Malatya'nın Genç Osman'ı

Arkadaşları, Dostları, Komşuları Malatya’nın “Genç Osman”ını Anlatıyor...

Malatya'nın Genç Osman'ı

Arkadaşları, Dostları, Komşuları Malatya’nın “Genç Osman”ını Anlatıyor...

20 Mayıs 2017 Cumartesi 15:48
Malatya'nın Genç Osman'ı

Geçtiğimiz ay vefât eden Malatya’nın Osman amcası, Osman abisi, nâmıdiğer “Genç Osman”ı rahmetli Osman ÖZKUL üzerine bir yazı dizisi hazırladık. Bu maksatla; oğulları, kız kardeşi, arkadaşları ve komşularıyla röportajlar yaptık. İşte, arkadaşları ve komşularının gözünden Genç Osman! 

Muhabirimiz: Hocam Osman Özkul amcamız nâm-ı diğer “Genç Osman” Rabbine kavuştu. Siz kendisi ile nasıl tanıştınız; kaç yıllık arkadaşlık hukukunuz oldu?

Ramazan Keskin:  Evet, elhamdülillah! Değerli kardeşim öncelikle hoş geldiniz! Sizin de belirttiğiniz gibi Osman Ağabeyimize -Arapça ile Usman amcamıza- Rabbim rahmet eylesin! Değişik ifâde ile de ifâde ettiğiniz gibi, “Genç Osman” lâkâbı ile tanınan bir ağabeyimizdi.

Osman Özkul çok değerli bir ağabeyimizdi. Biz Malatya İmam Hatip Okulu’nda öğrenciyken 1968-1969 yıllarında kendisi ile tanışma imkânımız oldu. Özellikle Malatya’mızın Söğütlü Câmii’nin hemen doğu istikâmetinde Sönmez Kitabevi vardı. Biz de İmam Hatip öğrencisi olmamızdan dolayı hem Söğütlü Câmii’nde namaz kılar hem de arkadaşlarımızla kitabevine giderdik. Yine böyle bir günde Osman Amca ile kitabevinde karşılaşmıştık. Onun harâretli konuşmalarını görünce, tabii, o günün şartlarında bir genç olarak dikkatimizi çekmişti. O vesile ile de kendisi ile tanışmış idik. İlk zamanlarda hemen kendisinin yanına sokulamadık ancak daha sonraları kendisi ile muhabbet kurma imkânımız oldu. Tabii Osman ağabeyimizle tanışmış olmak, Allah'ın bizlere bir lütfuydu. Yani onunla arkadaşlığımız 1968-69 yıllarına dayanmaktadır.

-Hocam peki 40 yılı aşkındır süre gelen bir arkadaşlığınızın olduğu Osman Özkul nasıl bir insan ve nasıl bir arkadaştı?

-Osman ağabeyimize Rabbim rahmet eylesin! Değerli bir ağabeyimizdi. Zaman zaman tebessüm ettiği gibi sert tarafı da ortaya çıkar idi. Çok duyarlı bir kardeşimizdi. O günün şartlarında meşhur olan Risâle-i Nûr kitapları üzerinden Sönmez Kitabevi’ne gelen arkadaşlarıyla karşılıklı konuşmalarına şâhit olduk. Onun harâretli konuşmaları her dâim dikkâtimizi çekerdi. Tabii onun da her insan gibi sinirlendiği, sesini yükselttiği zamanlar da olmaktaydı. Ancak bu durum sadece o an için geçerliydi. Diğer gün kendisi ile karşılaştığınızda, sanki siz onunla hiç konuşmamışsınız gibi, sanki aranızda o münâzara, münâkaşa veya tartışma hiç geçmemiş, eleştiri yapılmamış gibi davranır, kızıp küsmez idi. Malatya’mızın -Allah rahmet eylesin!- Said Çekmegil ağabeyimiz ve Said Ertürk nâm-ı diğer “Topal Said” olarak bilinen bu kardeşlerimizin bizlere kazandırdıkları güzel bir haslet vardı. Bu özellik de onların kendi arkadaşlarıyla tartışma esnâsında o duruma şâhit olan insanlar, “Bunlar bir daha birbirleriyle konuşmayacaklar!” diye düşünürken, onlarda böyle bir durum söz konusu değildi. Her zaman güler yüzlü olmayı elden bırakmayan ve bu anlamda örneklik teşkil eden şahsiyetlerdendiler. Genç Osman ağabeyimiz de bu şahsiyetlerden biriydi. Daha önce yaşadığınız tartışmalar münâkaşalar daha sonra asla gündeme gelmez, sanki ilk günkü gibi güzel sohbet ve muhabbetle karşılaşılırdı.

Osman ağabey güler yüzlü bir insandı. Kendisine darılan, kırılan kimselerin olduğunu düşünmüyorum. Osman ağabeyimiz sevilen, sayılan bir ağabeyimizdi. Samimi olduğu için kimse ona kırılmaz, darılmazdı. Yol göstericiydi. Bizler o zaman 15 yaşlarında idik; o ise 35 yaşlarında olan bir ağabeyimizdi. Biz onun yanında çocuk sayılırdık. O günün şartlarında kitap bulmak çok zor idi. Müslümanlar da bu eksikliği, bildiklerini birbirlerine sözlü şekilde ifâde ederek gidermeye çalışırlardı. Osman ağabeyimiz de bunlardan birisiydi.

-Hocam sizin de ifâde ettiğiniz gibi Osman amca güler yüzlü, yumuşak huylu, mütevâzı kişiliğe sahipti. “Ancak bazen de kızar ve sesini yükseltirdi” dediniz. En çok kızdığı, sesini yükselttiği konular nelerdi?

Tabii genel olarak Malatyalı Müslümanlar fikrî açıdan birbirleriyle tartışmaya girdikleri zaman bu konular dünyevî şeyler değil, düşünce ve ideolojik konularda olan farklılıklardı. Bu anlamda biraz sert tarafları vardı. Çünkü bu bir gerçekti. Örneğin; iki yaşında ateşin kenarında olup ateşe doğru giden bir çocuğa kendi yaşıtları müdâhale etmezken on yaşlarındaki birisi ona müdâhale eder. Çünkü o tehlikeyi görüyor. Şimdi Merhum Osman ağabeyimiz de bunu bildiği için, insanların bîdat, hurâfe ve şirkin içerisine girdiğini görünce, hemen müdâhale eder; gerekirse sesini de yükseltir ve kızardı. Ülkemizde de tasavvuf ismi altında birçok hareketin İslâm’ın dışında olduğunu bîdat hurâfe ve şirke düşme durumları olduğu için bu konularda da seslerini yükseltirdi. Osman Ağabeyimiz de bu konuda tâviz vermeyenlerdendi. Bu da tabii olağan bir durumdur.

-Hocam, Osman ağabey sizin de arkadaşınızdı. Siz, onun en çok hangi yönünü severdiniz?

Yani bizim sevdiğimiz yönü, kendisinin diğer İslâmî duyarlılığı olan insanlara karşı merhametli oluşu, yeni fikirlere açık olması, gördüğüm kadarı ile mutaassıp olmamasıydı. Bu ve buna benzer vasıflarını saymak mümkündür. Tabii belli bir İslâmî eğitimden gelme imkânları olmadığı için o günün şartlarında, bugünkü insanlar o yaştaki insanları anlayamazlar. ‘Allah’ demenin yasak olduğu yıllar, eğitim ve öğretimin ortadan kaldırıldığı yıllar, karanlık geceler, medrese ve mekteplerin kapatıldığı yıllar yani insanların ‘Allah’ demesinin yasak olduğu yıllarda bu insanlarımız yetişti. Gençlik yılları bu şekilde geçti. 1930'dan 1950'ye kadar olan dönemde ülkemizdeki minârelerde ezan bile değiştirilmişti. 'Tanrı uludur' diye bir uydurma ile insanlar namaza çağrılıyorlardı. Bu nedenle nerede eğitim yapacaklardı? Fakat kendi gayretleri ile kendilerini yetiştirmişlerdi. Yani genel mânâda kültür sahibi kardeşlerimiz idi. Osman ağabeyimiz de bunlardan bir tanesi idi. Merhametli, yufka yürekli olması ile birlikte din dışı davranışlara, hareketlere karşı da sert tavrı, duruşu hatıralarımızdan silinmeyecektir.

-Hocam dini yaşamak ve yaşatmak için bir mücâdele içinde olan Genç Osman'ın bu anlamda ne gibi çalışmaları vardı?

