İlimsiz hiçbir eylem, hiçbir hareket ve hiçbir iş, istenilen sonuca, amaçlanan hedefe götüremez. İlim, dünya ve ahretin nuru, süruru ve huzurudur.  Korkusuz, üzüntüsüz Allah’ın velilerinden olabilmek için, 
Sahih bir iman + Salih bir amel=Cennet sonucunu verir .

  Bir su molekülünün oluşması için nasıl ki belli oranda hidrojen ve oksijen atomlarına ihtiyaç varsa, yani H2O (2 Hidrojen, 1 oksijen) formülüne ihtiyacı olduğu, oksijensiz 100 tane hidrojen atomu veya hidrojensiz onlarca oksijen atomu bir araya gelse su molekülü oluşturamıyorsa, ilimsiz amel veya amelsiz ilim de korkusuz ve üzüntüsüz şekilde cennetlik olma sonucunu doğurmaz. Birçok ilim dalları vardır. Kimi insanlar bunların bir kısmını, kimileri de diğer bir kısmını bilirler. Bu ilimlerden bazısı önceliklidir. Yani birinci derecede herkese farz (farz-ı aynı) olan ilimdir. Bazıları da farz-ı kifaye diyebileceğimiz, bir kısım insanın onları öğrenmekle toplumun, sorumluluktan kurtulduğu ilimlerdir. Örneğin tıp, mühendislik, hukuk… Gibi.
    Konumuzu teşkil eden ‘’tevhit ilmi’’ ise, insanların ilk etapta öğrenmekle sorumlu olduğu ilimlerden ön sırayı almaktadır. Herhangi bir insan birçok şeyleri, birçok ilimleri bilmeyebilir. Fazla önemli değildir. Ama Tevhid akidesinin temelini oluşturan şu üç soruyu bilmemesi, dünya ve ahiretin hüsranına uğramış, kıyamette telafisi mümkün olmayan bir zarara giriftar olmuş olur neuzibillâh. Kâinatın varoluş sebebi, bütün ilahi kitapların ana teması, tüm peygamberlerin davası:      

   1-Nereden geldin?                                                                                              

  2-Neye geldin?                                                                                                    

 3-Nereye gidiyorsun?

Şeklinde üç tane soruya kilitlenmektedir. Bu üç sorunun cevabını doğru bir şekilde tespit ederek inanan ve inandığı gibi yaşayanlar, yer, gök ve içindekilerle, evrendeki bütün zerreler ve kürelerle Allah’ı zikir halkasında buluşarak O’nu zikir ve tesbih etmek suretiyle halka değil, Hakk’a mürid olma sevincini yaşayarak, birbirini severek uyumlu, barışçı bir dünya hayatını yaşarlar. Kâinat; yıldızlarıyla, denizleriyle, çiçekleriyle, böcekleriyle her şeyi ile Allah’ı tesbih ettikleri İsra-44. Ayette : “Yedi gök, yer ve ondakiler 0’nu (Allah’ı) tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’na hamd ederek tesbih etmesin, fakat siz onların tesbihini fıkh etmiyorsunuz…”buyrulur.

        Binaenaleyh kâinatın tüm zerresi müslümandır. Yüce Allah’ı zikir tesbih etmekte ve müminlerle aynı safta aynı kampta bulunmaktadır. Allah’a isyan, dolayısıyla tüm zerrelere, kürelere, müminlere isyan eden tevhitsiz ( kâfir ve müşrik ) insanlar, bu halleriyle bütün bir kâinattan ayrılarak, ayrı bir baş çekmek suretiyle kâinattaki Tevhid birliğini parçalama ve bir nevi onları tekzip etme anlamına gelen bu isyan hareketleri, şayet Tevbe etmeden ölürlerse ebediyen cehennemlik olmalarına sebep olur. Dünyada kendileri gibi kâfir ve müşrik olanlardan başka her şey kendilerine düşman ve kendileriyle savaş halinde olur. Mesela firavun ve ordusunu Allah’ın askeri olan deniz boğmadı mı? Ebrehe ve ordusunu Ebabil Kuşları helak etmedi mi? Hâlbuki deniz Musa Aleyhisselam’a yol vermiş, rahatça geçmesini sağlamıştı. İbrahim Aleyhisselam’ı ateistler ateşe attıklarında ateş ona gül gülistan olmuş onu yakmamıştı. Her şeyi kesen bıçak İsmail Aleyhisselam’ın pamuk gibi nazik etini kesmemişti. Çünkü deniz de, ateş de, bıçak da müslümandı. Allah’tan aldıkları emirler onların yanında yer almışlardı. Sivrisinek, Ebabil Kuşları, deniz, gökten yağan taşlar, kanat çırpan melekler kâfirlerin düşmanı oldukları için zaman zaman Müslümanlarla birlikte kâfirlere karşı savaşmış onları yeryüzünün haritasından silmişlerdi. ( Kâfir ve müşriklerden dolayı Kur’an şöyle diyor:’’ İşte böyledir (onları helak edip) başka bir kavmi onlara mirasçı kıldık. Gök ve yer (onların helak olmalarına) ağlamadı ve onlar azaplarından da gecikmediler.‘’

