ev sahi­binin) sadakasıdır." (Buhari, Müslim).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199