Geçtiğimiz hafta Müslüman’ın şahsiyeti konusunu işlemiştik ve bu hususu maddeler halinde izah etmeye çalışmıştık. Bu özelliklerden; 1- Sadık (doğru) olmasını, 2- Hile Etmeyeceğini, Aldatmayacağını ve İhanet Etmeyeceğini, 3- Hased Etmeyeceğini ayrınıtılı bir şekilde ele almıştık. Bu hafta da yazımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah:

4) Müslüman Nasihat Eder:

Gerçek Müslüman, yukarıda anlatılan kötü sıfatlardan kurtulmakla yetinmez. Bilâkis toplumdaki her ferde içtenlikle nasihat etmek gibi yapıcı müsbet sıfatlarla da süslenir. Bunu Rasûlullah (s.a.), şu hadisin­de belirtmiştir:

"Din nasihattir." Sahabe: - Kimin için? deyince, buyurdu ki:

"Allah için, Kitabı için, Peygamberi için, Müslümanların imamları ve hepsi için." (Buhari, Müslim).

Sahabe, Rasûlullah’a (s.a.) namaz, zekât ve Müslümanlara nasihat üzere biat ediyorlardı. Bunu Cerir b. Abdullah'ın (r.a.) sözü gayet iyi açıklamaktadır.

"Rasûlullah'a (s.a.) namaz kılmak, zekât vermek ve her Müslümana nasihat etmek üzere biat ettim." (Buhari, Müslim).

Bir rivayette de

"Emri altındakileri nasihatıyla çevrelememiş olan cennetin kokusunu bulamaz." buyurmaktadır.

Müslim'in rivayetinde ise hadis şöyledir:

"Müslümanların işlerini üstlenmiş bir emir yoktur ki, onlar için çalışmamış ve onlara nasihat etmemiş olsun da yine de onlarla bera­ber cennete girsin."

Dikkat edin! İslâm'da idarecinin mesuliyeti ne büyüktür! Ve bu ida­recinin ahiretini kurtarması hususunda nasihatin ne kadar büyük etkisi vardır. Hepimiz Peygamber’in (s.a.), "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürülerinizden mesulsünüz." hadisiyle açıkladığı sorumluluğumuzu sosyal planda idrak edersek, bunun İslâm toplumundaki kapsamını da kavramış oluruz ve bu mesuliyetin kapsamından hiçbir Müslüman is­tisna değildir.

5) Müslüman Sözünü Yerine Getirir

İslâm’ın asıl kaynağıyla hemhâl olmuş gerçek Müslüman aynı za­manda sözünde durmak ve vaadini yerine getirmek ahlâkıyla da dona­nır. Bu ahlâk insanın toplumdaki başarısının en önemli faktörü ve aynı zamanda sosyal seviyesinin yüksekliğine en fazla delâlet eden bir ahlâktır, dersek mübalağa etmiş sayılmayız.

Diğer insanlardan bu yönüyle üstün olan Müslüman, kesin olarak insanların en üstünü ve önde geleni olacaktır. Sözünde durmak ve va­adini yerine getirmek, İslâm'ın en köklü ahlâkı olup imanın sıhhatine delâlet eden kuvvetli bir delildir. Vaadi yerine getirmek ve sözünde durmak hususunda ayet ve hadisler birbirini teşvik edercesine gelmiş ve onun iman alâmeti olduğuna işaret ederek bu sıfatları terkedenleri tehdit etmiştir. Bu durumu da nifak alâmeti kabul etmiştir:

"Ey iman edenler! Akidleri yerine getirin. " (Maide, 1).

"Ahdi de yerine getirin. Doğrusu verilen ahidde sorumluluk var­dır. " (İsra, 34).

Söz vermek, bugün Müslümanların çoğunun yaptığı gibi ağızdan çıkan bağlayıcı olmayan bir kelime değildir. Bilâkis hesap vereceği bir mesuliyettir.

"Ahidleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. " (Nahl, 91).

Evet verilen söz, Allah'ın ahdi, diye ona izafe edilmiş, kutsallık ve hürmet kazanmıştır. Bu yüzden şartlar ne olursa olsun, ahde vefa vaciptir.

"Ey inananlar! Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmadığınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur. " (Saff, 2-3).

Sözde durmamak, Allah'ın kulları için hoşlanmadığı ve istemediği bir şeydir. Ayetin başındaki sorunun muhatabı olmaktan dolayı Müslüman, Rabbine karşı hayâ eder.

Rasûlullah (s.a.) şöyle buyuruyor:

"Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, vaadedince vaadinde durmaz, (kendisine bir şey) emanet edilince ihanet eder. " (Buhari, Müslim).

Dikkat edin! Bu acı gerçek tüccar, sanatkâr ve memurlarda çoktur. Belli bir vakitte işlerini bitireceklerini vaad ederler, sonra da vaadlerinde durmazlar. Bir şey üzerine sözleşip de yerine getirmeyenler, kendi­lerine bir mal, sır ve miras gibi şeyler emanet edilince, bu emanete ihanet edenlerin hepsi bilsin ki; oruç tutsalar, namaz kılsalar ve kendi­lerini Müslüman zannetseler de onlar münafık zümresindendirler ve onlar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar.

6) Müslüman Güzel Ahlâk Sahibidir:

Gerçek Müslüman güzel ahlâk sahibi, cömert, tatlı sözlü ve İslâm yoluna ayak uydurmuş. Nebi’ye (s.a.) tâbi olmuş bir kişidir.

Rasûlullah (s.a.), hizmetçisi Enes'in (r.a.) naklettiği gibi ahlâk yö­nünden insanların en güzeliydi... Enes (r.a.) sözünde mübalağa etmiyor­du. Çünkü o Rasûlullah’da (s.a.) hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kula­ğın işitmediği güzel ahlâkı görmüştü. Şimdi sözü Enes'e (r.a.) bırakalım da bize İslâm Peygamberi’nin (s.a.) ahlâkından bir nebze anlatsın:

Rasûlullah’a (s.a.) on sene hizmet ettim. Bu müddet zarfında bana, asla, "öf bile demedi. Ne yaptığım bir şeye onu niye yaptın, ne de yap­madığım bir şey için ‘şöyle yapamaz miydin’ demedi.” (Buhari, Müslim).

Evet, Rasûlullah (s.a.) böyleydi. Çünkü o, ne kötü söz söyler, ne de başkalarına kötü söz işittirirdi.

"Ahlâkı en güzel olanınız en hayırlılarınızdandır." (Buhari, Müslim).

"Çirkin söz ve çirkin sözü söylemenin İslâm'da hiçbir şekilde yeri yok­tur. İnsanların İslâm açısından en güzeli, ahlâkı en güzel olanlarıdır."

(Ahmed, Ebu Ya'la).

"Bana en sevimli ve kıyamet günü bana en yakın olanınız, ahlâkı gü­zel olanlarınızdır. Bana en sevimsiz ve kıyamette benden en uzak olanınız gevezeler; insanlara üstünlük taslamak için ağızlarını yayarak konuşanlar ve çok sözlülerdir.”

Sahabe dedi ki:

-Gevezeler ve ağzını yayarak konuşanları anladık, ama çok sözlüler kimlerdir? Buyurdu ki: “Kibirliler.”(Tirmizi)

Sahabe Rasulullah’tan (s.a.) duydukları bu tavsiyeleri dinlerler ve nasıl uyguladığını gözleriyle görürlerdi ve buna göre amel ederlerdi. Böylece de onlar tarihte eşine rastlanmayan örnek toplumlarını kurdular.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner194