Malatya’nın “Genç Osman”ı

Oğlu ve Kız Kardeşinin Gözüyle Osman Özkul...

Malatya’nın “Genç Osman”ı

Oğlu ve Kız Kardeşinin Gözüyle Osman Özkul...

17 Mayıs 2017 Çarşamba 18:02
Malatya’nın “Genç Osman”ı

Geçtiğimiz ay vefat eden Malatya’nın Osman amcası, Osman ağabeyi, nam-ı diğer “Genç Osman”ı rahmetli Osman Özkul anısına bir yazı dizisi hazırladık. Bu maksatla; oğulları, kız kardeşi, arkadaşları ve komşularıyla röportajlar gerçekleştirdik. Birkaç gün sürecek yazı dizimizin ilkini bugün sizinle paylaşıyoruz. İşte, rahmetli Osman Özkul Ağabey’in oğlu Abdullah (Özkul) Bey’in ve kız kardeşi Vahide (Sezgin) Hanımefendi’nin gözünden, bir baba ve kardeş olarak Genç Osman! 

Rabbiyle Muhabbeti O Kadar Güzeldi ki

Muhabirimiz:  Öncelikle başınız sağ olsun. Rabbimiz Osman amcamıza rahmet eylesin!

Abdullah Özkul (oğlu):  Âmin! Allah razı olsun!

-Osman Özkul nerede doğdu, nerelidir, kardeşleri var mıdır?

Babam Hekimhan Kocaözü, 1936 yılı doğumludur. Kendisi ailenin ilk çocuğudur. 2 erkek kardeş, 4 tane de kız kardeşi var.    

-Kaç çocuğu var, siz kaç kardeşsiniz?

6 erkek, 2 de kız toplam 8 kardeşiz. Babam, Allah razı olsun, elinden geldiği kadar bizim hem eğitimimize hem de İslâmî yaşantımıza önem veren bir insandı.

-Osman Özkul’un geçimini sağladığı mesleği neydi?

Babam 18-19 yaşına kadar köyde köy işleri, hayvancılık, tarım işleriyle uğraşmış. Askerden geldikten sonra köyden, babasından ayrılıp Malatya'ya yerleşmiş ve burada DSİ 'de çalışmış. 25 yıllık çalışmasından sonra emekli olmuştur.

-Komşuları ve akrabalarıyla ilişkileri nasıldı?

Babam, mizaç olarak yufka yürekli bir kişi olması nedeniyle hiç kimseyi kırmazdı. İslâmî hassasiyeti sebebiyle tüm komşu ve akrabalarını her daim gözetmek isterdi. Maddî ve manevi yardımlarına koşardı. Onlara İslâmî bilgilerini aktaran, onlara karşı merhamet duyan bir insandı.

- Babanız, Allah kendisinden razı olsun, İslam’ın anlatılması ve anlaşılması için çalışıp didinirdi. Siz babanızı bu anlamda nasıl görürdünüz?

Sadece ilkokulu okuma imkânı olmuş babamın. Tabii köyde devletin atadığı bir öğretmen de yokmuş. Ama herkesin hoca dediği bir öğretmen varmış. O ilgilenirmiş köyün gençleriyle. İslâm'ı, Kur’an'ı o hocalardan öğrenmeye çalışmışlar. O zamanlar ülkede ekonomik sıkıntılar olduğu için köylü mecburen çalışmak zorunda kalıyor; babam da bundan dolayı Malatya'ya geliyor. Burada, daha sonra bizim de tanıştığımız, güzel insanlarla tanışıyor. Babamın en yakın arkadaşı Mehmet Alptekin Hocamızdı.  O, yakın bir mahallemizde imamlık yapıyordu. Onunla çok sıkı bir teması vardı. Hocamız sürekli evimize gelirdi, bizi severdi, mükâfatlandırırdı. Babam, İslâm'ı o süreçte öğrenip pratiğe aktaran genç bir delikanlıymış yani. Babamı oldukça samimi ve gayretli olarak hatırlarım. Öğrendiği her İslâmî bilgiyi evde bizlere anlatmaya, öğretmeye çalışırdı. Benim hatırladığım o süreçte Hasan El Bennâ'nın Risâleler’i vardı. Tek tek çıkardı, her ay çıkardı. Babam onu alırdı. Fizilâl’il-Kur'ân da o zamanlar çıkardı; onu da tâkip ederdi. Her gün Kur'ân-ı Kerîm'den bir sayfa okuma dersi yapardık. Kendisiyle beraber Riyâzü’s-Sâlihîn’i bitirdik.  Sanki Resulullah’ın huzurundaki sahabenin yaşadığı bir ortam olurdu. Babamın, aile içinde böyle bir İslâmî mücadeleyi verdiği kadar, bulunduğu ortamlarda da İslâm'ı gündeme getiren bir inancı vardı. Cahilliğe ya da İslâm dışı yapılan hareket ve tavırlara mutlaka müdahale eder ve arkadaşlarının gerçek İslâm'la tanışması için mücadele eder; erdemli ve inançlı insanlar, inançlı bir toplum olması için elinden geleni yapardı.