      Evet, Tevhid ilmi, bilinmesi gereken bütün ilimlerin başında gelir. Allah’a, Peygambere ve İslam’a iman etme ilmidir. Talak Suresi’nin son ayetinde: “O Allah ki, yedi gökleri ve onlar gibisi olan yeri yarattı. Aralarında emir iner de iner ( bu da) Allah’ın her şey üzerinde Kadir olduğu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilmeniz içindir.’’ Ayeti kerimeden, yerin ve göklerin yaratılması. İkisi arasında ilahi vahiy ile iletişimin sağlanması Allah’ı ve O’nun sonsuz kudret ve ilmini tanımak için olduğu yani marifetullaha ve onu Tevhid etmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

      Tevhid ilmini bilmeyen, imanı sıhhatli olamaz, imanına şirki bulaştırmaktan kurtulamaz. Günümüzde, Tevhid ehliyiz, Tevhid çekiyoruz diyen yüz binlerce insanın sakız gibi ağızlarında çiğnedikleri kelimeyi tevhide zıt ve tam ters bir istikamette, batıl bir inanca, şirk sergileyen davranış ve hayat biçimine sahip olduklarını görmekteyiz. Yüce Allah Yusuf Suresi’nin 106.ayetinde ne doğru söylemiş! : “Onların çoğu ancak Allah’a şirk koşarak iman ederler.” 

        Yani bu tipler hem Allah’a kulluk ettiklerini söylerler hem de bağlı bulunduğu şeyhini veya üstadını Allah’a mahsus olan fiil ve sıfatlarına ortak ederler. Bunun nedeni Allah’ı gereği gibi tanımadıklarıdır, yani Tevhid bilgisinden yoksun oldukları içindir. Tevhidi çekiyoruz diyenlerin gökleri ve yeri titreten bir-iki şirklerinden söz edeyim. “Bağlı bulundukları şeyhlerinin kendilerini her zaman kontrol ettiklerini, kalplerinden geçeni bildiklerini, nerede ve ne zaman neyi yaptıklarını ve her hareketlerini görüp gözettiklerini söylüyorlar. Bir şeyh müridinin gece sabaha kadar kaç kere sağa-sola döndüğünü bilmiyorsa o şeyh silahını alıp dağa çıksın eşkıyalık etsin gibi ifadeler şifahi veya yazılı olarak zaman zaman işitiyor ve okuyoruz. Hâlbuki bu sıfat, yalnızca Allah’a mahsustur. Bu sıfat, ne meleği mukarrebde ne nebiyyi mürselde bulunur. Nerde kaldı şeyhte, üstatta bulunsun. 

     Tevhid ehli müminler, tevhidin gereği olan şu hususları iyi anlayıp inanmalı ve o doğrultuda hayatlarına yön vermelidirler:
Hüküm verme, helal-haram sınırlarını koyma, kanun ve şeriat vazetme hakkı ve yetkisi ancak Allah’a aittir. İnsanlar ise, ancak Allah’ın izin verdiği çerçevede yani Allah’ın hükümlerine ters düşmemek kaydıyla kanun ve tüzük koyabilirler. İnsanlar bu konumlarıyla ilahi hükümleri icra etme organıdır.

Kayıtsız şartsız itaat Allah’a mahsustur. Allah’tan başka peygamberler müstesna kim olursa olsun, ister kişinin ebeveyni ister hocası ister amiri olsun kayıtsız şartsız itaat edilmeye hakları yoktur. Bunlar ancak Allah’a itaat ettikleri müddetçe itaat edilmeye hak kazanırlar.

İbadetin her türlüsü yani namaz ibadeti gibi dua, tevekkül, istiane (yardım dileme), korku, reca(ümit), inabe(Tevbe edip Allah’a dönüş) , huşu(son derece saygı), muhabbet(bütün sevgilerin üstü bir sevgi) gibi ibadetlerin hepsi Allah’a mahsustur.

Kurbanlar ancak Allah için kesilir. Adaklar ancak Allah’a adanır. Yatırlara, kubbelere ve ziyaretlere kurban adanmaz. Kirvenin, bakanın veya bir siyasi liderin ayağı dibinde onların şerefine kurban kesilmez.

Yeminler ancak Allah’ın adıyla yapılır. Allah’tan başka hiçbir nesnenin adıyla yemin edilmez. 

Yapılan her işte, söylenen her sözde Allah’ın rızası hedeflenmelidir. Başkasına şirin görünmek için riya yapılmamalıdır.

Kuran’ın ayetlerinden tevatüren gelen sahih sünnet ve hadislerden hiçbiri inkâr veya hafife alınmamalıdır.

Hiçbir zarar ve fayda sağlayamayan nazar boncuğundan, at nalından bir medet bir fayda beklenmez.

Allah’tan başkasından dilek için dua ederek bir şeyler istenmez, o Allah’ın adından başka şeylerle yemin edilmez.

        Özet halinde verdiğimiz bu akidevi ilkelere inananlar Allah’ın ulûhiyet tevhidini tasdik etmiş ve Tevhid bilincine sahip olmuş olur. İnsanların çoğunun tevhidden sapıp, şirk bataklığına saplanmaları, izaha çalıştığımız bu ilkelerden birini reddetmeleri veya yozlaştırmaları sonucu olmuştur.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osman Baharçiçek 2018-04-10 18:18:26

EyvAllah üstat Rabbim bizleri şirkin her türlüsünden muhafaza etsin. Selam ve Dua ile