Her insanın kendine sorması gereken üçüncü soru da “nereye gidiyoruz?” sorusudur. Allah'ı tanımayan, ilahi öğretilerin talim ve terbiyesini görmeyen inançsızlar bu soruya şu cevabı veriyorlar: “Anaların rahmi dışarı atıyor, toprak da onları yutuyor. Yani yokluğa gömülüp gidiyor, hepsi bu kadar” Böylesi bir cevap ateist zihniyetlerin mesnetsiz yorumundan başka bir şey değildir. Yüzeysel, basit ve sathi düşünen bu kimseler her asırda, her mısırda ve her nesilde var olagelmiştir. Ubey bin Halef adındaki inançsız biri, Allah Resulüne gelip elindeki çürümüş kemiği iyice toz haline getirdikten sonra “Sen, Allah’ın bu rüzgara savrulan tozları yeniden dirilteceğini mi söylüyorsun?” dedi. Allah’ın Resulü , “Evet” dedi. ”Allah seni öldürecek, sonra diriltecek, daha sonra seni haşredip ateşe doğru sürecek.” buyurdu. 
Öldükten sonra tekrar dirilme konusunda Mahmut Toptaş Hoca Şifa Tefsir'inde bir ateistle olan diyalogunu şöyle aktarıyor: Ateist bana sormuştu: “Adamın biri denize düşse, onu balina yutsa, balinayı balıkçılar tutsa, bin parçaya ayırsalar, binlerce insan yese, bu insanlardan biri Asya’da biri Avrupa’da ölse, biri yansa duman olup gökyüzüne yükselse, şimdi bu denize düşen adamı Allah nereden, nasıl toplayacak?” Ona cevabı şöyle verdim diye ekliyor: Babanın okuduğu Kuran-ı Kerim’de Yasin suresi vardır. O surenin 79. Ayetinde sorunun kısa bir cevabı vardır. Müşriklerden biri bir mezarlıktan çürümüş bir kemik getirip  Efendimizin önünde ufalayarak rüzgara savuruyor, kim bunu diriltecek, diye, sorar. Rabbimiz de ‘onu ilk önce kim yaratmışsa o diriltecek’ diye cevap verir ve devamla: “Sen bana denize düşenin dağılışını anlattın. Ben de sana senin toparlanışını anlatayım: Bir zamanlar sen yoktun, annenle baban evlendi. Meninin altmış milyondan biri kadar küçüktün. Dokuz ay sonra dünyaya geldin. Anne sütünden sonra Adana’nın domatesi, Erzurum’un yağı, Ayvalık’ın zeytinyağı, Trakya'nın peyniri, Rize’nin çayı, Konya’nın buğdayı sana geldi, onları yedin, içtin ve seksen kiloluk bir adam oldun. Bu saydıklarımın ekilip büyümesi için Avrupa’dan, Amerika’dan, Afrika’dan gelen aletleri, gübreyi, ilaçları, havayı saymıyorum. Senin dağıttığın yerlerden toplamış Allah seni…” deyince ateist olan bu kişi "ben de ahirete inandım" demişti.     
Evet, bir insan, anlayış ve algılama özürlüsü değilse bu kainatı yaratabilenin, an be an yaklaşmakta olduğumuz ahiret alemini de yaratabileceğine kuşkusuz bir şekilde inanır. Yüce Allah bir ayetinde mealen, “Yaratmaya başlayan sonra onu tekrarlayan O’dur. Ki bu onun için pek kolaydır. Göklerde ve Yerde en yüce isim O’nundur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.’’(Er-Rum Suresi, Ayet 27)
    Başka bir ayetinde de mealen, “Sizi yaratmak ve sizi diriltmek tek bir insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. (Lokman Suresi, Ayet 28)
    Allah (C.C.)’ı tanımayanlar veya sembolik olarak tanıyanlar, kendilerinin yapamayacakları, üstesinden gelemeyecekleri şeyleri, Allah’ın da yapamayacağını zannederler. Bunların böyle inanmalarının temel sorunu, Allah’ı tanımamalarından kaynaklanıyor. Bir de materyalist felsefenin etkisinde kalarak görmedikleri bir şeye inanmamaları, başka bir ifade ile bir şeyin var olabilmesi için o konuda akıllarının onay vermesi ya da gözleriyle bizzat görmeleri gerekiyor!...
Halbuki çağımızda yaşadığımız teknolojinin ortaya koyduğu baş döndürücü şeyler, 40-50 yıl önce bize haber verilseydi gözlerimizle görmediğimiz için inkara kalkışacağımız gibi o günkü akıl mantık duvarını aştığı için de kabullenmezdik. Demek ki bir şeyin olabilirliği, akıl ve mantığımızın kabulüne, gözlerimizin müşahedesine endeksli değildir. 
Mevlana Celalettin Rumi Mesnevi’sinde şu hikmetli temsiliyle konumuzu ne güzel anlatmaktadır. Bir anne, karnındaki yavrusuna, yakın bir gelecekte geniş, aydın, süslü, cazibeli bir aleme gideceksin dese, çocuk da annesinin dediklerini anlayacak durumda olsa, annesinin bu haberine karşı çıkar ve kabul etmez.  Halbuki birkaç gün veya birkaç ay sonra annesinin dediği dünyaya doğacaktır.
Buradan yola çıkarak şu tespitte bulunmak yerinde olacaktır: Her insan dört alem (dünya) değiştiriyor: Birincisi, ana rahmi. Herkes orada 9 ay kadar ömür geçiriyor. Oradan ikinci alem olan dünyaya intikal ediyor. Kendisine biçilen ömür kadar yaşadıktan sonra berzah alemine yani üçüncü dünyasına irtihal ediyor. Yolculuk devam ediyor, bütün insanlar orada toplandıktan sona Allah’ın emriyle İsrafil sura üflüyor ve bedenler kabirlerinden çıkıp ruhlarıyla birleşip dördüncü aleme yani ahiret alemine, Cenab-ı Allah’ın huzuruna hesap vermeye haşr oluyor... Her bir sonraki alem, evvelkine göre daha geniş, daha güzeldir. Yani dünyamız annemizin karnına göre ne kadar daha geniş, daha güzelse berzah alemi de dünyamıza göre Müslümanlar için daha geniş, daha güzeldir. Dördüncü alem olan ahiret yani mü'minler için cennet, berzah alemine göre daha geniş ve daha hoştur...
Önümüzdeki hafta yazımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah...
Vesselam
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.