İslam âlimleri öfkeyi böyle tanımlamışlar; geçici delilik. Yani insanın zaman zaman aklın kontrolünden çıkıp hak ve adalet ölçülerinin dışında davranması halidir. Son zamanlarda insanların bu tür halleri artmaya başladı. Moda tabirle “öfkesini kontrol edemeyen” birçok insanın başkalarına zarar verme hatta cana kıymaya varan davranışları toplumumuzda derinden hasarlar bırakmaya devam ediyor. Evde ailesine;  okulda öğretmenine, öğrencisine; işte mesai arkadaşlarına; hastanede sağlık görevlisine; trafikte en yakınındakine; eğlence mekânlarında işletme çalışanlarına vs. yöneltilen bu öfkenin son bulması ve millet olarak tedavi edilmemiz gerektiği açıkça ortadadır.

Öfke,  insan yaşamını kendisi açısından güvenli hale getirmek için rabbimizin bahşettiği bir duygudur. Ancak bunu kontrol altına alamamak kişinin hem kendi hem de çevresini tehlikeli hale getirebilir. İletişim uzmanları bunun önüne geçebilmek adına bir takım metotlarla öfkeyi kontrol altına alma eğitimleri verirler. Bu tür eğitimlerinde yapılan tavsiyelere baktığımızda bunların ne kadar etkili olacağı konusunda ciddi şüphe hissediyoruz. Mesela öfkelenmiş bir insana; ‘öfkenizi doğru şekilde ifade edin’ , ‘öfkeye yol açan duruma değil çözüme odaklanın’, ‘sen yerine ben dilini kullanın’, ‘gergin anınızda mizahtan faydalanın gibi tavsiyeler’ne kadar etkili olabilir ki? İçgüdülerini kontrol etme melekesi kazandırılamadan verilen bu eğitimlerin başarısı tartışılır. Son zamanlarda eşini hunharca öldüren bir adamın olayın öncesinde sosyal medya hesaplarında öfke kontrolüyle ilgili bilgiler paylaşması bunun delili değil midir? Maalesef ki bildiği hiçbir yöntem onu öfkesinden alıkoyamamış.

Peki, bu konuda hayat kitabımız olan Kur’an-ı Kerim’in tavsiyeleri yok mudur? Olmaz mı? İşte Şura suresi 36 ve 37. Ayetleri! Öfkenin kontrolü için insanın kırk yıl düşünse aklına gelmeyecek çözümler sunuyor. Ayetler bir perspektif halinde birbirine bağlantılı birkaç konudan bahsettikten sonra en son olarak öfkeyi yenmenin aklen yolunu gösterir.

İlk olarak ayet şöyle başlar “ bu dünyada size verilen herşey,  yaşamak için kullandığınız araçlardır”. Yani önemsiz şeylerdir. Ahirette size verileceklerle kıyasladığınızda bir hiç hükmündedir. Oysa biz kendimizin zannettiğimiz ve kalıcı olduğunu düşündüğümüz şeylere o kadar önem veririz ki bir şeyler kazandığımızda aşırı sevinip bunu kaybetmemek ve daha iyisini elde etmek için var gücümüzle çalışırız. Yada bir şeyler kaybettiğimizde o kadar üzülürüz ki bunun dünyanın sonu olduğunu zannederiz. Oysa bize verilen sadece bir geçimliktir bir araçtır bir metadır. Meta Arapçada değersiz araçlar için kullanılır. Mesela bulaşıkları temizleyip attıkları malzeme için araplar meta kelimesini kullanırlar. Yani rabbimiz bize derki; “ey insan elde ettiğini düşündüğün her şey; işin, evin, araban, eşyaların, hayatını kolaylaştırdığını düşündüğün her şey ve hatta bu dünya (aşağı ve değersiz hayat) sadece bir geçimlik şeylerdir. Bunlara fazla kıymet verip strese girme, kendini yorma zaten her şey elinden alınacak. Ayetin devamı şöyle gelir “ Allah’ın yanındakiler daha hayırlı ve süreklidir”.Yani bu dünyada elde ettiğini düşündüğün her şeyin daha güzeli onun yanındadır. Bu dünyada güzellik, gençlik, sağlık, kudret, zekâ her neye sahipsen daha iyisi öbür dünyada daha iyisi seni bekliyor. O yüzden bunlara aşırı bağlanma. Gençliğin, güzelliğin, zekân, kudretin hepsi bir gün kaybolacağına inanırsan yolunda gitmediğini düşündüğün şeyler için kendini üzmezsin, strese girmezsin. Sana düşen Allah’ın (cc) değerli gördüğü ve kendi katında olduğu şeyleri elde etmenin çabasını vermektir. Zira daha iyi ve kalıcı şeyler O’nun yanındadır.

Devamında Allah (cc) buyurur ki “ Tüm bunlar iman edip Allaha güvenenler içindir”. Ayet genel olarak imandan bahsetmekle beraber özelde dünya hayatının ahirete göre bir hiç hükmünde olduğuna iman etmeyi anlatır. Bu hükümler onlar içindir Onlar sadece rablerine güvenirler. Bu cümleler müminleri taltif için gelir.Yani bu tür davranışları (inanmayı ve güvenmeyi) ancak gerçek anlamda iman edenler yapabilir başkası yapamaz.Görmeden sadece duyarak rabbinin buyruğuna tabi olanlara ahirette daha güzeli ve sürekli olanı vardır.Sonra buyurur ki “ bu kişiler kendilerini büyük günahlardan ve her türlü hayâsızlıktan uzak tutarlar ve öfkelendiklerinde bağışlarlar .” Bu çok önemlidir. Kişinin kendisini büyük günahları işlemekten alıkoyması ve her türlü çirkin işten uzak tutması rahat,  stressiz bir hayat yaşamasına sebep olacaktır. Hayâsızlık ve çirkin işler yapmak hayatı ve duyguları kontrol edememek demektir. Çünkü insan nefsi hoşuna giden şeyleri hemen yapmak ister.İçinde ona karşı aşırı bir dürtü olur.Eğer o dürtüyü kontrol edemezse öfkelendiğinde kontrolden çıkar ve rahatlıkla öfkesine yenik hale gelebilir. Bunu başarabilir yani dürtülerini kontrol edebilirse öfkesini kontrol etmesi kolay olur. Öfke patlaması yaşanan durumlar incelendiğinde temelinde günah işlemenin ve hayâsızlığın olduğu açıkça görülecektir.

Ayetin sonundaki “öfkelendiklerinde bağışlarlar” cümlesi işte baştan beri gelen birbirine bağlı davranışların sonucudur. İşte öfke kontrolü budur. Öfkelendiğinde sakinleşmek zor bir şeydir. Ancak bu dünyada elde ettiklerinin ahirette kazanacakları karşısında değersiz olduğuna inanan, Allaha güvenen, hayasızlıktan ve günah işlemekten çekinenkişiler aynı zamanda öfkelerini kontrol etmeyi  daha kolay yapar ve hatta yapmalıdır. Bu bir melekedir, yetenektir aklı kullanmaktır. Rabbim diğer türlü delilikten hepimizi muhafaza eylesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.