"Eşhedü”
Şahidim!
Allah önce âlemleri, yeryüzünü, gökyüzünü yarattı.
Sonra bu âlem içinde biricik, farklı bir yaratılışta, farklı bir karakterde, farklı bir konumda bir İnsan yarattı.
Varlık âleminin akışına Allah müdahale ederek yeni bir süreç başlattı.
Allah yeni bir sistem kurarken beni- bizi- sizi- onları tanıklığa çağırdı.
Tek tek muhatap alarak…
Ben de şimdi…
Tanıklığa çağırıyorum önce ruhumu- nefsimi…
Rabbim ile ben Galu Bela’da sözleştik.
Araf Suresi 172’de Rabbimiz bizi tanıklığımıza çağırıyor.
Dedi ki Rabbim bana:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti.
Ben de “Evet, şahit olduk(ki Rabbimizsin)” dedim. 
Dünyada ve ahirette “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindi.
Söz verdik. 
Şahit olduk.
Allah’ın varlığına…
Allah’ın birliğine…
Allah’ın iradesine…
Varlık âlemine…
Yaratılan âlemlere…
İnsanlara, eşyalara, hayvanlara, bitkilere…
Duygulara, akıllara, korkulara, sevgilere…
Zamana, mekâna, tarihe, geçmişe ve geleceğe…
Zerrelere, sözlere, mücadelelere, isyanlara…
İlk insan, İlk önder, İlk peygamber, İlk Şahit Hz. Adem’den bu yana…
Şahit olduk ve söz verdik.
ve
Emaneti yüklendik.
Yine hatırla o emaneti…
“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de 
Onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. 
Onu insan yüklendi. 
Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.”
Ne idi o emanet?
Göklerin, yerlerin ve dağların yüklenmek istemediği…
Emanetinin ağırlığından ve hassasiyetinden dolayı kaçındıkları…
Emaneti hakkıyla taşımamaktan korktukları…
Emanet ne idi?
Emanet; Allah’a verilen söz idi…
Emanet; Allah’ın verdiği söz olan Kur’an-ı Kerim’di.
Emanet; Allah’ı birlemekti.
Emanet; Allah’ın adaletini yeryüzünde hâkim kılmaktı.
Emanet; Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmaktı.
Emanet; Allah’ın dininin yardımcısı olmaktı.
Emanet; verilen rızıklar, makamlar, imkânlar, sorunlardı.
Emanet; Esfele Safilin’e aşağıların aşağısı olmadan 
Ahsen-i Takvim üzere bulunmaktı.
Emaneti yüklenip taşımaktan vazgeçenler…
Evet, işte onlar çok zalim ve çok cahildir.
İnsanın büyük imtihanı böylece başladı.
İnsanın Allah’a verdiği sözde durup durmadığını…
İnsanın Allah’ın ona verdiği- yüklediği emaneti taşıyıp taşımadığını…
ortaya koymak, belirginleştirmek, birleştirmek, kanıtlamak, 
“Çaresiz biz sizi 
biraz korku, 
biraz açlık, 
biraz da mallardan, 
canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz.”

“EN LA İLAHE” 
İlahlara Hayır!
İlahlaşanlara hayır!
Allah’tan başka 
heva ve hevesleri…
rızık korkusunu…
düşman korkusunu…
mal, çocuk ve kadın-erkek sevgisini… 
altın, eşya ve mal sevgisini…
iktidar olma- hükmetme imkanını…
kabile- atalar- ulus asabiyetini…
bilgiyi ve hakikati çıkarı doğrultusunda değiştirme çabasını…
gerçeği bile bile yaşamama hastalığını…
liderlere, öncülere, büyüklere tapınma çabasını…
modayı, sözde yıldızları, ikonları, imajları…
şehveti, arzuları, istekleri…
evleri, arabaları, lüks hayatı
İlahlaştırmaya Hayır!
Firavunları… Karunları… Bel’amları… Hamanları…
Zalimleri, zulme ortak olanları…
Aklı, kalbi ve nefsi…
Şeytanı ve şeytani arzuları
İlahlaştırmaya Hayır!

“İLLALLAH”
Allah’tan başka…
Allah’tan başka tüm ilahlara hayır!
O Allah ki tekdir, birdir.
O Allah ki yeri ve göğü ve arasındakileri yaratmıştır.
O Allah ki rahmeti tüm alemleri kuşatmıştır.
O Allah ki zalimlere korku, mazlumlara güç verendir.
O Allah ki tüm bilgilerin kaynağıdır.
O Allah ki gücünü, bilgisini, iradesini ve sıfatların bazılarını yarattıklarına verendir.
O Allah ki varlık alemindeki her şeyi bilendir.
O Allah ki her şeyi belli bir düzene göre yaratandır.
O Allah ki yaptığı hiçbir işte eksiklik bulunmayandır.

Tapınmaya, birlemeye, bağlanmaya, görülmeye, duyulmaya, sevilmeye, korkulmaya layık olandır.

“VE EŞHEDÜ”
Ve yine şehadet ederim ki…
Ve yine tanık olurum ki…
Ve yine okur, düşünür, görür, duyar ve bilirim ki…

“ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHÜ” 
Muhammed Allah’ın bir kuludur.
Hz. Muhammed, doğan, büyüyen, acı çeken, seven, sevilen, acıkan, tebessüm eden, uyuyan, çalışan, ekmek müadelesi veren bir Kul’dur.
O Alllah’ın en seçkin kuludur.
Çünkü O; Allah’ın imtihanını vermiştir.
Çünkü O; Allah’ı birlemiştir.
Çünkü O; Allah’ın verdiği emanete sahip çıkmıştır.
Çünkü O; Allah’a Galu Bela’da vermiş olduğu sözde durmuştur.
Çünkü O; Allah’a ortak koşanların dünyasında kendi ruhunu, aklını, kalbini ve nefsini onların zulümlerinden uzak tutmuştur.
“Mekke’nin fetih günüydü...
Bir adam Resulullah’ın yanına yaklaştı. 
Korkudan, heyecandan titriyordu. 
Resulullah da gördü adamın bu halini ve dönüp seslendi: 
“Titremene lüzum yok, ben kral değilim “ 
Ve ardından dedi ki; “Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.”
Selam olsun Kureyşli kuru et yiyen kadının oğluna… 

“VE RESULÜHÜ”
Yeryüzünü fitne ve fesad bürüdüğü için…
Zalimlerin zulümleri altında ezildiği için…
Mazlumların feryatları arşı titrettiği için…
İnsanlık yeni bir müjdeci ve hatırlatıcı beklediği için…
Allah’a Şirk koşanların planlarının bozulması gerektiği için…
Bir Resul bekleniyordu.
Bir Önder bekleniyordu.
Bir Aydınlık bekleniyordu.
Bir Öncü bekleniyordu.
Bir Örnek bekleniyordu.
Ama insanlığa Allah’ın rahmeti olan resullerin son halkası olacaktı, Hz. Muhammed(sav).
Artık kitabi vahiy- söz inmeyecekti.
Son kitap ve son peygamber olacaktı.
O insanlığın tevhidi damarının dini olan İslam dininin son peygamberi- resulü ve nebisi olacaktı.
O insanlığa Allah’ı birleyerek nasıl varlık göstereceklerini ve nasıl bir düzen kuracaklarını örnekleyerek gösterdi.

La İlahe İllallah
Muhammedun Resulullah!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155