Gittiği toplantı ortamlarında ya da esnaf ortamlarında mutlaka, heyecanıyla, hemen ön plâna çıkardı ilerleyen yaşına rağmen. Bir gün bana, yaşadığı bir olayı anlattı; Büyük bir teneke zeytinyağı almış eve getirmek için. Onu taşırken, karşılaştığı bir arkadaşına İslâm’dan bahsetmek için duruyor; hararetli bir konuşma ve dolayısıyla saatler geçiyor aradan. Bir bakıyor ki zeytinyağı tenekesi yanında yok! Birisi almış götürmüş. Allah'ı hatırlatmayı seven, her ortamda mutlaka İslâm'ın anlaşılması için gayret eden bir mücadelesi vardı yani.

- Babanızla ilgili özel bir hatıranızı okurlarımızla paylaşır mısınız?

Babamın Umre'ye gitme isteği oldu. Kendisini Umre'ye gönderdim. Allah bize nasip etti. Bir ay orada kaldı. Doya doya o atmosferi yaşamasını, dostlarını görmesini istedim. Kendisi de o şekilde yaşamış gelmişti. Döndükten sonra bir hafta bizde kaldı. Bana sarılıp, “Oğlum Allah senden razı olsun; bana bu ortamı yaşattın!” dedi ve ağlayarak bana hakkını helâl ettiğini söyledi. Zaten ondan sonra eve bereket geldi. Ben iki kere Umre'ye gittim. Evde, her türlü şeyde, dualarımıza icabet olundu; yani sağlığımızda, çocuklarımızda, her şeyde... Ben anladım ki her şeyde babamın duası üstümüzde. Her sıkıntıda babamdan dua isterdim; o iş hayırla sonuçlanırdı. Bizde kaldığı dönemlerde çoğunlukla cemaatle namaz kılardık. Çocukluk dönemimizde de öyleydi. Namaz vaktinde, “Çocuklar; hemen abdest alın!” der, beklerdi ve ailece namaz kılardık. Evinde de mutlaka annemle cemaat yapmayı severdi. Onunla bir muhabbeti vardı. Hiç tek başına namaz kılmazdı. Bizde de çocuklarını torunlarını namaza hazırlardı, cemaatle kılardık. Öyle bir ruh halinde ki sanki Allah'la konuşurdu. Rabbimizle muhabbeti o kadar güzeldi ki. Bakıyorsun ayetin içerisindeki Peygamberin duasını veya tebliğ çalışmasını okumuş mesela. Hemen ağlamayla, gözyaşıyla namazı tamamlardı. Farz namazından sonra hemen duayı yapardı; duasında, mutlaka, Peygamberlerin -Hz. İbrahim’in, Hz. Yusuf’un, Hz. Mûsâ'nın, Hz. Muhammed'in (sav)- dualarını hemen arkadan zikreder ve ağlayarak tamamlardı. Bir mevzu gelirdi, Peygamberlerden bir kıssa anlatır, kıssa içerisinde hemen ağlamaya başlar, çok duygulanır yani çok etkilenirdi. Allah rahmet eylesin! Ben de kendisinin sohbetinde bulunduğum zaman mutlaka sesli bir şekilde; ‘Allah'ım! Annemi ve babamı rahmetinle rahmetlendir! Onlar bize küçükken nasıl muamele ettiyse yaşlılıklarında da Sen öyle rahmet eyle!’ diye dualar eder, onun duasını almaya çalışırdım. Kendisi de ona icabet ederdi. Evimizin neşesi, huzuru oldu. En son 6 ay beraber kaldık. Tabii ki arkadaşlarıyla, kardeşleriyle olmayı severdi. Müslüman kardeşleriyle beraber olmak için onları ziyarete gider; İslâmî faaliyetlerde bulunmak için kitap alır, okurdu. Öyle bir çalışması vardı. Allah razı olsun! Biz kendisinden razıydık; o da bizden razıydı. Bizim için çok dua ederdi. Ben inanıyorum, bizim çocuklardan da razıydı;  kardeşlerinden de razıydı. Onların hayrı için çok dua ederdi. İnşallah, onun bu duası bizim sülâlemiz için devam edecek! Hayırlı bir sonuçla sonuçlanacak İnşallah!

