Oruç; kendini tutmaktır..

Bizim Saim bir türlü kendini tutamıyor.. Başına ne gelirse yine bu kendini tutamama özelliğinden dolayı geliyor..

Doğru bildiği hemen her şeyi hemen her ortamda söyleyiveren –kapılardan uzak- bir kendini tutamamazlığı var onun..

Nuri ağabey bunu fark etmiş olacak ki nerede görse Saim’i hemen çay servisi yapıyor.. Hani olur ya az konuşur ümidiyle.. Nafile uğraş.. Saim aldı mı sazı eline, bıraktırabilene aşk olsun..

Hani öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki konuşsan hükmü yok, sussan gönül razı değil..

Hiç düşündünüz mü bilmiyorum Rabbimiz bir beldeye/ bir kavme neden Peygamber gönderir?..

Bir Peygamberin Nübüvvet ve Risalet amacı/ gayesi nedir?..

Cübbesi ile övünen adama sorarsanız; erkeklerin sakalının şeklini ve boyutlarını ayarlamak, cübbenin/ sarığın rengi, kumaşı ve durumuyla ilgili kural ve kaideleri oluşturmak,  vs. vs. vs…

Bunlar sizin içinde çok mantıksız gelmiyor mu Allah aşkına?..

Rabb-i Zül Celal; Kerim Kitabı ve yüce Resulünü böylesine bir görev ve sorumlulukla göndermiş olabilir mi bir kavme?..

Bireyin kendi nefsine ve başkalarına yaptığı zulme engel olmak, yeryüzünde adaleti ve iyiliği hakim kılmak, kula kulluğu ortadan kaldırıp, insanların yaşam standartlarını geliştirmek, insanın içerisinde olduğu her yeri bir güven ve huzur adasına çevirmek için gelmiyorsa Peygamber ne için gelir ki?..

Her şeyden önce insanların yüreklerindeki putlara savaş açan Hz. İbrahim, Teslimiyetin sembolü Hz. İsmail, Adaleti ve hakkaniyeti tesis etmek için mücadele veren Server-i Ser Bülendimiz/ Hazreti Pir Efendimiz(SAV)..

Kuran’da adı geçen yahut geçmeyen tüm Peygamberler.. (Salat ve Selam üzerlerine olsun) Hangi görev ve sorumlulukla vazifelendirildiler?..

Mazlumların, mahrumların, çocukların, kadınların hakkını savunmayan ve bu konuda ölçütler oluşturmayan bir Peygambere ne gerek duyulur ki?..

Diyorum ya; öyle bir zaman dilimi ki yaşadığımız, konuşsan tesiri yok sussan gönül razı değil..

Üstelik çağın kiri bu dönemde yaşayan herkesin ellerine bulaşıyor.. Ondan tabii ki gönüllerimiz kararıyor, ruhlarımız çürüyor..

“Mülakat” diye bir çirkinlik bir bedbinlik çıkarmış aklı evveller..

Şu satırları okuyan bir Allah’ın kulu anlatsa da ben de anlayabilsem bu saçmalığın bu zulmün neden atama bekleyen çocuklarımızın başında Demokles’in kılıcı gibi durduğunu..

3-5 tane kendini bilmez, eşik yalayıcısı oturup sözüm ona mülakat yaparak insanların öğretmen olmalarına, işe girmelerine karar veriyor..

Kim bilir nasıl bir ego oluşuyordur sırtlarında.. Öyle ya; yazılı sınavı ne olursa olsun iki dudakları arasında bir insanın geleceği..

Şayet siz mülakatı genel geçer şart olarak tanımlarsanız atamalarda; rüşvetin, torpilin hatta tacizin, istismarın önünü açmış olursunuz.. Ve bu insanlar sadece size değil bu rezilliğe ortak olan herkese bir ömür ah eder, bühtan eder…

Ben düz bir adamım. Öyle afili cümlelerden, öngörülerden, stratejik hesaplardan anlamam.. Basit düzeyde, anlaşılabilir, kısa cümleleri severim..

Şimdi söyleyin Allahınızı severseniz;

İnsanları göreve yerleştirirken mülakata tabi tutacaksınız, ve nesnel ve objektif ve tarafsız bir seçim gerçekleştirdiğinizi söyleyeceksiniz utanmadan/ sıkılmadan öyle mi?..

Oldu canım..

Bunları yapacaksınız bir de AK olduğunuzu iddia edeceksiniz değil mi?..

Kirlenmediğinizi düşüneceksiniz değil mi?..

Mülakat belasını atama bekleyen gençlerimizin başına saran ve bununla torpilin, rüşvetin, istismarın önünü açan sözüm ona siyasi erk sahiplerine söyleyecek tek kelime bulamıyorum..

Hiç değilse şunu biliyor olsalardı; Bu aşağılık sistem sadece ötekini yakmaz, gün gelir ateş size de dokunur.. Sizin de canınız yanar..

Saim DURSUN konuşuyor..

Konuşuyor konuşmasına da kim anlıyor bir sorun..

Ertuğrul ağabey, Bahattin ağabey ve birkaç tane bedeni yaşlansa da yüreği genç kalmış Cesur yürek..

Beyin ölümleri gerçekleşmiş, rant kavgasında şahsiyetlerini, onurlarını kaybetmiş omurgasızlar tayfasına gelince; “Görmedim, duymadım, bilmiyorum..” deyip üç maymunu oynuyorlar..

İstediği kadar konuşsun Saim.. Kimin umurunda…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yunus ERTAN 2017-06-16 09:32:16

Ehliyet, liyakat ve sadakat imandan önce gelir. Bunun en güzel örneği Hz Peygamberin 450 kilometrelik Hicret yolunda rehber olarak tuttuğu Abdullah bin Uraykıt'tır. Bu rehberin üç özelliği var. Birincisi işinin ehli. Mekkede yol(çöl) rehberliği konusunda bir numara. İkincisi sadık bir insan. Yaptığı hiçbir anlaşmaya ihanet etmiyor. Üçüncü özelliği sıkı durun. Bu adam MÜSLÜMAN değil MÜŞRİK Hadi buyrun mangalda kül bırakmayanlar Sünneti tabak yalamak olarak görenler. Biz olsak bir yere birini alacağımız zaman doksan dokuz soru sorarız. Bizim mektepten mi, bizim mezhepten mi, bizim meşrepten mi, bizim cemaatten mi, partiden mi, gruptan mı, sendikadan mı, tarikattan mı, ırktan mı, soydan mı, kabile den mi?... Sıralayın gitsin. Son soru. İşi biliyor mu? Eh işte Onu da ileride öğrenir. Ve ayet iner:

Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve İNSANLAR arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder... Nisa 58

banner177

banner178