Bizim de gençlik dönemlerimizde Malatya’mızda kültür dernekleri dediğimiz dernekler vardı. Özellikle de MTTB, İmam Hatip Mezunları Derneği, Din Görevlileri Derneği, Kültür Cemiyeti, Hayırda Yarış Derneği vardı. Osman Ağabeyimiz de bu derneklerde gençlerle beraber oturur, onlara bildiklerini anlatmaya gayret ederdi ve hakîkâten duyarlı Müslümanlar tevhîdî düşünenler tarafından dinlenirdi. Onların yanı başında onlarla beraber İslâm'a hizmet ettiğini söyleyebiliriz.

-Peki Hocam Osman Ağabey ile hatıralarınızı paylaşır mısınız?

Tabii! 28 Şubat Süreci’nden sonra cezâevinden çıkmıştık. O zaman İKED (İslâmî Kültür Eğitim Derneği) adında bir derneğimiz vardı. O günün şartlarında derneğimiz bir süre sonra kapatıldı. Osman Ağabeyimiz de bizi ziyârete gelmişti. Süreçle ilgili uzun bir değerlendirme yapmıştık. O sıkıntılı süreçlerde bizler de kendisinden sürekli duâ talebinde bulunurduk. O da, Allah razı olsun!, hiçbir zaman bizi yalnız bırakmamıştı. Fedâkâr bir ağabeyimiz, kardeşimizdi. Allah kendisine rahmet eylesin! Cennetin isimlerinden biri de Dâr’us-Selâm'dır. Rabbim onu da bizleri de sizleri de Dâr’us-Selâm’a girebilen kullarından eylesin!

-Osman Ağabey Genç Osman ismiyle anılırdı. Kendisine bu isim kim tarafından ve neden verildi? Bu konuda bir bilginiz var mıdır?

Bu anlamda pek de bilgi sahibi değilim. Açıkçası merak etmemiştik. Ancak geçenlerde oğlu Mustafa'ya sorduğumda, o da arkadaşları tarafından verilen bir isim olduğunu ifâde etti. Onu tanıdığımız günden itibaren “Genç Osman” ismiyle anılırdı. Biz de olduğu gibi kabul edip aynı şekilde hitapta bulunduk. Bu da bizim eksikliğimizdir. Sanıyorum ki arkadaşları, yaşıtları içinde daha aktif, heyecanlı, hareketli olması ve yeni fikirlere açık olması yönünden böyle bir isimle anılmıştır. Elhamdülillah, o vasıfla da devam etti. Genç Osman Ağabey bundan iki hafta önce İstanbul'dan gelmişti. Beraber Malatya Medine Mescidi’mizde Cumâ namazını kılmıştık. Namazdan sonra hasbihâl etmiştik. Bir de geçtiğimiz günlerde küçük bir rahatsızlık geçirmiştim. Kendisi de o zaman, İstanbul'da olmasına rağmen, haberi alır almaz, beni arayıp geçmiş olsun dilekleri ile hayır duâlarında bulunmuştu. Kendisinin yaş itibâriyle çocukları durumunda idik. Ancak tanıştığımız günden itibaren süregelen güzel bir muhabbet ve sevgimiz vardı.

Hatta kendisinin arzusunun üzerine de cenâze namazını ben kıldırdım. Elhamdülillah, vasiyetini de yerine getirmiş olduk. Cenâze merâsiminde de onu tanıyan, bilen herkes orada idi. Onu tanıyanlar ona karşı sevgi ve muhabbetlerini göstermek adına cenâze namazına, kabrinin başına ve tâziye evine ziyârette bulundular. Rabbim hepsinden razı olsun inşallah!

-Kıymetli Hocam bizlere zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz!

Ben teşekkür ederim! Bu vesile ile de Anadolu'da Vuslat Gazetemize ve sizlere yayın hayatınızda başarılar diliyorum. Çıktığı günden beri tâkip etmeye çalışıyoruz. Sizi ve arkadaşlarınızı kutluyor, başarılar diliyoruz!

İnşaallah yazı dizmizin beşincisini de pazartesi günü yayımlayacağız. Arkadaşlarının, komşularının ve yakın çevresinin ifadeleri ile ‘Genç Osman’ı anlatmaya devam edeceğiz.

***

Editör: Berkant Perktaş

Röportaj: M. Furkan Güven

Vuslat Gazetesi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner175

banner176