Biraz farklı mı düşünüyorum ne? Sanki yazılan, çizilen ve konuşulanlardan farklı yazacağım bugün.

Bir yerde okumuştum. "Politikada aptallık bir handikap değildir" diye. Yani aptallık, politika yapmaya engel değildir ya da bir maraza değildir diyor herhalde.

Bence doğru bir söz. Yoksa ülkenin yüz yıllık geçmişine baktığımız zaman, bu sözün doğruluğu nasıl ortada herkesin malumu olacaktır.

Evet, iktidarın verdiği sarhoşluk, gözü dönmüşlük insana aptalca şeyler yaptırabilir. Bu işin mayasında entrika, kirli ilişkiler, kayıtdışılık, gayrı resmi ve informel ilişkiler her zaman olmuştur, vardır ve maalesef olacaktır.

Seküler dünyada bundan sıyrılmak neredeyse mümkün değil. Ne yaparsanız yapın bir yerde arıza mutlaka çıkıyor. Bu yüzden nefsin ve şeytanın olduğu bir dünyada kusursuz bir hayat tahayyül etmek gerçekçi değil.

O halde siyasette, yönetimde, adalet mekanizmasında, kişisel vicdan ve bireysel inisiyatif inşa etme yerine, toplumsal vicdan ve ilkesel anlayışın tesis edilmesi, adalet açısından olmazsa olmaz bir çıkarımdır.

Çünkü bireyin hata ile hemhal olması süreklilik arz eden bir kaçınılmazlıktır. Fakat toplumun ilkeler üzerinden dayanışması ve ilkesel tavizsizliğin bilinçlere inşa edilmesi, oluşabilecek hataları minimize eder.

Bunu geçelim. Zira üzerinde durmak, durmamaktan daha kötü olabilir. Önemli olan herkesin kendisine düşen paydan nasibini almasıdır diyelim.!!

Bir başka gerçek daha var. O da, "insanları kandırmanın, kandırıldığına inandırmaktan daha kolay olması" gerçeğidir.

Bu şundan dolayı oluyor. Fikirsiz, derinlikli olmayan, araştırma ve delil bulma bilincinden yoksun olanların, kör bir cehaletin içinde devinmelerinden dolayıdır.

Bu yüzden ilahi ikaz "insanların çoğuna uyacak olursan, seni saptırırlar" gerçeğini hatırlatıp, "size bir haber gelirse, mutlaka araştırın" diye de sıkı sıkı tembihler.

Hele hele bu haber beynamaz bir fasıktan gelmişse, buna daha çok bir ihtimam gösterip, delillerini istemek, fitneyi kökünden kurutmak demek olan farz-ı ayn bir davranıştır.!!

Sanırım bir başka gerçeği daha hatırlatmak faydalı olacaktır:

"Bir ülkede halk, hükümetinden korkmaya başlarsa orada tiranlık başgöstermiştir. Tam tersi hükümet, halkından korkuyorsa orada da muhakkak özgürlük vardır."!!

Evet, bu özlü sözlerin sahibi değilim. Ama kesin olan bir gerçek var ki, o da üstü örtülmemiş bir vicdanın asla yalan söylemeyeceğidir.

Bu yüzden kendi aramızda çok yönlü eleştirel bakışlar yapmadan yapılacak yüzeysel analizler, sadece bizi uyutmaktan ve uyuşturmaktan başka bir yere götürmez. Bunun için derinlemesine bir özeleştiri kültürünün içimize yerleşmesi vazgeçilmez bir hakikat olmalıdır.!!

Cumhuriyetle beraber her daim dışlanmış, denklem dışı tutulmuş, hor ve hakir görülmüş, toplumun ana damarı olan müslüman halkın bağrından kopmuş siyasal bir hareketin, 2002 devrimi son yüzyılın en önemli hadiselerinden birisi olduğu muhakkaktır.

Neredeyse bütün yönetim anlayışlarının ötekileştirici ve ayrıştırıcı uygulamalarına karşın, toplumun tüm kesimlerine ulaşmayı hedef koyan, ortaya koyacağı modelle yüz yıldır uzak kaldığımız toplumsal barışımızın mayası olacak bir özgürlük ve adalet vaadiyle ortaya çıkan Ak Parti, toplumsal dönüşümün motoru olma iddiasıyla, her alanda kokuşmuşluğun olduğu bir dönemde sahneye güçlü bir aktör olarak çıkmıştı.

Her ne kadar kendini öyle tanımlamasa da durduğu nokta ve geldiği yer olarak "siyasal islam" olarak tanımlanan Ak Parti iktidarı, neredeyse tüm alanlardaki icraatlarından ülkeyi nereden nereye getirdiği ortadadır.

Fakat tüm bunlara rağmen ortada ciddi bir sorun var. O da, fiziki yatırımların ötesinde ruh dünyamızın git gide bir handikapa dönüşen, geliştikçe batan bir sendrom ile karşı karşıya kalmasıdır.

Maalesef maddi anlamdaki gelişimsel trendi, maneviyatta cereyan eden başaşağı bir trendle heder ettik, ediyoruz.

Oysa toplumsal dönüşümü gerçekleştiremeyen bir iktidarın fikirsel bir iddiası da olamaz. Olsa olsa sekülerleşme bataklığına sürükleyen bir motor görevi görür.

Bu yüzden siyasetle asla ilkesiz iş tutmamalıyız. Bu noktadaki kriterimiz yalnızca "hak ve adalet" olmalıdır.

Bunu şunun için diyorum. Sürekli itaate ve dinlemeye alışmış bir kişi, daha sonra o kumanda kimin eline geçerse ona itaat edecektir. Halbuki "Onlar ki, sözü dinlerler sonrada en güzeline tabi olurlar" der, Yüce Kitap.

O halde bizler kayıtsız şartsız itaat edenler değil, önce sözü dinleyip, sonrada bu sözlerden sadece doğru olanı kabul etmekle mükellefiz. Gerisi ancak "kendi ellerimizle tanrı inşa etmekten" başka bir şey değildir.

Unutmayalım ki; Tarihin birçok dönemlerinde devletler, iktidarlar, güç odakları bir kısım cemaatler iktidarlarına ulaşmak için, dini araçsallaştırmışlardır. Her araçsallaştırma dini hırpaladığı gibi dini hoyratça kullananları kısa sürede zelil ve rezil etmiştir.

Elbette Türkiye gündemine has yüz yıllık ipotekli rejimin aşılmazları ile içimizi kemiren Fetö, Pkk, Gezi zihniyeti gibi kurtçukların yanı sıra; bağımsızlaştıkça kumpasları, saldırıları, hileleri ve tehditleri sürekli artan, etrafımızı sırtlan sürüsü gibi sarmış küresel leş yiyicilerin haberlerimizi dört gözle bekledikleri gerçekliklerimiz de var.

Kararlarımızı ortaya koyarken bu gerçeklikleri gözardı etmeden; hem nerede durduğumuzun rengini ortaya koyup, hemde yapılan yanlış ve haksız uygulamalara karşın şerhimizi ortaya koyacak bir perspektif ortaya koymalıyız. Yoksa nihayetinde Hüküm yalnızca Allah'ındır ve ancak O'nun dediği olur. Bize düşen sadece tedbir ve tevekkül ekseninde yol almaktır. Olmazsa olmazlarımızla, maslahatlarımız Hakkın rızasına uyuyorsa gerisi takdir-i ilahidir. Yoksa ölçü sadece menfaatlerimiz değildir. Bilakis haktır, hakikattir, adalettir.

Velhasıl ilkesiz ilişkiler bize görünürde fayda sağlar gibi gözükse de, aslında sadece değer kaybettiriyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner187

banner186