- Tekrar Allah Rahmet eylesin babanıza ve onu cennetiyle mükâfatlandırsın İnşallah! Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz!

Ben de sizlere ve Anadolu'da Vuslat Gazetesi ekibine böyle bir çalışma yaptıkları için yürekten teşekkür ederim!

Kimseyi Kırmadı, Kimseyi İncitmedi

Muhabirimiz: Öncelikle başınız sağ olsun!

Vahide Sezgin (Kız kardeşi): Âmin! Allah razı olsun!

-Osman Amca nasıl bir insan ve nasıl bir ağabeydi?

Biz 4 kız, 2 erkek, toplam 6 kardeştik. Bir kız kardeşimiz vefat etti. Osman abim de vefat etti. Rabbim onlara rahmet eylesin! Osman abim çok iyi bir abiydi. Hem abimdi, hem babamdı. Müslüman ve mert bir insandı. Çok iyiydi. Nereye gitse, ne kadar meşgul olsa; arardı, sorardı, kollayıp gözetirdi.

-Osman amcanın İslam’a bağlı yaşantısını biliyoruz. Size bir ağabey olarak İslâmî anlamda tavsiyeleri nelerdi?

Her şeyi söylerdi: “Kimsenin hakkını yeme, kimseye kötü davranma, namazlarına dikkat et!” Hatta namazları, beraber olduğumuz zamanlarda cemaatle kılardık. Beraber akraba ziyaretleri yapardık. Bana bu hususta tavsiyelerde bulunurdu. Çok iyiydi. Küçük yaştan beri ne ağrıdım ne de incindim. Bana bir sert kelime konuşmadı. Yani hepimize de çok iyiydi. Keşke bana biraz sert davranaydı! Olamadı hiç! Onunla ayrı kalmak çok zor geliyor. Rabbim bizi cennette kavuştursun inşallah!

-Osman Amca yani ağabeyiniz ile ilgili, sizi en mutlu eden şeyler nelerdi?

Bana kendi başından geçenleri anlatırdı. Müslümanlığı çok seviyordu. Herkesin İslâmî bilinçle bilinçlenmesini isterdi. Çok iyi bir adamdı. Ne bir gün bir kimseyi kırdı ne de kimseyi incitti. Evlâtları olsun, bacıları olsun… Biz 4 bacıydık hiçbirimizi incitmedi. Abim beni her zaman koruyup kollardı. Yani nasıl anlatayım işte, tüm Müslümanları ve kardeşleri olarak bizi koruyup kollaması, bize abilik değil adeta babalık yapması, her daim beni ve diğer kardeşlerimi memnun ve mutlu ederdi. Allah ona rahmet eylesin! O çok kıymetli bir insandı.

- Teşekkür ederiz okurlarımıza verdiğiniz bilgiler için. Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mıdır?

Ben teşekkür ederim! Abim çok iyi bir insandı. Onun bana kazandırdığı güzel özelliklerle hayatımı devam ettirip ona lâyık kardeş olmaya çalışacağım. Rabbim sizlerden de razı olsun, bize abimizi anlatma fırsatı verdiğiniz için!

***

İnşallah yarın da diğer çocukları ile gerçekleştirdiğimiz röportajı aktaracağız.

Editör: Berkant Perktaş

Röportajlar: Muhammed  Furkan Güven

Vuslat Gazetesi

Son Güncelleme: 17.05.2017 18:10
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner175

banner176