Ramazan Kayan İle Özel Röportaj

28 Şubat Darbesi’nin iliklerine kadar hisseden ve yaşayan Araştırmacı-Yazar Ramazan Kayan, gazetemize verdiği özel röportajda 28 Şubat Darbesi’nin genel çerçevesini değerlendirdi.

Ramazan Kayan İle Özel Röportaj

28 Şubat Darbesi’nin iliklerine kadar hisseden ve yaşayan Araştırmacı-Yazar Ramazan Kayan, gazetemize verdiği özel röportajda 28 Şubat Darbesi’nin genel çerçevesini değerlendirdi.

06 Mart 2017 Pazartesi 13:19
Ramazan Kayan İle Özel Röportaj

28 Şubat Post Modern Darbesi’nin yıl dönümündeyiz. O günlere yakından tanıklık eden isimsiniz. 28 Şubat Darbesi’nin yapılma amacı neydi?

RAMAZAN KAYAN:

“28 Şubatın büyük fotoğrafına bakmak lazım, sadece Türkiye ölçeğindeki bir darbenin yansımaları olarak değil genel küresel eksende, özellikle doğu bloğunun kominizmin çökmesinden sonra batı yeni konsepte İslam’ı düşman seçti. Hedefine İslamı koydu. Dolayısıyla dünyada İslam’ı sınırlamanın Türkiye ayağı 28 Şubat şeklinde tecelli etti.  Hani zaten bir darbe geleneği olan bir ülke, bu ülkede belli periyotlarla darbeler oluyor. Ama bu defaki darbenin farkı siviller üzerinden askeri bir darbe tasarlandı. Postalsız askerler sivil görünümlü askerler tarafından gerçekleştirilen bir darbe. Bu darbenin diğer bir özelliği İslam’ı ve İslami çevreleri hedef almış olması. Belki 12 Eylül darbesinde biraz daha ülkücü kesim hedef alınmıştı, onun öncesinde biraz daha solcu kesim hedef alınmıştı, 28 Şubatta da hedefe özellikle Müslümanlar konuldu. Darbenin tarzında da değişiklik vardı. Doğrudan postallarla tanklarla girmek yerine sivilleri öne çıkararak yargı üzerinden, üniversiteler üzerinden YÖK üzerinden, sendikalar üzerinden bu ülkenin inanç değerlerine, yaşam biçimine topyekün bir taarruz, çok daha sistematik, daha profesyonelce yani tanların, tüfeklerin yapamayacağı tahribatı kıyımı 28 Şubat yaptı.”

28 Şubat’ı kimler neden planladı?

RAMAZAN KAYAN:

