Hitler döneminden bu yana dünyanın en büyük savaş göçünü yaşıyoruz. Komşumuz Suriye’de bütün dünyanın gözü önünde yaşanan dram ülkemize büyük bir mülteci akınına sebep oldu.

Yıllardır milletimiz onların hayatlarını idame ettirebilmesi için bir takım imkânlar sunarak bu mültecilere kucak açtı. Ancak son zamanlarda ırkçı bir takım söylemler ve hareketlerle onları incitecek olaylar baş gösteriyor.

Bir kısmımız onların sayısının çokluğunu bahane ederek ülkemizi işgal edecekleri propagandasıyla ortaya çıkarken, bir kısmımız yaşam şekillerine takılmakta insanca yaşama hakkından yoksun sığıntı bir yaşamı layık görüyor. Başka bir kısmımızda ülkemizin sınır ötesinde yaptığı askeri mücadeleyle bağlantı kurup eleştirilerini bunun üzerinden götürüyor.

Gerçek şu ki onların nasıl yaşadığı neler hissettiği ile ilgili en ufak bir fikrimiz yok.

Onların hepsi bizim gözümüzde tek bir kimliğe sahipler; o da Suriyeli.

“Suriyeli” dediğimiz o kişinin mesleği, zekâsı, duyguları, düşünceleri, ilgileri, yetenekleri vs hiç birinin önemi yok. Çünkü o Suriyeli

Belki tam da buradan başlamak lazım. Çünkü artık bir Suriye yok onlar Suriyesizler.

Başlarına yağan bombadan, tecavüzden, ölümden kaçarak ülkemize sığındılar. Şu anda bir ülkeleri yok.Savaş bitip durum normale dönene kadar aramızda misafirler.

Öyle diyor küçük Leyla kendini tanıtırken “ben ülkenize sığınmış bir misafirim”.

Orijinal adı “TheGuest” olan “Misafir” adıyla ülkemizde çekilen bir filmin başrol oyuncusu Leyla. Andaç Haznedaroğlu’ nun yönetmenliğini yaptığı Suriyeli mültecilerin yaşadığı dramı anlatan çok güzel bir film.

Film anne ve babasını savaşta kaybeden küçük kardeşi ve komşusuyla Avrupa’ya gitmek için Türkiye’ye gelen Suriyeli Leyla’nın yaşadıkları üzerinden Mülteci hayatını anlatıyor. Suriyeli çocuk deyip geçtiğimiz o insanın yaşamı hakkında ciddi bilgiler veriyor. İnsanlara merhameti anlatabilmenin en güzel yolu bu; onların yaşadıklarını gözler önüne serebilmek.

Her tarafında savaş olan bir ülkenin vatandaşları olarak “romantik hayatlar”dan kurtulmalı, “yarın savaş çıkarsa ne yaparız sorusunu” sormalıyız. Bu tür filmler bize bunları hatırlatan şeyler. Daha fazla yapılmalı ve izlenmeli.

Bu gün bize sığınan din kardeşlerimizden merhameti esirgersek Allah muhafaza yarın merhamet dilenir duruma gelebiliriz. Belkide yaptığımız en büyük yanlış bu. Bizler Müslümanlara karşı merhametli değiliz.Oysa Kuranı Kerim bize bunu emrediyor. Allah (C.C)“Müslüman din kardeşine karşı merhametli, kâfire karşı şiddetli olandır” (Fetih,48/29) buyurarak adaleti gözeterek iyiliği eses alan kuşatıcı bir tavır bekliyor bizden.

Tüm Müslümanlar olarak merhameti sadece dilimizde ve düşüncemizde biliyoruz.İş uygulamaya gelince merhamet alanlarını daraltıyoruz. Mesela bahsettiğim filmin bir sahnesinde küçük leyla yolunu kaybeder ve Türkçe bilmediğinden kimseye derdini anlatamaz. Aslında herkes yardımsever ve merhametlidir ama kimse onunla ilgili bir sorumluluk duymaz geçip giderler.Bir ara Arap turistlere rastlar büyük bir sevinçle onlara derdini anlatmaya çalışır ama onların tavrı daha umursamazdır; “tamam sen Suriyelisin” diyerek sadece para verip geçerler.

İşte Müslümanlar olarak birbirimize bunu yapıyoruz.Merhamet duygumuzu sorumluluktan ayrı işletmeye çalışıyoruz. Birimizin başına gelen musibeti ortadan kaldırmak yada hafifletmek için uğraş vermiyoruz. Kendi ailemize gösterdiğimiz bu duyguları diğer Müslümanlardan esirgiyoruz.Birbirimizin derdiyle dertlenmiyoruz.Kendi işimiz ve hayatımız herkesten ve her şeyden daha önemli geliyor. Buna rağmen dindarlığı da kimseye bırakmıyor, başkalarını imana getirmek için uğraşıyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199