Toplum Mühendisliği; “28 Şubat”

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, 28 Şubat Darbesi’ni gazetemize özel değerlendirdi. “28 Şubat darbesi post modern bir darbedir.” diyen Aldemir, 28 Şubat’ın bir toplum mühendisliği olduğunu söyledi.

Toplum Mühendisliği; “28 Şubat”

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, 28 Şubat Darbesi’ni gazetemize özel değerlendirdi. “28 Şubat darbesi post modern bir darbedir.” diyen Aldemir, 28 Şubat’ın bir toplum mühendisliği olduğunu söyledi.

07 Mart 2017 Salı 11:21
Toplum Mühendisliği; “28 Şubat”

28 Şubat Post Modern Darbesi’ni sizce kimler planladı?

28 Şubat darbesini anlamak için Türkiye’nin kuruluş sürecine gitmek lazım. Çanakkale savaşından (1914) Cumhuriyetin kuruluş sürecine (1923) kadar olan dönemde, İngilizlerin himayesinde en az 500 bin insanını kaybederek Osmanlının dağılması, İslam ülkelerinin parçalanmasına ve ulus devletlere dönüşmesine sebep oldu. Bu coğrafyanın başkenti olan Anadolu için o günkü projede bir devlet dahi düşünülmezken zihnen, fikren ve bir kısım sistematik değişimleri yapmak kaydı ile de işgal ettikleri topraklardan ellerini kollarını sallayarak çıkıp gittiler. Burada bıraktıkları şey belki doğrudan bir işgal değildi. Ancak bir sistem bıraktılar. Pozitivist bir anlayışı eğitim paradigmasının merkezine koyarak, harf inkılâbı, halifeliğin kaldırılması ve en önemlisi de devlet sisteminin millete rağmen şekillendirilmesi ve kendileri ile uyum içinde yürümesiydi.

Demokrat Parti’nin 1960 yılındaki iktidarı döneminde kurulan bu sisteme rağmen devlet millet yakınlaşması olunca sistem doğal olarak darbe yaptı. Aslında bu sistemin ürettiği bir şeydi. Bu bir kriz değildi sistem açısından. Bizzat sistemin gereğiydi. Darbe de askeri ve bürokratik bir dönüşüm sağlandı. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde yarım kalan işler orada tamamlanmak istendi. Yetmedi ondan sonraki süreçte devam etti. 1980’de daha köklü bir darbe gerçekleştirildi. O darbede de eğitim hayatı, en ciddi anlamda üniversite hayatı ve bürokratik hayat düzenlenmiş oldu. O sağ-sol çatışmasının hepsi bir tiyatroydu.

Yetmedi yeniden sistem millete doğru evrildi. Bu toprakların kadim Müslüman halkı iktidara yaklaştığı sırada da 28 Şubat oldu. 28 Şubat doğrudan emperyalist güçlerin buradaki uzantıları eliyle yaptıkları bir darbedir. Bu darbenin sürecinde de toplumun bir kesimi kullanılmak istendi. 1960 darbesinde solcuları, 1980 Kemalistleri, 28 Şubatta bu milletin Alevi unsurlarını kullanmak istediler. Fakat 28 Şubatta Alevilerin bir kısmı buna pirim vermekle beraber Anadolu’daki o kadim gelenekten gelen Alevi topluluğunun kahir ekseriyeti bu tuzağa düşmedi. Burada bir mezhep çatışmasına yol açılmadı. Aynı akıl ve sistem 15 Temmuz’da da FETÖ’cüleri kullandı.

Dolayısıyla bu darbelerin kurucu iradesi Londra’dır, Washington’dur ve doğrudan Telaviv’dir. Bu işin entelektüel aklının evirildiği yer bizatihi İngiltere’dir. İngiltere’nin İslam coğrafyasında 1600’lü yıllarda Hindistan’da çok etnik yapının olduğu bir yeri yönetmeyi başarmıştır. Ondan sonra da buradan dünyayı yönetmeye çalıştılar. Bugün İngiltere’de bir kalem dahi üretilmiyor ama dünyadaki tüm yapıyı buradan şekillendiriyorlar. Türkiye’deki darbeler ve 28 Şubat batının Anadolu halkının iktidara doğru yürüyüşüne dönük sistemin kendini korumak için ürettiği ama bir kısım taşeronlar ve toplum kesimlerini kullandığı bir darbe girişimidir. Fiili bir darbedir.

28 Şubat projesi ne kadar başarılı oldu?

28 Şubat darbesi post modern bir darbedir. Doğrudan silah kullanılmamıştır. Ama camilere, cemaatlere, sivil toplum örgütlerine, imam hatiplere, toplumun yaşam tarzına, düşünme biçimine müdahale edilmiştir. Bu ciddi bir kayıp nesil oluşturmuştur. Ve en başarılı olduğu alan ise birçok camia ötekileştirilerek saha FETÖ’cülere, PKK’ya, eyyamcı gençliğe bırakılmış ve Türkiye’nin bu darbeyi planlayan emperyalist akıl eliyle geleceğini oluşturacak birikim çalınarak bir sonraki darbede ve hendek siyasetiyle bu millete karşı kullanılmıştır. 28 Şubat darbesi son derece başarılı olmuş ve çok ciddi olarak beşeri sermayesi çalınmış ve manipüle edilmiştir. Keza iktisadi sermayemizden de en az 300 milyar dolarımızı alınarak bu milletin 20-30 yıllık milli gelirini çöpe atmıştır. En yetkin zeki insanlarını alıp götürmüştür. Bu milletin yüreğinden, canından, emeğinden, alın terinden infak ederek kurduğu cemiyetleri, vakıfları, dernekleri; bu milletin bağrında yer tutmuş, yurt tutmuş kanaat önderlerini ötekileştirmiş, sürgün etmiş, hapsetmiştir. Kendi ülkesinde yaşayamaz hale getirmiştir. Her ne olursa olsun ben ülkemde yaşayacağım diyenleri de kovuşturmuştur, sorgulamıştır, infaz etmiştir ve suçsuz yere mahkûm etmiştir. Biz bu davaların gerekçelerinde bunu görmekteyiz. Bunun zaten bir gelecek projeksiyonu olduğunu şuradan biliyoruz. Bizim 28 Şubatta iddianamemizi oluşturan temel saik şuydu: ‘Yapılan incelemede bir suça rastlanmamıştır. Ancak sanıkların eğitim, kültür zihni, fikri; ailesi ve kütüphaneleri dikkate alındığında gelecekte şerri esaslara dayalı devlet tasavvurunda oldukları varsayılarak şimdiden cezalandırılmalarına’ denmiştir. Bizler 10 yılı aşkın ülkemizde bu atılan, atfedilmek istenen suçlarla uğraşır hale düşürüldük ve birçok insanımız da hayatın dışına itildi. Dolayısıyla 28 Şubat bu ülkenin en az 15 yıllık neslini çalmıştır. Ve şuan yaşadığımız nitelikli insan kıtlığının en temel nedenlerinden biri de bu operasyondur.

28 Şubat bir toplum mühendisliği midir?

Biraz önce de bahsettiğim gibi gelecekte Türkiye’nin İslam dünyası açısından bir rol model olması, doğal bir havza olması, özellikle medeniyetlerin beşiği olması açısından burada bir neslin çalınması dolayısıyla masa başında bir mühendislik projesi gerçekleştirilmiştir. Yani önderliği olmayan, akıllı insanları çalınmış, gençleri kendisinden koparılmış, eğitimli insanları defolu hale getirilmiş başarılı bir projedir 28 Şubat. Bu açıdan iyi bir toplum mühendisliğidir.

28 Şubat süreci Müslümanlara "zor zaman" için bir başlangıç mıdır? Yoksa devam eden bir sürecin içerisinde bir kilometre taşı mıdır?

28 Şubat devam eden sürecin içinde bir duraktır. Ama bu durakta biz yenilmedik, yıkılmadık. Evet, mahkûm edildik. Fakat asla ülkemizden ve milletimizden kopmadık. Hiçbir ülkenin boyundurukluğuna sığınmadık. Zira ülkemizin mahkemeleri adalet dağıtmasa da, zulmetse de; ülkemizin hapishaneleri onlarca yıl bizim değerlerimizi, insanlarımızı, kanaat önderlerimizi hapsetse de; emperyalist batılıların bize sunacağı hiçbir saraydan, hiçbir villadan, hiçbir himayeden daha kötü değildir. Ülkemizin hapishaneleri emperyalistlerin başkentlerindeki saraylarından daha özgürdür. Ve milletimize döndük. Milletimizin içerisinde zaten aktık, paktık ve onlarla beraber yeniden Anadolu’da mücadelemizi sürdürdük. Bugün Anadolu halkı olarak kısa sürede bu darbe girişiminin en azından görünür yapılarıyla hesaplaştık.

28 Şubat en çok kimleri etkiledi?

