Her hafta birkaç madde altında işlediğimiz Müslüman’ın Şahsiyeti başlıklı yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz:

27) İyiliği Emreder, Kötülüğü Nehyeder

Bunu yaparken akıllı, dikkatli, temkinli, insa­na nasıl yaklaşılacağını bilerek ve hikmetle işe koyulur. O, inkar edilen ya da dinin kabul etmediği şeylerden daha büyük bir fitne zuhur etmeyecekse, eliyle; eliyle gücü yetmezse de diliyle hakkı gösterir. Buna da gücü yetmezse bâtılı kalbiyle inkâr eder ve inkarın tamamen ortadan kalkması ve kökünden yok edilmesi için hazırlık içine girer. Rasûlullah (s.a.) buyuruyor ki:

"Sizden her kim bir münker görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse

dili ile değiştirsin. Ona da gücü yetmezse kalbiyle reddetsin. Bu

(sonuncusu) ise imanın en zayıfıdır." (Müslim).

Müslüman iyiliği emrederek münkeri engellerken, aslında din kardeşlerine nasihat etmektedir. Din nasihattan ibaret olduğuna göre, Müslümanın mutlaka emr-i bil maruf ve nehy-i ani'l-münker yapması lazımdır.

"Din nasihattir."

Kimin için, diye sorduk.

"Allah için, kitabı için, Rasulü için, Müslümanların imamları için ve Müslümanların hepsi için." buyurdular. (Müslim).

Nazik ve Davetinde Hikmet Sahibidir...

Abdullah b. Mes'ud (r.a.) Perşembe günleri vaaz ederdi. Ona bir adam:

Bize her gün vaaz etmeni isteriz, dedi. Ona:

Beni bundan alıkoyan, sizi usandırmak istemememdir. Rasûluilah (s.a.), bize usanç geleceğinden korktuğu için nasıl belli vakitlerde nasi­hat etmişse, ben de vaazı belli vakitlerde yapıyorum." (Buhari, Müslim).

Rasulullah (s.a.) şöyle buyururken işittim:

"Birinin namazı uzatıp hutbeyi kısa tutması, onun anlayışının alâmetidir. Namazı uzatın, hutbeyi kısa tutun." (Müslim).

Hikmet sahibi, akıllı, liyâkatli ve ileri görüşlü Müslümanın özel­liklerinden birisi, davet ettiği kimseye karşı yumuşak davranması vs. onların cehaletlerine, hata ve bıktırıcı sorularına sabretmesidir. Onla­rın geç kavramasına, Peygamberimiz’in (s.a.) yoluna tâbi olarak sabredecektir.

28) Münafıklık Yapmaz

Gerçek Müslüman nifak, yağcılık, haram olan muamele ve yalan yere övülmekten son derece uzaktır. Çünkü o, bu asırda, birçok insanın düştüğü bu tehlikeli duruma düşmekten dini sayesinde korunmuştur. Bu noktada ayağı kayanlar, farkına varmadan, helak edici nifak çuku­runa düşerek yuvarlanmışlardır.

"İçinizden gelen sözü söyleyiniz, kendinizi zorlamayınız. Şeytan sizi vekil tayin etmiş (gibi) olmayınız. Beni, Allah'ın bana verdiği makam­dan daha yukarıya çıkarmayın. Ben Abdullah oğlu Muhammed'im. Onun kulu ve Rasûlüyüm." (Hayatü's-Sahabe)

Müslümanların seyyidi, efendisi ve en üstünü olduğunda şüphe ol­madığı hâlde, Peygamberimiz (s.a.) kendisini seyyid diye methedenleri bu işten men ederken çok iyi biliyordu ki; medih kapıları açılırsa, in­sanların birçoğu nifak tehlikesine girecek ve ayakları kayacak. Saha­beyi de insanların yüzlerine karşı methetmekten men etmiştir. Böylece hem methedeni nifaktan kurtarıyor, hem de methedilenin kendisini be­ğenerek böbürlenmesini engellemiş oluyordu.

29) Hastayı Ziyaret Eder

Gerçek Müslüman, hastaları ziyaret eder ve bunu da üzerinde İslâmî bir borç olarak kabul eder. Çünkü, Rasûlullah (s.a.) şöyle bu­yurmaktadır:

"Hastaları ziyaret edin. Aç kimseleri doyurun. Esirleri serbest bıra­kın. " (Buhari).

Bera b. Azib (r.a.) şöyle diyor:

"Rasûlullah (s.a.) bize hastayı ziyaret etmeyi, cenazeyi teşyi etmeyi, aksırana teşmili (yerhamukellah demeyi), yemin edenin yeminini kabul etmeyi, mazluma yardımı, davete icabeti ve selâmı açıktan açığa çokça vermeyi emretti. "(Buhari, Müslim)

Allah azze ve celle kıyamet günü:

Ey ademoğlu! Ben hastalandım, beni ziyaret etmedin! buyurur. Kul: Ya Rab! Sen âlemlerin Rabbisin, ben seni nasıl ziyaret ederim, der. Allah (c.c):

Filan kulumun hasta olduğunu bilmiyor muydun ki, onu ziyaret etmedin, onu ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını bilmedin mi? Ey ademoğlu! Ben senden yemek istedim, sen beni doyurmadın! buyurur. Kul:

Ya Rab! Sen âlemlerin Rabbisin, ben seni nasıl doyururum? der. Allah (c.c):

Bilmiyor musun? Filan kulum senden yemek istedi de onu doyur­madın. Onu doyursaydın, yaptığın iyiliği benim nezdimde bulacağını bilmiyor muydun?

Ey ademoğlu! Senden su istedim, bana su vermedin! buyurur. Kul:

Ya Rab! Sen âlemlerin Rabbisin, ben sana nasıl su veririm! der. Allah (c.c):

Filan kulum senden su istedi, ona su vermedin. O an su verseydin ona yaptığın iyiliği benim nezdimde bulacağını bilmiyor muydun? bu­yurur. " (Müslim).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199