Para üzerine şarkılar söylendi, kitaplar yazıldı, filimler çekildi nice kavgalar verildi. Lidyalı’lardan bu yana insanımızın “en büyük derdi” olan para için henüz bir çözüm bulanamadı. Paranın zenginlik olmadığı anlaşılmadı…

Şunlar unutuldu; para ile yiyecek alabilirsin ama iştah satın alamazsın…

İlaç alabilirsin ama sağlık satın alamazsın…

Bilgi alabilirsin ama bilgelik satın alamazsın…

Gösteriş yapabilirsin ama para ile güzelleşemezsin…

Eğlenebilirsin ama huzurlu olamazsın…

Çevre edinebilirsin ama dost bulamazsın…

Hizmetçi alırsın ama sadakat bulamazsın…

Gelir temin edersin ama bereket satın alamazsın…

Para, zenginlik, servet, iktidar, imtiyaz büyülü kelimeler… Nefsi okşayan, egoyu besleyen, arzuları harekete geçiren, içgüdüleri gıdıklayan önemli faktörler… Kontrol edilmezse, koordinatları doğru belirlenmezse insanı azgınlaştıran tehlikeler anaforudur… Ama her şey kıvamında ve kararında ise güzel bir imkân, gerekli bir güçtür…

Parayı ihtiyaç için değil de mutluluğun gerek ve yeter şartı olarak görürseniz işte o zaman kaçınılmaz hüsran ve hicranlar sizi beklemektedir…

Para endeksli pişmanlıklar az mı yaşadık?

Para ile değer kazanma derdinde olan insanlık, maalesef bu günde para karşısında değer kaybetti… Para sistemi çoktan insanları alt etti… Bankalar, bankerler, borsalar, borçlanmalar, krizler, kurlar, siyasal entrikalar, ekonomik dalgalanmalar, insanı bunaltı… Parayı bulan şımardı, şaşırdı… Bulamayan bunaldı…

Serbest Pazar ekonomisi sosyal katmanlaşmayı, sınıfsal çatışmayı tetikliyor… Açgözlülük, hırs, doyumsuzluk, güvensizlik, bencillik, bireyselleşme para kazanmaya paralel ivme kazandı…

Paranın karşı konulmaz çekim gücü birçok insanın aklını başından aldı… Artık paraya giden tüm yollar meşru… Paraperverlik insanları pervasızlaştırıyor… Hatta birçok pespayelik ve pislik kirli paralarla normalleşmeye başladı…

İnsan mı parayı kazanıyor, para mı insanı kazanıyor/azdırıyor belli değil…

İnsan mı parayı tüketiyor, para mı insanı tüketiyor sorgulamak lazım…

Kimileri için fırsat olan para birçokları için fitne oldu… İnsanlar için tutamak olması gereken para şimdilerde bir tuzak oldu… Tek dostu, derdi, davası, duası para olanlarla neyi paylaşabilirsin? Hülasa bu para sevdası bize pahalıya mal oldu…

Kazandığımız paranın bize maliyeti nedir? Hangi değerlerimizi kaybettik? Hangi duygularımız köreldi? Paraya sahibiyet ile birlikte yitirilen hassasiyetler neyin habercisi? Belki de para insanı değiştirmiyor gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor, ne bileyim…

Evet, bu bir hak ediş mi, yoksa kaybediş mi? Kazandıkça kaybedenlerden miyiz, acaba? Özgürlük alanımızı açıyor mu, daraltıyor mu? Kadınlarımızın ekonomik özgürlük arayışlarının aile hayatına yansıması nasıl?

Aslında görünen o ki herkeste az ya da çok para hırsı var…

İşte imtihanın sırrı…

‘Emanet’ bilnci ile parayı ele aldığınız zaman büyük çapta sorunu çözmüş olursunuz… Helal-haram sınırlarını gözetirsiniz… Mülkün gerçek Malik’ini unutmazsınız…

“Helalin hesabı, haramın azabı vardır.” dersiniz…

Para ile gelen sorumluluğun bilincinde olursunuz, artık…

İstiğna, istikbar, istismar sizden uzaktır…

Dünya “kenz dünyası”, “keyf dünyası” olmaktan çıkar, “kulluk arenası” oluverir…

Kazandığınız para ile bu defa Allah’ın rızasını kazanmaya odaklanırsınız…

“Allah’ın size ihsan ettiği gibi sizde insanlara ihsan edersiniz…”

Tek tasanız kasanız olmaz…  Eliniz cebinize yakın olur… O zaman para sizi bozmaz, siz parayı bozdurup bozdurup harcarsınız…

Beklide paranızı sürekli Allah’a “güzel bir borçlanma/karz-ı hasen” ile borç verirsiniz… “Sarp yokuş”ları aşmak için bunu yaparsınız… O zaman paranız elinize-ayağınıza dolanan bir engel olmaktan çıkar, sizi aşkınlığa taşıyan bir Burak oluverir…

İşte Müslaman’ın para karşısındaki pozisyonu…

Parayı ne putlaştırmak, ne de tu kaka demek…

Parayı kutsamadan kullanmak…Paraya kullaşmadan kullanmak..Paranın kulluğa katkısı var mı önce ona bakmak…

Paralı olabilirsiniz ama paracı asla…Paraizme geçit vermeden para edineceğiz…Finans oligarşisinin beslediği paraizme elimizi kaptırmayacağız…Parayı yöneten biz olmalıyız, paranın yörüngesine girmeden…

Aksi takdirde para-pul kalbe oturursa, kafayı kuşatırsa yozlaşma, kokuşma o zaman başlar… Paramızı kalbimizde değil kasamızda taşıyalım… Bizim mahallenin modernleşme sürecinde nasıl etkilendiğini görüyoruz… Holdingleşme tecrübesi çok pahalıya mal oldu…Bugün de “Ashab-ı sebt”leşmek içten bile değil… “Salabe”leşme serüveni bireysel vakalar olmaktan çoktan çıktı, toplumsallaşıyor…

“Salabeye yazık oldu!” Nebevi uyarısı ile uyanıyoruz…

Yüce kitabımızın ikazı daha net:

 “Şeytan sizi fakirlikle(parasızlıkla) korkutur…” (Bakara 268)

Evet, önce korkutur sonra istediği kullara yönlendirir…

Şimdi masa-kasa-nisa üçgeninde nasıl bir sınava maruz kaldığımızı yeniden düşünelim… Servet-şehvet-şöhret kuşatmasında kulluğumuzun rotasını yeniden gözden geçirelim…

“Bu gidiş nereye?”

Paraperestlerin baskısı karşısında çizgimizi “…izm”lere kaymasına izin vermeyelim…

Vicdan-cüzdan ikileminde vicdanı elden bırakmayalım…

Pastadan pay kapmak kurnazlığından önce takvadan kopmamak için çırpınalım…

Tasarruflarımıza değil tasadduklarımıza güvenelim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.