28 Şubat en çok milleti etkiledi. Milletin değerleri çalındı, çocukları çalındı, kazancı çalındı, hayalleri çalındı. Birçok kız çocuğumuzun yarım kalmış hayatları oldu. Bunlarla uğraşır hale geldik. Şimdi geçtiğimiz gün orduda başörtüsü serbest edildi. Bu beni çok heyecanlandırmadı. Çünkü biz bunlarla meşgul edildik. Bunlar zaten olması gerekenlerdi. Biz bu ülkenin sanatından, edebiyatından, televizyonundan, sinemasından, siyasetinden, bürokrasisinden uzak tutulduk. Ülkemiz diyemedik. Ve bu millete yabancı bir avuç insan tarafından hep itildik. Ama hamdolsun her şeye rağmen direndik, asla milletimizden, memleketimizden kopmadık. Bu bir mücadeleydi. Bu mücadelenin içerisinde Allah şimdi yeni bir evreyle, yeni bir kilometre taşıyla bizi sorumluluklarımızla yüz yüze bıraktı.

Siz o günlerde neler yaşadınız?

Biz bu yaşananları en başta bir mağduriyet olarak görmüyoruz. Bizim bir davamız, bir derdimiz, inandığımız bir mücadelemiz, bir hayalimiz var. Yeniden bu topraklarda adaletin, merhametin, özgürlüğün olduğu ve her varlığın akıl, nesil, can, mal, din emniyetinin sağlandığı bir coğrafya hayal ediyoruz. Bir ülkümüz var; ilayı kelimetullahla aleme nizam vermek. Kimsenin dilinden, dininden, ırkından dolayı ötekileştirilmediği ve yer altı, yerüstü zenginliklerinin adaletle paylaşıldığı, zayıfın hakkının korunduğu, mazlumun, mağdurun himaye edildiği bir adalet devleti hayal ediyorduk. Bunun için çabalıyorduk. Ama bu birilerinin günahlarını, emperyalistlerin lejyonerliğini açığa çıkardığı için buna engel olmak istediler. Biz ve dava arkadaşlarımıza aynı anda 44 ilde operasyon yaptılar. 550 kişiden fazla insanı topladılar. Ve bizi suçladıkları hiçbir şey yoktu. Bize şunu diyemediler: ‘Şu insanı niye öldürdünüz? Şunu niye çaldınız? Bu ihaleye niye fesat karıştırdınız? Şurada niye böyle dünyalık gelir elde ettiniz?’ şeklinde ki hiçbir iddiada bulunamadılar. Bize yönelttikleri iddia şu idi: ‘Fakirlere niye yardım ediyorsunuz? Devlet onların fakir olduğunu görmüyor mu? Siz böyle yaparak devleti küçük düşürüyorsunuz. Siz niye sağlık taraması yapıyorsunuz? Siz niye öğrencilerle ilgileniyorsunuz? Siz niye dar gelirlilerin çocuklarını okutuyorsunuz? Devlet bilmiyor mu? Siz böylelikle devleti zayıf duruma düşürüp yıpratmak istiyorsunuz’ diyecek kadar düşkün, düşük bir profille karşılaştık. Evet, alındık, tutuklandık, sorgulandık. Bir kısım meselelere bir kısım insan müsveddelerinin kaprislerine, bir kısım o hayvani duygularına yer yer maruz kaldık. Ama bunların hiç birini bu büyük davamıza doğru yürüyüşümüzde asla bir mağduriyet olarak değildi. Allah için bu yürüyüşte ortaya konmuş, adanmış günlerdi. İnşallah Rabbim kabul eder. Elbette ki Rabbim tekrar o günleri yaşatmasın ama hikâyesi olmayanların, verilmiş mücadelesi olmayanların geleceği olmaz. Bizim bunları bir şeylere çevirmek gibi bir derdimiz yoktur. Arkadaşlarımız işlerinden edildiler, 7 yıl, 8 yıl, 10 yıl işsiz bırakılan mühendis, öğretmen arkadaşlarımız oldu. İşyerlerimiz talan edildi. Dershanelerimizin muhasebelerine oturup öğrencilere bu dershaneye gelmeyin denildi. Bütün bunları o günün polis şefleri yaptı. Ama Allah günleri insanlar arasında gezdiriyor. Hapishaneleri yaşadık, gördük. Gördük ki hayatın o kısmı da varmış. Allah’ın oralarda bizi yalnız bırakmadığını gördük. Zulme uğradık ama asla zalime boyun eğmedik. Asla davamıza, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza ihanet etmedik. Bu da belki bugün en büyük bahtiyarlığımız. Tekrardan oradan ailemize, milletimize döndük. Anadolu irfanı ile yeniden kök hücrelerimize dönerek bu topraklardaki insani ve İslami sorumluluğumuzu yeniden örgütlü bir mücadeleye dönüştürerek bu toprakların adalet mücadelesinin savunuculuğunu yürüttük. Ülkemiz dedik, milletimiz dedik, memleketimiz dedik. Sabahına DGM’lere yargılanmaya giderken bu ülke bizim deyip bu ülkenin topraklarına fidanlar diktik. İnsanlar yetiştirmenin gayretine girdik. Fakat gün geldi devran döndü böyle bir sürece geldik. Mal varlıklarımıza davalar açtılar. Yargıladılar, iftiralar attılar. Ehliyetimize, mülkiyetlerimize el koydular. Mesela benim ehliyetimi satmıştı bunlar. Satına alan kişi alkollü araç kullanmış ve üç defa mahkemeye çıkarılmış. Yıllarca ehliyetsiz gezdim. Defalarca mahkemelere çıkmak durumunda kaldım. Ama bunların hiç biri bizi davamızdan yıldırmadı, milletimizden uzaklaştırmadı. Bu memlekete dair aşkımızı ve azmimizi zedelemedi. Çünkü bu ülkenin bin yıllık kadim bir geçmişi var. Biz bu topraklarda hikayemizi son yüz yıla sıkıştırarak kendimizi tanımlayamayız. Biz bu coğrafyanın asli unsurlarıyız, kurucu iradesiyiz ve gerçek sahipleriyiz.

