İnsan yüz yüze mi yaşar yürek yüreğe mi?..

İllaki yürekte olan göze sızar ve yansır insanın yüzüne..

Yürekle yüzü hatta sözü birbirinden ayırmak gülden kokusunu ayırmak kadar zordur. Gül gelir peşi sıra kokusu. İnsan gülümser, konuşur ve dokunur yüreğe.

Müminler ancak kardeştir..”

Yalnızlık içini acıtır insanın.. Çünkü yürek mahrum kalmıştır sözün ve yüzün güzelliğinden.

Yalnızlıktan daha çok insanın içini acıtan bir şey varsa o da ihanettir. İnsan, insana ihanet etmeden hiç bir kötülük gerçekleşmez.

İhanetin gerçekleşmesi için de önce yüzün, gözün ve ardından yüreğin insandan vazgeçmesi gerekir. Kimden vazgeçer insan ya da kim hangi eylemiyle vazgeçilmeyi hak eder?..

“Sizden biriniz kendi arzu edip istediği şeyi kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz”

İnsan kendine benzemeyenden vazgeçer. İnsan ötekileştirdiğinden vazgeçer.. İnsan yüz çevirdiğinden vazgeçer..

Nedir insanı vazgeçiren peki?.. 

Çocuğu zaman çıkar uyuşmazlığı, kıskançlık, empati yoksunluğu, illa bencillik.. Bencillik...

Yürek devletini sağlam temeller üzerine kuran insan, ihanete sırtını dönmek zorundadır. Böylece sadıklardan olmaya atılmıştır ilk adım. Artık kendi nefsini kardeşinin nefsinden üstün tutmak imkânsızdır.  Kendi için istediğinden daha iyisini ister kardeşi için. Hem öyle kardeş seçmez. Sadık olan insan olmak, kardeş olmanın en büyük paydasıdır. İnsana dost; yanlış işe, insanı küçük düşürecek eyleme düşmandır. 

Kardeşi yanlış bir hal üzereyse önce onu tüm kem gözlerden saklamak sonra onu düzeltmek için elinden geleni yapmaktır sadık olmak.

Kardeşinin yaptığı hatayı onu ötekileştirmek, dışlamak incitmek için fırsat bilen, hatta kardeşinin yanlışına bakıp kendini çok doğru zanneden tutum, sadıkların tutumu değildir illaki.

“Siz ey iman edenler! Sorumsuzun biri size (önemli) bir haberle geldiğinde durup gerçeği araştırın; değilse, istemeden birilerini rencide eder, ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.” (Hucurat 6)

Ne çok yapıyoruz bu hataları. Yüzüne, gözünün içine baktığımız insanlardan, bir fasık, bir sorumsuz, onların hakkında uydurma bir haber getirir getirmez, yüz çeviriyoruz. Hatta o fasıkla beraber ipucu arıyoruz kardeşimizi asmak için.

Sonrasında içinde hiçbir samimiyet bulunmayan, bizi Allaha yaklaştırmak dışında bir sürü dünyalık uğraşılarımıza, sözde ahiret için yaptığımız işlerimize dönüyoruz.

Dernekler kuruyoruz, burslar ayarlıyoruz, konferanslar düzenliyoruz... Yüzüne bakamaya hakkımız olmayan insanlar için etkinlikler hazırlıyoruz...

Iraksak merceklerle bakıyoruz dünyaya. Uzaktan güzel görmeye çalışıyoruz oysa yakından bakınca herkesin kirpiğinin ucunda bir ihanet duruyor. O insana bu insana o hocaya bu cemaate şu fikre bu akıma hatta Allahın ayetlerine iliştirilmiş ihanetlerimiz duruyor kirpilerimizde...

“Hepiniz birden Allah'ın ipine yani Allah'ın kitabına sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünerek kitap bir yerde siz bir yerde olmayın. Allah'ın size verdiği nimetlerini hatırlayın. Siz birbirinize düşman iken, kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz da, sizi oradan kurtardı. İşte cennete götüren doğru yolu bulasınız diye, Allah ayetlerini böylece açıklar.” (Al-i İmran 103)

Ru be ru ne güzel kelime. Yüz yüze..  Önce birbirimizin yüzüne ışıldayan gözlerle bakacak yüzümüz olsun...  Sonra Allah bize bilmediklerimizi öğretir...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178