Müslüman'ın her koşulda sığındığı tek liman yaratıcısıdır. Ancak bir realite daha var ki, Allah'ı inkar edenler, isyan bayrağını dalgalandıranlar da, zor anlarında ve her şeyden ümit kestiği bir ortamda Allah Teala’ya sığınıp yalvarmaktadır. Mısır'ın Firavunu zaman zaman tebaasını toplar, onların rabbi olduğu mesajını vermek için Kur’an ifadesiyle şöyle derdi: ''(Halkı) topladı ve çağırdı, ben sizin en yüce rabbinizim.'' (Naziyat Suresi, Ayet 23-24). Kendini Rab ilan eden bu ahmak denizde boğulacağı ve kendisine ahiretin elektrikleri gözüktüğünde şöyle demişti: ''...(Firavun) nihayet (denizde) boğulma haline gelince gerçekten İsrail oğullarının inandığı Tanrıdan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Bende Müslümanlardanım, dedi'' (Yunus suresi, Ayet 90). Firavun öyle bir anda pişman olup teslim olmuştu ki pişmanlık yasasından istifade edememişti. Çünkü ilahi pişmanlık yasası henüz yaşamaya ümidi olan, ölümün kolluk kuvvetlerine yakalanmayanlar için geçerlidir. Firavun ise bu yasanın geçerli olmadığı bir anda yakalanmıştı. Onun içindir ki Allah (C.C.) Firavunun bu zamansız pişmanlık ve teslimiyeti için şöyle diyor: '' Şimdi mi (iman ettin)! Halbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. '' (Yunus Suresi, Ayet 91)

Önemli olan nimeti görmek, nimeti vereni fark etmek ve o doğrultuda gardını almak...Zikir ehli Rabbimizin üzerlerindeki nimetlerini hep görürler. Musibetleri de iman ve imtihan perspektifinden bakarak kendi lehlerine çevirirler. Mesela: Eli yaralanmışsa Allah'a şükür olsun elim kırılmamış der, şayet kırılmış ise Allah'a hamdolsun elim kopmamış der, eğer eli kopmuş ise figan etmez Allah'a hamdolsun belim kırılmamış dimdik ayakta duruyor iki ayağımın üzerinde yürüyorum der.

Rabbiyle tanışan Tevhid ehli iman perspektifinden olaylara baktığı için hep güzel görür, herkesi dehşete sürükleyen hadiseleri olumlu ve hayırlı bir cepheden seyrederek teselli kaynağı olacak yorumlar yapar. Depremler olur, büyük-küçük herkes ölür, bütün malları zayii olur. Bu felaketi gören işiten herkes onun dramatik yönünü, dehşet verici tarafını görerek içleri kan ağlarken olayların asıl arka planını yalnızca zahiri cephesini değil, aynı zamanda manevi yönünü görenler şöyle der: “Bu olay, kulun fonksiyonu olmaksızın direk Allah'tan geldiği için ölenlerin günahlarına kefaret olmuş hatta hadisi şerif gereğince şehit derecesini kazanmışlardır inşallah. Çocukların ölümü ise zaten cennet kuşları mesabesinde cennete uçarlar. Yaşamış olsalardı belki de inançsız ve günahkar olarak ölüp ebedi hayatlarını berbat ederlerdi. Kaybettikleri malları ise kendileri için Allah katında sadaka olabilir. Hatta vermedikleri biriken zekat mallarını Allah biranda ellerinden alarak zekat borcundan muaf tutabilir. Böyle bir felaket günahkar mümin kulları için bir temizleme ve tezkiye operasyonu olabilir.”

Yaratıcısını tanımayacak kadar inkar ve nankörlük bataklığına saplanan bazı insanlar, rahat ve konfor bir hayatı yaşadıkları zaman içinde tıpkı çocukların oyuncakla eğlenip, bütün dikkatlerini o oyuncağa vererek önünde ve yanında bulunan ateş veya hayati tehlike taşıyan bir şeyden haberi olmadığı gibi, bunlarda nefislerini okşayan her zaman böyle gidecekmiş gibi kendilerini kandıran, ayartan çocuk oyuncakları misali dünyeviliklerle oyalanıp duruyorlar. Bir dakika sonra mı, Bir sene sonra mı, on sene sonra mı içine düşeceği cehennem çukurunu asla hatırlarına ve hayallerine getiremiyorlar.   

İnsanın yükünü daima sırtında taşıyan, büyük bir fedakarlıkla insanın hizmetinde olan, güzel bir hayvan olan eşeğin biri merada otlanırken biraz daha ot yiyeyim diye sahibinden uzaklaşır. Ansızın kendini yemeye gelen kurtla karşılaşır, o zaman olanca sesiyle bağırır, sahibinden yardım ister. Heyhat!..Uzaklaşmıştır bir kere, iş işten geçmiştir. Bir demet ot uğruna kendi felaketini getirmiştir. Bunun gibi akıllarını çelen, beyinlerini dumura uğratan, dünya süsü ve cazibesi, makam ve üniformasının verdiği bir sarhoşlukla sahibinden uzaklaşan, onu nankörce inkar eden insanlar, başları sıkıntıya girdiğinde, ölüm korkusunu hissettiğinde ''Allah! '' diye bağırırlar. Ama heyhat!.. Eğer ömürleri bitmiş ise önlerindeki cehennem çukuruna yuvarlanırlar. Şayet ömürleri bitmemiş ise Allah onları yeniden debdebeli hayatlarına kavuşturduğunda yine inkar ve nankörlüklerine dönerler. Allah(c.c.) onların bu nankör ve kalleşliklerini bize şöyle bildiriyor.: '' İnsana bir zarar (darlık, sıkıntı) gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır. Biz darlığını giderince başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşte böylece aşırılık yapanların yaptıkları işler kendilerine cazip gösterilir. '' (Yunus Suresi, Ayet 12)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.