Dünyayı dolaştım giymedim başıma taç

Ne zengini tok gördüm ne de fakiri aç

Yarabbi öyle bir Fevzi kanaat ver ki;

Namerde değil merte de eyleme muhtaç;                  Diyor Aşık Yunus Emre.

Evet, mala olan sevgimiz onunla ilişkimiz, ona gerektiğinden fazla anlam yüklememiz zengin olsun fakir olsun her birimizde ahlaki zaafiyete sebep oluyor; kanaatsizlik, dünyaya karşı tamahkârlık.Zengin malı arttıkça nimete alışıyor bunu sadece kendi çabasının karşılığı görüp ihtiyacından fazlasını kazanmak için daha fazla çalışıyor. Elindekinin de kaybolacağından endişe ederek malını infak etmekten çekiniyor. Fakir ise içinde bulunduğu durumu kendisi için bir zillet gördüğü için devamlı bundan kurtulmanın yolunu arıyor. Açgözlülük yapıyor kendine gelen yardımları hoyratça kullanıp hak hukuk tanımadan başkasının malına göz dikebiliyor. Oysa o güzel peygamber bizi bu tehlikeye karşı uyarmıştı; “Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır”. (Tirmizi, Zühd 26)

“Fakirlik ateşten gömlek” demiş atalarımız. Onun ne kadar kötü bir durum olduğunu anlatan bundan güzel söz var mı bilmiyorum.Hakikaten böyle durumda olan kişileri tok yatan bilemez.Ömrü boyunca hiçbir şeyin yokluğunu çekmeden büyüyen nesillere bu nasıl anlatılır ki?Üstelik onların gerçek dünyadan bütünüyle farklı tamamen sanal bir hayatları varken.O sanal âlemlerde herkes varlıklı, güzel, kaliteli ve mutlu bir yaşam sürdüğünü ispat etmeye çalışırcasına paylaşım yaparken bunların gerçek olmadığı nasıl izah edilebilirki? Bu iki alem arasında sıkışan ve çözüm bulamayınca hayatlarına kendi elleriyle son veren gençlerimize, sanal dünyadan daha gerçek dünya hayatı ondan da daha gerçek ahiret hayatını ve asıl kalacak yerimizin orası olduğunu ne zaman anlatacaktık?

İnsanın malı artıkça içindeki yokluk duygusu artarmış. Tok gözlü zenginlerimiz de var elbet ama yaşadığımız hayat bu gerçeği bize de tecrübe ettiriyor. Hac farizasını yaptığımız zamanın birinde sebil  (Allah rızası için) dağıtılan yiyeceklerden almak için vip hacıların nasıl mücadele ettiğini, odalarını temizleyen görevlilere üç beş kuruş vermemek için hangi manevraları yaptıklarını   görünce çok şaşırmıştım.

Bir hocaefendi anlatıyor; Gaziantep’ te bir iplik fabrikasında işçi olarak çalışan bir arkadaşını makinada olan bir arıza sebebiyle patronu mahkemeye vermiş.Mahkeme maaştan kesme cezası verince oda patronun yanına çıkıp “ Efendim beni tanırsınız, ihmalkârlık, hainlik, tembellik yapmam. Aylığımdan kesiyorlar zaten fakirim iyice müşkül duruma düşeceğim…” deyince patronu “ Evladım söylediğin gibi biri olduğunu biliyoruz ama bizim de neyimiz varki.İşyerimizde sadece 500 kişi çalışıyor.Bak Adana da 3000 kişiyle çalışan filan fabrika var.Onunla mukayese et biz zenginmiyiz? Demiş.İşçi “haklısınız !”İçinden de “fitremi ona veresim geldi” diyerek çıkmış. Böylelerine zengin demek yanlış olur. Çünkü zenginlik kelimesinde olumlu bir yön var. Bunlar sadece malı çok insanlar. Ne diyor efendimiz “ Gerçek zenginlik mal- mülk ile değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir” (Buhari, Rikak, 15)

Dünya malına aşırı düşkünlük çoğu zaman ihtiyacımızdan fazlasını isteme ve tüketme ihtiyacına sebep olabiliyor. Zamanın birinde yardım yaptığımız bir aileyi hatırlıyorum. Gerçekten içler acısı yaşantısı bizi derinden etkilemiş bir kısım arkadaşlarımızın da tedarik ettikleriyle bir aylık yiyecek malzemesi ve çocuklarına kıyafet almıştık. Aradan bir hafta geçtikten sonra bizi yine aradılar erzak bitti diye. Ziyaretlerine gidince çok şaşırmıştık.Aldığımız kıyafetlerin bir kısmını makasla kesmişlerdi.Dolaplarında yiyecekten eser yoktu.Dahası ihtiyaçlarının sadece bunlar olmayıp nakit yardımı yapmamız için bize kendilerini iyice acındırmaya çalışıyorlardı.Az da olsa bu insanların varlığı insanın içindeki yardım sevgisini öldürebiliyor. Oysa Resulullah (sas) zamanında da böyle şeyler vardı. Ama o; nebevi ahlakın sahibi!  yaşayan kuran! olan eşsiz insan bizler kadar sabırsız davranmamıştı

Huneyn savaşı sonrası Hz. Peygamberin yeni İslam’a girmiş olan Hakim b. Hizama diğerlerinden fazla ganimet verir.Hakim bu ganimet taksiminden oldukça memnun olmuş olacakki peygamberimize üç kez gelip daha fazlasını ister. Hiç bir defasında onu eli boş göndermeyen peygamberimiz sonuncuda şu öğüdü verir. “Ey Hakim bu dünya malı göz alıcı ve tatlıdır.Kim bu mala engin bir gönülle sahip olursa kendisi için malı bereketlenir. Ama kimde hırs ve tamah dolu bir kalple bu malı isterse tıpkı yiyip de doymayan bir kimse gibi onun için malın bereketi kaçar.Veren el alan elden üstündür” Efendimizin bu nasihatinden sonra Hakim hiç kimseden bir şey istememiş; Hz.Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde kendisine teklif edilen payına düşen malları almamıştır. (Buhari, Zekat 50)

Rabbim bizleri zenginliğe de fakirliğe de sabreden kullarından eylesin. Edindiğimiz malları hakkımızda hayırlı kılsın.Gerçek zenginlik olan gönül tokluğu versin. Mallarımızın ve ticaretlerimizin O’nu anmaktan, namaz kılmaktan ve zekatvermekten alıkoymasından muhafaza eylesin. Kalplerin ve gözleri allak bullak olacağı o günün dehşetinden korkarak amel edenlerden eylesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner194