Bir hareketin, bir davanın, bir örgütlenmenin başarıya ulaşmasının tartışmasız en önemli faktörü lideridir. Yetkin bir çok  insanlarınbirarada bulunması bile gruba başarı getirmez zira etkin bir karar vericinin olması gerekir. Vizyon sahibi, becerikli, risk alan, cesaretli liderler her zaman toplumları arkalarından sürüklemiş ve başarıya ulaştırmıştır. Aksi halde insanlar her biri ayrı ses çıkaran enstrümanlar gibidir, bir orkestra şefi olmazsa gürültü çıkar. Güzel melodinin oluşması için bir lider gerekir.

Önderlik yani islami tabirle “ imamet” çok önemli bir müessesedir. Üç kişi yolculuğa çıkarsanız aranızda birini başkan seçin diye emir veren bir dinin kendi mensuplarını başıboş bırakacağı düşünülemezdi herhalde. İslam fıkhına göre imam kelimesinin iki anlamı vardır. Birincisi “ devlet başkanlığı” ikincisi ise “cemaatlere namaz kıldırma”. Burada kullandığımız imamet birinci manada Müslüman toplumları yöneten müessesedir. Cenabı Allah Nisa suresinde (59.ayette) “ Allaha, resulüne ve sizden olan ulul emre itaat edin…” buyurarak Müslümanları birarada tutan devlet başkanına itatati emreder.Bir hadisi şerif dede  efendimiz şöyle buyurur: “ Bana itaat eden Allaha itaat etmiş bana karşı gelen Allaha karşı gelmiş olur. Devlet başkanına itaat eden bana itaat etmiş, devlet başkanına karşı gelen bana karşı gelmiş olur” (Buhari ; cihad 109, Müslim İmare 32,33)    

İslamın yöneticilikle ilgili bir kavramı daha vardır ki o da velayettir.Yani yeryüzünde Allah adına hareket eden vekillik üstlenen makamdır. Bu makam Müslümanlara hamilik eder onların sevk ve idaresinden sorumludur. Kuranı Kerimden çıkarılmış bu kavram bildiğimiz “veli” dir. Yani koruyup kollayan himaye eden kişi.  Okullarda öğrencilerin anne babasına verilen bu isim şehirlerin yönetiminden sorumlu olan vali ile aynı kökten gelir. “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır” (kıyamet 36) ayeti mucibince hayatının hiç bir döneminde kendi keyfince moda tabirle özgür  olamayacağını bilmesi  gereken insanın sorumluluğunu çok iyi açıklar bu kavram.

Demekki İslam Müslümanların başıboş, nizamsızidarecisiz, başıboş, yaşamasına izin vermiyor ve onları koruyup kollayan onların hamiliğini yapan birarada tutan bir müeessseyigerekli görüyor.Bir kişi kendini yöneten kişiyi seçtiğinde aslında ona kendisini ilgilendiren her konuda tasarruf hakkını devretmiş oluyor.Artık bundan sonra bu hakkı devralan lider aralarındaki meydana gelen hukuki bağa dayanarak kimseden izin alma ihtiyacı duymadan bu hakkı kullanır.Bu yetkiyle onların işlerini idare eder, onlar adına karar alır, onları koruyup himaye etmek adına her türlü riski göze alır. Müslümanlara düşen artık itaat etmektir. Peki, onların yanlışlarına karşı gelinemez mi her yaptıkları doğru mu kabul edilmelidir? Sorusuna ilk olarak Kur’an-ı Kerim den   “ Ey iman edenler Yahudi ve Hristiyanları kendinize veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse şüphesiz ki onlardandır” (Maide 51) ayetiyle cevap verebiliriz. Yani velayetinizi verdiğiniz kişileri baştan çok iyi seçmelisiniz.Sizden olmayanlara hiçbir yetkiyi vermemelisiniz. Zira onlar size hamilik edemezler. Size dininize aykırı bir yönetimle uçuruma sürükleyebilirler. Bağlı oldukları ideolojiler siyasal ve sosyal argümanları sizin inançlarınızla çelişeceğinden sizi mutsuzluğa sürükler. Nitekim ülkemizin belli bölgesinde dindarlığıyla bilinen bir halkın kendinden olmayan bir siyasi harekete kanıp bu gerçeği görmezden gelmelerinin nihai sonuçlarını yaşayarak gördük.

Tesettürleriyle dindarlıklarını gösteren kadınların, uzun sakalları ve islami kıyafetiyle Müslüman kimliğini gizlemeyen erkeklerin boyunlarına haç takan Marksist Leninist söylemleriyle meydana çıkanları desteklemeleri, onların bayraklarını taşımaları, ülkemizi bölücü faaliyetlerine destek vermeleri  Müslümanlık açısından kabul edilir bir şey değildi. Rabbim tüm Müslümanların basiretini artırsın, bizleri muhafaza eylesin nerdeyse birlikte cehennem çukuruna sürükleniyorduk.
Devlet başkanlarınıngördüğümüz yanlışlarına nasıl karşı duralımın sorusuna ise İslam tarihinden bir örnekle ikinci cevabı verelim. Hz. Ebubekir ölüm döşeğindeyken kendisinden sonra Müslümanların öndersiz kalmaması için vasiyet yazdırmak ister. Etrafına topladığı sahabelerine Hz. Ömer’i teklif edince onun sert mizaçlı biri olduğundan karşı çıkanlar olur.Hz. Ebubekir iyice düşündükten sonra kararını bir kağıda yazdırıp müsümanlara okutur. O kâğıtta şu yazılır. “ Ey Müslümanlar !benim bilgim ve görüşüm bu makama Ömer b. Hattab’ın layık olduğu hakkındadır. İyi olur ve adil olursa  ki böyle olacağına inanıyorum hayrınızadır. Yok eğer  görüşlerini değiştirir ve zulmederse de  herkese kendi kazandığı vardır ben gaybı bilici değilim” der. Yani bozgunculuk yapmadan hatalarının kendisine hatırlatılmasını tavsiye eder.Nitekim Hz. Ömer de halifeliğinin ilk konuşmasında “Allaha ve peygamberine uyduğum sürece bana itaat edin. Eğer uymazsam bana itaata mecbur değilsiniz” diyerek yaptığı işlerle muhteşem bir liderlikvelayet örneği sergilemiştir.

O halde bu gün Müslümanların birliği ve menfaati için çalışan, Allah’ın adaletini yeryüzüne hakim kılmak için zulme her zaman ve mekanda karşı çıkan, Müslümanlara karşı merhametli kafirlere karşı heybetli, dürüst, şeffaf, vizyon sahibi, çalışkan bir lider bulmuşken birlik ve beraberliğimize niyet edip bu imama uymak, eksiklik ve hatalarını kabul etmekten gocunmayan bu otoriteye uygun platformlarda hakkı hatırlatmak Müslümanlık vazifemiz değilmidir?
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155