Teknolojinin zirve yaptığı bir çağda yaşıyoruz. Artık dünyanın bir ucundan diğer ucunu rahatlıkla görebiliyor ve takip edebiliyoruz. Eskilerin deyimiyle dünyayı bir kutuya sığdırmış durumdayız. Ve o kutudan kafamızı kaldırıp etrafımıza bakacak ne zamanımız ne de mecalimiz kalmış. İstediğimiz bilgi hemen elimizin altında, hatta çoğumuz bu bilgiyi cebimizde taşıyoruz.  Tabi İşler bu kadar kolaylaşıp yaygınlaşmışken bilginin doğrusuna ulaşmak da biraz zorlaşmış durumda. Ciddi anlamda bir bilgi kirliliği ve yönlendirilmiş bilgi karşımıza çıkıyor. Doğru bilgi için doğru kaynağı bulmamız maalesef çok zorlaşmış durumda. Bunun yanında Kitapları hayatımızdan çıkarıp salonumuzun aksesuarları haline getirdik. Bize bilgi katacak arkadaşlarımız olan kitaplarımız da boynu bükük sayfalarını tekrar çevireceğimiz günleri bekliyor. Artık kitaplarımız sosyal medyaya öz çekim paylaşımı malzemesi olmuş durumda.

Teknolojiyi hafifsemiyoruz. Zamanın teknoloji çağı olduğunu ve teknolojide yeni çığırlar açmamız gerektiğinin farkındayız. Ama teknolojiyi hayatımıza adapte ederken kültürümüzün ve manevi değerlerimizin korunmasının bir yolunu bulmak zorundayız diye düşünüyorum. Bu gün evlerimizde çocuklarımızla, anne babamızla, kardeşlerimizle hatta eve gelen misafirlerimizle aynı odayı paylaşsak da hepimiz ayrı alemler de geziyoruz. Anne baba çocuklardan, çocuklar kardeşlerinden bihaber. Aile içinde iletişimimiz yok denecek derecede azaldı. Okuldan, işten ya da sosyal hayatından eve dönen herkes evde de ya sosyal alemde sosyalleşme peşinde koşuyor, ya oyun oynuyor yada sanal alemde zamanlarını öldürüyorlar.

Babalar çocuklarının durumunu sormaz olmuş, eşleri konuşmaları birkaç kelime ile sınırlı,  çocuklarının başını okşamaz, onların halini hatırını sormaz duruma gelmiş.

Evin hanımı çocuklarını, eşini görmez durumda. Eve gelen misafir hal hatırdan sonra ya telefonu ile ilgilenmek te ya da televizyona dalıp gitmekte. Oysaki bizim kültürümüzde; çocuklar, anne, baba aynı oda da oturur beraberce zaman geçirir aile büyüğü gençlere çocuklara hikâyeler, kıssadan hisseler anlatır ve onları o konuşmalarla hayata hazırlar. Gelen misafirlere ikramlarda bulunulur çocuklar onlara hizmet eder ve onların dualarına mazhar olurlardı. Yine her evde insanların beraberce oynadığı oyunlar vardı. Bu oyunlar genelde ilkel görünse de aslında hafıza oyunlarıydı. Farklı materyallerle oynanan bu oyunlar; bir taraftan o çocukların zekâ gelişimine katkı sunarken diğer taraftan da birbirleri ile zaman geçirmelerine vesile olan oyunlardı.

Yine kitaplarımız vardı; bizleri bizden alan yazarının ruh haline bürüyen dünya içinde dünyalar gezdiren kitaplar.

Sahi kitaplarımıza ne oldu?

Ne sıklıkla okuyoruz?

Eski gümüşlüklerimizin yerini alan o kitaplıklar neden hiç bozulmadan duruyor orda?

Teknoloji çağını yaşıyor dünya. Daha ileri gitmek ve daha güzele ulaşmak için daha çok okunması gereken bir çağdayız. Ve okuduğumuzu eyleme dökmek için kafalarımızı televizyonlarımızdan, telefonlarımızdan, bilgisayarlarımızdan kaldırıp düşünmemiz, düşündüğümüzü fikriyata dökmemiz gerekiyor.

Hadi bir iyilik yapalım kendimize. Bugün başlayalım bir kitabın sayfalarında kaybolmaya. Kendimize, ailemize, toplumumuza ait bir zamanımız olsun.

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner194