Sözün değeri, insanın değeri ile orantılıdır.
İnsan değer kazandıkça, sözü de değerli olur.
Söze değer katmak için; akla, kalbe, amele, duyguya, inanca, düşünceye, varlığa
değer katmalıdır.
Sözler, insanın en değerli varlıklarıdır.
Sözümüzün değeri kalmayınca, varlığımızın da değeri kalmıyor.
***
Kutsallık ve Gerçeklik
Türkiye’de insanları tanımada, anlamada ve anlamlandırmada kutsallık ile gerçeklik arasında çok ince çizgi var.
Her ideoloji kahramanlarını, düşünürlerini, alimlerini, şairlerini eksiksizlik, günahsızlık, yanlışlık noktasında yarışıyor.
Bugün Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Said Nursi, Nazım Hikmet ve diğer bir çokları gibi düşünce tasavvurları, yaklaşımları övülmekten ve müstesnalılıklarından göklerden yere indirilemiyor.
Eleştirel yaklaşabilen, yorumlayabilen, zamanı aşan yorumlarını çıkarabilen, zamanın gerisinde kalan yaklaşımlarını ortaya konabilene rastlanmıyor.
***
Rol model olarak Peygamber ve Sahabeler…
Çocuklar ve gençler; peygamberimizin hayatı, peygamberlerin hayatı, sahabelerin hayatı, dini- hidayet romanlarını almıyorlar ve okumuyorlar.
Daha çok fantastik, gerilim, aşk ve macera kitaplarını okuyorlar.
***
Çizgi Filmlerin Felsefi Arkaplanı
Çizgi filmler felsefi arka planı olan ciddi yapımlardır.
Benim ilgimi çeken çizgi film ise Bernard.
Yaptığı hiç bir şeyi sonuna kadar götüremeyen, rakipleri karşısında hep ezilen, geliştirdiği hiç bir yöntemi sorunu çözemeyen, çözmediği gibi başına daha çok iş açan Bernard, başarısızlığa mahkûm bir şekilde hayatına devam ediyor.
Bernardizm, hâkim güçlerin ezilenlere her daim dayattığı yaşam biçimidir.
***
Cemaat- Tarikat Dergileri…
Cemaatler- Tarikatlar tarafından çıkarılan dergiler, yayın dünyasında ayrı bir yeri vardır.
Türkiye’de herşeye rağmen en çok satılan dergiler, cemaatler tarafından çıkarılan dergilerdir.
Cemaatler- tarikatlar tarafından çıkarılan dergiler okuyucuların tamamına yakını birinci derecede cemaate- tarikata üye olanlardır.
Üye olmayanlar dergiyi çoğu kez tanımazlar, tanısalar bile almak ihtiyacı hissetmezler.
Üyeler okumayı, abone bulmayı ibadet derecesinde bir görev telakki ederler.
Dergiler içerik olarak öncelikle kurumsal veya bireysel olarak liderliği- kurumu yücelten, farklı kılmaya çalışan dil üzerine kuruludur.
İnsanlar okumazsa bile almayı görev telakki ederler.
Son zamanlarda dergiler okunmadığı için bu defa dergi okuma yarışmaları düzenleyerek okumayı teşvik ederler.
Bireysel- kurumsal liderlik ile ters düşecek hiçbir yazı ve yoruma izin verilmez.
Okunmazsa bile prestij için yayımlanmaya devam eden dergiler var.
Dergiler yazı ocaklarıdır, lakin cemaat- tarikat dergileri bu noktada en az verimli olanlarıdır.
Okuyucuları bu dergiler dışında dergi ve matbuat tanımadıkları için başka yayın ve düşünceler ile tanışma imkânı olmazlar.
Bazıları kendi dergileri dışında dergiyi evde- işyerinde bulunduranları kınarlar.
Cemaat- Tarikat anlayışlarının dergiler üzerinde Türkiye’ye katkıları tartışılmalıdır.
***
Konuşma Türleri…
a- İnsanca konuşma... b- Kusarak konuşma... c- Havlayarak konuşma...
İnsanların çoğunluğu karşı tarafa havlayarak veya kusarak konuşuyorlar.
Karşıdaki insanlar; ya aynı şekilde havlayarak veya kusarak karşılık veriyorlar ya da sözün en güzelini konuşarak insanca cevap veriyorlar.
***
Türkiyeli düşünürler ve aydınlar, kendilerini duygusal transformasyondan kurtaramadılar.
Gaz verme ve gaz alma dışında işlev yüklenemiyorlar.
***
Ankara- İstanbul Dil Oligarşisi…
Türkçe sözlükleri, kamu kurumları ve okullar henüz halk dili ile barışmadı.
Halkın yerelde kullandığı kelimeler yerel- lokal kabul edilerek sözlüklere ve eserlere alınmayınca bu kelimeler unutuluyor.
İl, ilçe, köy veya bölgelerde onbinlerce kelime Dil Oligarşisi tarafından kabul edilmediği için unutuluyor- unutturuluyor.
Halk dilinde kullanılan bu kelimelere uygulanan resmi olarak Ankara, sivil olarak İstanbul dil oligarşisinin baskısı kaldırılmalıdır.
Türkçe, henüz halkın dili olamamıştır.
Halkın dili Türkçe için Halkın dilinin üretimlerinin kabul edilmesi gerekir.
***
Birey Kurumsallığı
Bireysel alanda yoğun üretim yapan insanlar açık veya gizli bir kurumsallık oluştururlar.
Özellikle şairler, aydınlar, felsefeciler…
Bu bireysel imkânı her şey sanmaya ve model olarak yaşamayı teklif ederler.
Aslında okurlar ve dinleyenlerden de bağımlılıkta beklerler.
Sanki bireysel çabalar özgürleştirici, kurumsal çabalar köleleştirici- kuzulaştırıcıdır.
İlke ve değerler; hem bireysel hem de kurumsal olanı kapsar.
Derneklerin kurumsallığının çürümüşlüğü ile bireysel kurumsallığın çürümüşlüğü paraleldir.
Birisinin kurumsallığını masum kılarken, diğerini tamamen şeytanileştirmemeliyiz.
Dernek- Stk- Cemaat- Tarikat kurumsallıklarını tamamen çürümüş,
insanlığın aleyhine sunmak adil bir tutum değildir.
Ne bireysel çabaları aşağılayalım…
Ne de stk- tarikat- cemaat- devlet gibi kurumları aşağılayalım.
Stk- Cemaat- Tarikat gibi kurumsal çabalarda önemli emekler ve kazanımlar var.
Gençleri stk- dernek ve cemaatlerden uzak durmayı tavsiye ediyorsanız, tutarlı olmanız için kendinizden de uzak durmalarını tavsiye ediniz.
Çünkü siz de bir bireysel bir kurumsal kimlik sahibisiniz.
Bireysel veya örgütlü olarak sorumluluk alanlarına sahip çıkmak takdir edilmeli, sahip çıkmamak veya saptırmak ise engellenmelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178