“28 Şubatta halktaki var olan İslam’ı pontesiyeli öne sınırlama, sonra sıfırlama ve buna yönelik İmam hatipler başta olma üzere kuran kurslarımız İslami eğitim veren tüm vakıflar, dernekler, cemiyetler cemaatler hedef seçildi. Bununla ilgili bedel ödeyenlerin dökümü çıkarırsak beklide tarihte eşine az rastlanır bir kıyımla, Yeni Türkiye’nin inşasındaki potansiyel beyinlerin kıyımı ile karşı karşıya kaldık. Malatya üzerinde biz bunu birebir yaşadığımız için ben bunu şöyle özetlemek istiyorum. Bir üst akıl olayı senaryoyu kendi açıları bakımından çok güzel bir şekilde dizayn etmişler, düşünmüşler. Önce şuna karar vermişler, bu toplumun nesillerini hafızasızlaştırmak, tarihini kültürünü, değerlerini alıp emperyalist bir yol ile hafızasız bir toplum yoluna gitmek istediler. 28 Şubatta düzene uygun kafalar yetiştirmek, toplumu tek tipleştirmek ve Kemalist eksen yönün kişileri tekleştirmek için ülkeyi ne hale getirdiklerini gördük. Buna direnen insanlarda çok ağır bedeller ödedi. Bir diğer hedefte şuydu, itibarsızlaştırma. Müslümanları, toplumu itibarsızlaştırma. Bu nasıl oldu? Özellikle Fadime Şahin, Müslim Gündüz gibi figürler üzerinden önce inanan kesimi öcü gösterme. İtibarlarını sıfırlama, onlar üzerinde öyle bir algı yapıldı ki tüm İslami kesime nefret ile bakma, önyargılı olmayı hedeflediler ve bir çapta da hedeflerine ulaştılar.  11 Eylül olayından sonra bu kez de dünya 28 Şubat’ı başlattı. Yeryüzünde direnci olan, direniş ruhu olan tüm İslami yapılar 11 Eylül ile operasyona maruz kaldı. Yani Türkiye de 28 Şubat dünyada ise 11 Eylül İslam’a karşı topyekün savaş olarak karşımız çıktı. Bunların dışında iktidarsızlaştırma yoluna gittiler. Var olan Müslümanların iktidar gücünü devre dışı bırakma, nitekim o zamanlarda bir koalisyon vardı. Seçimle gelmiş bir yapı vardı ama bakıyoruz tepeden inme müdahalelerle seçilmiş olan bir iktidarın nasıl iktidarsızlaştırıldığını gördük. Ve dünyada maalesef birçok güçte 28 Şubat’ın arkasında durdu, tıpkı 15 Temmuz da darbecilerin arkasında durdukları gibi. Bu da şunu gösteriyor hak batıl mücadelesi ilk günden beri devam ediyor. Habil ve Kabil arasında başlayan o hak batıl mücadelesi sürekli belki kostüm değiştirerek, şekil değiştirerek, halkın inancına değerlerine inancına yabancılaşan güçler odaklar bu savaşı bitirmeyeceklerdir. Bu anlamda halkımız çok ciddi bedeller ödemişlerdir.

Darbenin etkisinin bin yıl süreceğini söylemişlerdi. Siz bu etkiyi halen hissediyor musunuz? Sürüp sürmediği hakkında neler söyleyeceksiniz?

RAMAZAN KAYAN:

“Bu bin yıl meselesi belki Türkiye ölçeğinde değişti ama dünyada devam ediyor. Şuan İslam Coğrafyasının neresine bakarsanız bakın korkunç zulümler var. Bangladeş’e gitmiştim oranın İslami kesimleri bizim 28 Şubatımız yeni başlıyor demişlerdi bize. Şuanda Mısır’da, Yemen’de, Suriye’de her yerde devam ediyor. Türkiye’den bir takım şeylerin değişmesi bizi teselli etmiyor çünkü ümmetçi bir gözle bakıyoruz biz, 11 Eylül sonrası İslam coğrafyasında zulüm gören Müslümanlar bizim kardeşimiz, bizim insanımız. Müslümanlara yönelik bu baskıları asla görmezden gelmeyeceğiz, çünkü bedel ödeyenler bizleriz. Bu konuda şunu söyleyeceğim; Onlar bir plan kurdu, Allah’da bir plan kurdu. Onların bir hesabı vardı, Allah’ın da bir hesabı var.”

Malatya’da neler oldu? Neler yaşandı? Malatya neden pilot il seçildi?

RAMAZAN KAYAN:

“Malatya’nın pilot il seçilmesinin nedeni öteden beri Malatya’daki İslami potansiyel herkesin dikkatini çekiyordu.  Malatya İslami kesim hiçbir zaman uç noktalara gitmemiştir, her zaman dengede kalmıştır ama bunu bile çok gördüler.  Malatyalıların bunlara karşı yaptığı şuydu, iki cuma namazı çıkışı bu zulüm protesto edildi. Ölü yok, yaralı yok, gasp yok, şiddet yok, kırmak yok, dökmek yok.  Kardeşlerimiz buna karşı çıktığı için cezaevlerinde işkencelere maruz kaldı. Yıllarca cezaevinde kalan kardeşlerimiz var. Yani sadece bizim ailede annem hariç hepimiz cezaevine girdik çıktık. Bir yönden de müsterihim o dönem üniversite kapılarında kızlarımız, bacılarımız bedel ödediğinde biz bedel ödemeseydik vicdan azabı duyacaktım. Ben o mücadelede başı çeken tüm kardeşlerimizi saygıyla anıyorum, onların verdiği mücadele destanı bugün ki kızlarımıza da örnek olacaktır. Mutlaka bizim bir tarih bilincimizin hele hele yakın tarih bilincimizin olması gerekiyor. Çünkü yeni neslin bilinçlenmesinde ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.  Şuan Türkiye de darbe püskürtülmüş olabilir ama darbeciler halen pusudalar. Onların b planı c planı olduğunu unutmayalım ama hepsinin üstünde Allah’ın planında olduğunu unutmayacağız inşallah.”

