Nefis, kişi ve zat anlamında olup, insanın maddi-manevi öz varlığını öz benliğini ve şahsiyetini oluşturan bir iç mayadan ibarettir. Bir çok tanımlar yapılmaktadır nefisle ilgili… Bunlardan biri de, Allah’tan gelen ruh ile topraktan ya­ratılan bedenin bileşkesine nefis yani insan denir. Nefsin tanımını farklı ilim dalları her ne kadar komplike bir şekilde yapsalar da Kur’an’da üç şekliyle karşımıza çıkmaktadır: Birincisi “Emmare” yani, aşırı ve sınırsız ilkel arzularının peşinde koşturan, ikincisi “Levvame” yani kendisini sorgulayan hatta yargılayan, kınayan ve günahlardan sıkıntı duyanbir öz varlık, üçüncüsü “Mutmainne” yani kendisine hoş gelen ve cezbeden bütün hayvani ve şehevi arzularının hükmünden kurtulup ubudiyyet (kulluk) makamında İlahi nurla tatmin olansıfatlarıyla karşımıza çıkar…

Bu tanımlardan sonra nefsin, sahibini günaha sürükleyen bir casus olduğunu söylemek doğru olur. Onun bu sinsiliğinden korunmak için onu çok iyi tanımak gerekiyor. İnsanın görevi, nefsin arzu ve isteklerinden tamamen imtina etmesi değil bilakis bir mürebbi edasıyla nefsi terbiye ve tezkiye etmek suretiyle yukarıda bahsettiğimiz Levvame ve Mutmainne mertebelerine terfi ’sini sağlamaktır. Bunu başarmanın yolu,aklı devreye koyarak nefsi ve nefsi saran illetleri, kalbi hastalıkları iyi bilmek ve analiz etmekve tedavi etmek için mücadele etmekle olur…

Allah Resulü (S.A.V) şöyle buyurmaktadır: "Güçlü güreşçi, güreşte rakibini yenen değildir, öfkelendiği zaman nefsine hakim olan kimsedir. "(Buhari-Müslim)

Ayrıca, kudsi bir hadiste Allah (C.C): “Nefs-iEmmare’yi düşman bil! Zira o, bana düşmanlığı sebebiyle karşıma dikilmiştir.” buyurmaktadır. (Tirmizi)

Nefsimizi tezkiye etme yolunda vereceğimiz mücadelenin meyvesini devşirebilmek için bu konuda ilahi ve nebevi kriterlere uyma zorunluluğu vardır. Peygamberimiz (S.A.V) bir hadisinde: "Mü’mini size haber vereyim mi? insanların mal­ları ve canları konusunda emin oldukları kimse­dir. Müslüman da insanların elinden ve dilinden selamette olduğu kişidir." Mücahid de: Allah"a itaat hususunda nefsiyle mücadele edendir. Muhacir ise, hatalardan günah­lardan uzaklaşan kimsedir.(İbn-u Hibban). Nefisle iyi mücadele yöntemlerinden biri, öfkelendiği zaman öfkesini yutmak, onu dışa yansıtmamaktır. Çünkü öfke, senelerce emek ve çalışmanın mahsulü olan dost­lukları sevgi ve muhabbetleri patlamasıyla her şeyi bir anda yakıp kül haline getiren gaz tüpü misalidir.Ebu Hureyre şöyle rivayet ediyor: Adamın biri peygambere (S.A.V): bana öğüt ver, dedi. Peygamberimiz de "kızma!"buyurdu. Adam bu isteğini birkaç defa tekrar etti. Peygamber(S.A.V) de her defasında ısrarla kızma" diye buyurdu. (Buhari)

Öfke bazen boşanmalara, bazen katillere veya kendisiniintihara götürecek kadar büyük cinayetlere sebep olmaktadır. Öfkesini galebe çalan kişi bir çok tehlikeyi peşinen bertaraf etmiş demektir.

Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) sünnet ve tavsiyelerine ittiba eden her Müslüman; gerek hanımına, gerek çocuklarına, gerekse de başka kimselere öfkelendiği zaman peygamberimizin bu hadisini hatırlasın ve peygamberim bana kız­ma! diyor, ben de peygamberimizin emrine uymalıyım,  diyerek peygamberine karşı ümmet olduğunu bu meyanda da ispatlaması gerekir.

Dünyevi ve uhrevi büyük fayda ve mükafatları celbeden nefsin öfkesini bastırma işi, herkesin ulaşabildiği bir meziyet değildir. Bu ancak nef­sini tezkiye etmeyi kendine hedef seçen erdemli kişilerin yapabileceği bir iştir. Onun içindir ki, hadisi şerifte: "Nefisle mücadele düşmanla müca­deleden daha zordur"(Acluni). Nefsin gayr-ı meşru is­teklerine karşı koyma dinin akidevi, ibadi ve ah­laki vecibelerini yaşama alışkanlığını kazanma yolunda verilecek mücadele ve savaşın çok zor olduğunu belirtme sadedinde hadis diye rivayet edilen, ancak hadis olmayıp manaca doğru olan bir rivayette: "Küçük savaş (düşmanla harp)dan döndük, büyük savaşa (nefisle cihada) yöneldik. Dediler ki büyük cihad nedir? Buyurdu ki kalple cihad veya nefisle cihaddır."(İhya-i Ulumuddin). Bu rivayet hakkında Emir-ul Mü’minin kabul edilen Hafız bin Hacer "Tasdid-ul Kavs" adlı eserinde bu meşhur bir rivayet te olsa aslında o İbrahim bin Able’nin sözüdür der (Hasan el Benna, Resail, Arapça’sından). Zayıf veya mevzu kabul edilen hadis manaca doğru ve gerçek olabilir, an­cak Peygamber(S.A.V) sözü değildir denir. Şu bir ger­çek ki, nefisle cihad etmek, nefsi dünyalıkların ge­çici menfaatlerinden, şehvani arzularından, doy­mak bilmez cimriliğinden arındırmak dıştaki düşmanla savaşmaktan daha zor ve daha önceliklidir. Nefsinin meşru olmayan isteklerini, şehevi arzula­rını bastırıp Allah’a ve Resulüne itaate alıştıramayan, ölümün nefis için bir kurtuluş, dostuna bir vuslat, sevdiklerine bir kavuşma olduğu inancı ka­nına karışmamış bir insan, ölüm pahasına dış düş­manla savaşmayı göze alır mı?...

Önümüzdeki hafta yazımıza devam edeceğiz inşallah

Şunu unutmamak gerekir:  Hakiki terakki ve tekamül nefsi katletmekle değil, nefsi hayırlı hizmetlerde koşturarak müstahdem kılmaktan geçmektedir. Rabbimiz, bizleri nefsimize esir etmesin, nefislerimizi dini mübinden tefrik etmesin, arzuladığımız terakkiye nail eylesin… Vesselam …

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.