Malatya neden pilot il seçilmişti?

Malatya Anadolu’nun vicdan şehirlerinden birisi. Mesela bir dönem Menemen olayları ile İzmir, doğunun irfanını temsil ettiği için Şeyh Said isyanında ortaya koyduğu tavırla Diyarbakır bölgesi de öyledir. Alevi vatandaşlar bu satışa başkaldırdığı için Dersim, Çorum, Maraş olayları yaşandı. Aynı şekilde Sivas Madımak olayları, Malatya’da Hamido’nun katledilmesi hepsi aynı manaya gelir.

Malatya’da özgün bir İslami duruş var. Hiçbir dünyevi kaygı bulaştırılmamış. Hiçbir iktidar erkine tevdi edilmemiş. Kur’an’a, Sünnete, Selefi Salihine dayanan ve bunu küçücük çay ocaklarında yapan, mülkiyet adına 4 tane kürsüden öteye geçmeyen oralarda bir mayalanma yaşanmıştı. Bir şeylerin yanlış gittiğini, yüz yıldır bize giydirilen deli gömleğini yırtmamız gerektiğini, ümmetin meseleleriyle dertlenmemiz gerektiğini, bu topraklarda bu toprağın olmadığını, Alevi’nin Sünni ile Kürd’ün Türk’le, Arab’ın Türkle, diğer taraftan Hıristiyanın Müslümanla veya laikin diğeri ile bir sorunun olmadığını o kadim irfanımızla haykırmaya çalıştık. Onlar Anadolu’nun kök hücresinin buralarda olduğunu, bu vicdan şehirlerde olduğunu biliyorlardı. Buralara akılları sıra tuzak kurmak istediler. Ama Allah da bu tuzaklarını bozdu. Bu tuzağı 2. Orduda, o günün üniversitesinde kurdular. Bütün bunları planlayanları Rabbim şu kısacık ömrümüzde rezil olduklarını bugün bize gösterdi. Büyük mahkemede günü bekliyorlar. Bunun içerisinde durduğumuz yer önemli. Hakla adalet. Gün oluruz güçlü oluruz, gün olur zayıf oluruz. Bizi güçlü kılan şey dünyevi varlıklarımız değildir. Bizi güçlü kılan şey haklı olmamızdır. Adaletten yana olmamızdır. Zayıftan yana olmamızdır. Zayıfı güçlüye karşı korumamızdır. Bunların sesi olduğu için Malatya bu konuda hedef seçildi. Ama hamdolsun Malatya o kadirşinas halkının bu meselede ortaya koyduğu, sahiplenme, basiret, feraset bu meseleyi bertaraf etmiştir. Bu meselenin çilekeşi olan değerli Zeki Şengöz hocam, Fahri Memur ağabeyimiz ve diğerleri hapishanede yatarken ben şahidim ki Malatya’nın her yürekli insanı onlarla beraber mahkum edildi ama asla boyun eğmediler. Malatya’nın insanları asla sırtını dönmedi. Suçlu gibi kelepçe vurularak girdiğimiz cezaevlerinden anlımızın akıyla, milletin teveccühüyle çıktık. Şimdi de Allah toplumun içerisinde yeni bir geleceğe doğru bizi çağırıyor.

28 Şubat’ın 15 Temmuz’la bir ilişkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Konuşmamın başında da söyledim. Bunlar Türkiye’de olduğu gibi Tunus’ta, Libya’da, Suriye’de, Irak’ta da tekrarlanan şeylerdir. İslam dünyasını zayıf bırakarak, istikrarsızlaştırarak, yönetim konusunda sürekli gelgitler yaşatarak bu darbelerle milletin başından Demokles’in kılıcını eksik etmek istemiyorlar. Millet ne zaman adalet dese, eşitlik dese, kalkınma dese kendilerinin kurduğu o emperyalist birleşmiş milletlere itiraz etse, bu düzen değişmeli dese bunlar hemen bir darbe girişimi tetikliyorlar. 15 Temmuz da bu sürecin bir parçasıdır. 15 Temmuz çok daha komplike bir işgal girişimidir. İçimizden beyinsizler seçilip 40-50 yıllık süreçte yetiştirdiklerinin eliyle gerçekleştirdiler.  İngiliz aklının son yüzyılda kurduğu birkaç örgütten biri FETÖ’dür, biri PKK’dır, biri de DEAŞ’tır. Bunların üstünde bir akıl, idrak,  irfan üretmedikçe de biz bunları yenemeyiz. Bizim düşmanımız buradaki kandırılmışlar değil, bunları bize karşı kullananlardır. Onun için 15 Temmuzun kurgulandığı akılla hesaplaşmalıyız ve bu aradaki lejyonerler de suçlarının cezasını çekmeliler. Eğer bizler 1960, 1980, 28 Şubatı yargılayıp milletin huzurunda hangimize dokunursa dokunsun yapanları cezalandırsaydık, onlar aramızda şuan olduğu gibi gezmeseydi 15 Temmuz olmazdı. Bugünde 15 Temmuzla ilgili bir kısım konularda ciddi temizlikler var ama o pisliğe bulaşmış içimizde bizden gibi görünen bir kısım hainler suyu bulandırarak kendi pisliklerini örtmeye çalışıyorlar. Milletimiz bunu biliyor. Bu konuda bürokraside, ilgili birimlerde ve siyasetin içinde daha net, şeffaf bir arınma olmadıkça 15 Temmuzlar tekrarlanmaya devam edecektir. Onun için 15 Temmuzu gerçekleştiren bu milletin değer yargısından yeniden ordusunu, bürokrasisini, siyasetini kurgulamadıkça; devleti millet için adaletin tesisinin ete kemiğe bürünmüş haline dönüştürmedikçe bu darbeler devam edecektir.

Yeni darbelerin olmaması için ülkenin nasıl bir yönetim sistemine ihtiyacı var?

Yeni darbelerin olmaması için öncelikle milletin istediklerinin milleti yönetmesi lazım. Son Cumhurbaşkanlığı sistemi ile ilgili değişiklik hayati öneme sahip. Elbette ki bu maddeler yetmez. Biz topyekün bir adaletin tesis edileceği bir anayasa istiyoruz. Bu millet bunu hak etti. Bunun için şehitler verdik. Ama bu topraklarda bu emperyalistler uzunca bir süredir bize dayattığı sistemle, bu milletin yarısından fazlası vaktinin 4/3’ünü bu yönetim sisteminin açtığı yaralarla geçiriyor. İnsanımızı kaybediyoruz. Vaktimizi kaybediyoruz. Kaynaklarımızı kaybediyoruz. Bu milletin % 51’nin seçtiği kim olursa olsun, eğer bu millet Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçerse gelsin o yönetsin. CHP’den birini seçerse gelsin o yönetsin. Çünkü asla % 51 tercih ettiği bu millete düşman olamaz. Çünkü bu millet bunu ispatladı. Anadolu’dan yeniden bir millet doğdu. Vesayeti kırdık. Askeri, sivil, bürokratik vesayeti ve bir kısım cemiyet ve cemaatlerin kurmaya çalıştığı emperyalistlerin lejyonerliğini yaparak oluşturduğu vesayetleri de kırdık ve kırmaya da devam edeceğiz. Bunları gerçekleştirdiğimiz zaman 15 Temmuzlar tekrarlanmaz. Bu açıdan son yönetim modeline dönük değişiklikler; bu sisteme dair, sistemin milletin iradesine dayanması açısından hayati bir önem taşıyor. O maddelerin içeriğinin ne olduğu öncelikli meselem değil. O siyasetin konusudur. Ben halk olarak şuna bakarım: Benim istediğim insanlar mı gelecek beni yönetmek için? Yoksa bir avuç seçkinin mahfillerde yapılan pazarlıklarla seçtikleri rejimin bekçisi biri mi yönetecek? Hikaye bu…

VUSLAT GAZETESİ

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.