Sosyal medya artık hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru haline geldi. Dijital dünyanın bize sunduğu imkânlarla kurumsal ve kişisel anlamda bilgi, haber alma ve iletişim konularında destek gördüğümüzü inkâr edemeyeceğimiz bir alan.

X kuşağı olarak, eleştirdiğimiz birçok yönü olsa onunla zarar görmeden ve zarar vermeden yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bu arada yine sosyal medyanın tanımlarından olan bu kuşakların ne anlama geldiğini bilmeyenler için izah edelim. X kuşağı 1980 yılı öncesinde doğanlar olarak nitelendirilirken; Y kuşağı 1980-2000 arası; Z kuşağı ise 2000 yılından sonra doğanları tasnif ediyor. Biz henüz bu tanımlara alışmamışken şimdilerde C kuşağı denilen bir kuşaktan bahsediliyor ki bu, yaşa bağlı olmayan ancak teknolojiyi en iyi kullanan kişileri temsil ediyor. Dolayısıyla seksen yaşında ki bir dede ile 5 yaşındaki bir çocuk aynı kuşak sayılabiliyor. Onları aynı kuşakta birleştiren şey interneti çok iyi kullanmaları. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hazırlanan 2019 raporuna göre Türkiye nüfusunun % 72 si aktif internet kullanıcısı. Etrafımıza baktığımızda bu rakam çok da şaşırtıcı sayılmaz.

Şaşırtıcı olan şey sosyal medyayı gerçek hayatın sınırlarından bağımsız yaşamak. O âlemin de bir hakkı hukuku,  helal ya da haram sınırlarının olduğunu önemsemeden kullanmak. Her ne kadar sanal denilse de paylaşılan fikirlerin duyguların gerçek hayatta ciddi karşılıklarını görememek. Mesela birçok ülkedeki toplumsal olayların ayaklanmaların ve iç savaşların tetikleyicisinin sosyal medya olduğuna şahit olmaktayız.

Ülkelerin gündemine yeni giren sosyal medya hukuku ve cezalar elbette ki sıkı takip edilmesi gereken bir konudur. Ancak Müslümanlar olarak bundan daha bilinmesi gereken şey İslam fıkhının bu konudaki hükümleridir. İlahiyat fakültelerimizin değerli fıkıh hocalarının bireysel anlamda çabaları mevcut olsa da henüz ciddi manada bir çalışma yoktur. Yine de bu hocalarımızın mülahazalarıyla İslam fıkhının sosyal medyaya bakışını maddeler halinde özetleyelim.

1-İnsan iletişime yatkın bir varlıktır. Bu onun ismiyle ayrılmaz bir özelliğidir. İnsan= ünsiyet kuran varlık. Onun sosyalliğinin sınırları cin ve melekleri, hayvan ve cansız varlıkları içine alacak kadar geniştir. Kur’an-ı Kerim ayetleri ve hadis-i şeriflerde bununla ilgili pek çok delil vardır. Dolayısıyla tasvip edilmeyen unsurları bahane ederek bu alanı bütünüyle gayri meşru ilan etmek isabetli gözükmemektedir. Bu, İslam Hukuk Usulünde hükümlerin belirlenmesinde etkili olan ibaha (eşyada asl olan helal olması)  ve maslahat (fayda) prensibi ile de çelişir. Sosyal medyayı bütünüyle reddetmek yerine İslami ölçüler içerisinde prensipler oluşturarak kullanmak ve hatta dinin tebliğinde çok etkili bir alan  olarak görülmelidir. Z kuşağının bilgi ve birikim noktasında tamamen sosyal medyadan beslendiği hakikatine kulak tıkanmamalıdır.    Her cami, dernek, eğitim kurumu ve vakıfların birer sosyal hesabı bulunmalıdır.(islam hukukunda yeni bir Alan sosyal Meyda Fıkhı, Dr. M. Raşit Akpınar, Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi)

2- Dinin 5 temel esaslarından biri “malın korunması” prensibidir. İslam ticaret hukukuna göre satıcı ya da alıcının birbirini aldatması bu prensibe aykırı anlaşmayı bozan bir unsurdur. Sosyal medya reklamları ise tıklama sayısına göre satıcıya para kazandıran, ürünün gerçek kalitesini gizleyen dolayısıyla hileli alışverişe sebep olan yöntemdir. Alıcı aldatıldığı bu alışverişten büyük zararlarla karşılaşabiliyor. Ticaretini bu tür reklamlarla yapanların kazançları haksızdır helal değildir.

Filtreleme tekniği ile çalışan reklamlarda ise kendi sosyal ağında paylaşan kişi sözleşme gereği diğer reklamları da yayınlamak zorunda bu durumda İslama aykırı olan pek çok unsuru da (alkol, müstehcenlik, ateizm, deizm propagandası vs) paylaşmış oluyor ki bu da ayrıca bir vebaldir(A.g.e)

3-Sosyal Medya üzerinden alım satım işlemlerinde her ne kadar yasalar mevcut olsa da anlaşmayı feshetme pratik de mümkün olmuyor. Vergi kaçırma haksız rekabetin kol gezdiği bu alanlardan alışveriş yapmak konusunda ihtiyatlı davranmak gerekir.

4-İslam hukukuna göre hakaret, iftira, nefret, ayrımcılık, haberleşmenin gizliliğini ifşa, kişilerin huzur ve sükûnunu bozmak suçtur ve cezai sorumluluklar taşır. Sosyal medyayı kullanan kişilerin bu suçların orda da kullanılmasının aynı cezayı hak ettiğini bilmesi gerekir.

5-İslam hukuku açısından sosyal medyanın en problemli yönü mahremiyet ihlallerine kapı aralamasıdır. ( Nur suresi,30-31)  Özel bilgileri, fotoğraflarını, videolarını paylaşan insanların dünyanın neredeyse yarısının bu bilgilere kolayca erişebileceğini ve büyük tehlike oluşturacağını bilmelidir.

6-Sosyal medya üzerinden yapılan yazışma ve görüşmelerde mahremiyet sınırları aşılmaktadır. İslamın kadın erkek ilişkisine çizdiği sınırlar çoğu zaman sanal dünyada önemsenmemektedir. Sosyal medyanın dayattığı popüler olma ve beğenilme tutkusu insanların mahremiyet algısını değiştirmektedir. Mahrem olmayan karşı cinslerin birbirinin arkadaş listesinde yer alması, gerçek hayatta birbirine söylenmesi yadırganacak ifadelerin emaojiler ya da beğenilerle iletilmesi çoğu zaman tasvip edilmeyen sonuçlara sebep olmaktadır. Ayrıca gayri Müslimlerle arkadaşlık tesis edilmesi ve onların paylaşımlarının beğenilmesi kimi zaman dini sorumluluklar yüklemektir.(a.g.e)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199