15 Temmuz’u planlayanlarla 28 Şubat’ı gerçekleştirenler arasında bir ilişki olduğunu düşünüyor musunuz?

RAMAZAN KAYAN:

Mutlaka tabi ideolojik bir takım farklılıklar olabilir ama sonuçta iplerin kimin elinde olduğu şimdi ortaya çıkıyor. Pentagonda,  Washington’da senaryoların yazıldığını, figüranların arandığını, oyun kurucu kim aynı adresi işaret ediyor. Dolayısıyla bu darbe oyunlarının yazıldığı adresler belli. Yeryüzündeki şer güçler, emperyalist güçler. 28 Şubatta kullandıkları figürler belli laikçileri kulandılar. Bu defada FETÖ’yü kullandılar.”

Yeni darbe girişimlerinin olmaması için nasıl bir sistem ihtiyacı var?

RAMAZAN KAYAN:

“Türkiye’nin sistem sorunu var. Halen biz 82 darbe anayasasıyla yaşıyoruz, yönetiliyoruz. Bunu Ak Partililere de söylüyorum. Yani siz darbe mağdurusunuz halen bu sistemle yaşıyorsunuz. Referandumda sadece evet yetmez. Ak Parti’nin acilen sistemin o Kemalist, o halkına düşman, yabancı paradigmayı gözden geçirmesi gerekiyor, yeni bir anayasa artık şarttır. Peki, nasıl bir anayasa? Cumhuriyet’in ilk anayasasına bakmak lazım. Neden o ilk anayasayı gündemimize almıyoruz ki. Siyasilerimiz bunu ne zaman konuşacaklar? Bu darbecilerden kalan anayasa devam ettikçe darbe riski gittikçe artıyor. Çünkü darbeci başarısız oldukça başka yollar arıyor, ona göre bağlantı kuruyorlar. Bu bakımdan ben tedirginim yani bize yabancı olan ruh köklerimize yabancı olan bu sistemi temelden gözden geçirmeden, temel dinamikleri ele almadan bu tehlikenin geçeceğini sanmıyorum. Şunu da her zaman hesap edeceğiz darbecilerin her zaman planı varsa bizimde darbelere karşı direnme, o direnişimizi nasıl sürdüreceğimizin hesabını yapmamız lazım. Yoksa tozpembe bir dünya, tozpembe bir Türkiye yok bedel ödeyeceğiz yani. Nesillerimize bu şuuru vereceğiz. Bu hak batıl mücadelesi, bu mücadelede herkes yerini alacak. Sünnetullahda bunu gerektiriyor, bu güne kadarki gördüklerimizde bunu gerektiriyor. Bu rüzgarın bu ruhun kaybolmamsı lazım özellikle o ruhu ruh yapan dinamikle tekrar döneceğiz, yoksa bu sekiler, liberal söylemlerle o ruhu kirletme hakkımız da yok. Tekbirlerle, ezanlarla, salalarla ortaya konan, hayatını ortaya koyan insanların niçin canlarını verdiklerini, bunu başka yönlere evretmekte onlara haksızlık olacağını düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

RAMAZAN KAYAN:

Ben teşekkür ediyorum. Vuslat Gazetesi’ne yayın hayatında başarılar diliyorum.

VUSLAT GAZETESİ

Son Güncelleme: 06.03.2017 13:25
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.