İlmin, hikmetin ve ahlakın kaynağından beslenen bir hanımdı Hz. Aişe annemiz. Mümin hanımlara her hareketiyle rehberlik yapan ve Resul-ü Ekrem’in insanların en sevimlisi diye vasıflandırdığı güzide insan… Davranışları bazen takdir bazen de ikaz şeklinde gelecek nesillere aktarılacak önemli olaylara işaret ediyordu. Kendisinin anlattığı şekliyle bir gün Hz. Peygamber yanında iken Safiyye annemizin boyunun kısalığını işaret ederek olumsuz bir cümle kurmuştu.Bir insanın arkasından çekiştirilmesi anlamına gelen bu sözleri karşısında Allah resulü hemen Hz Aişe’yi ikaz etti  ve buyurdu ki; “ Ey Aişe sen öyle bir söz söyledin ki o söz denize karışsaydı denizin suyunu bozardı” (Ebu Davud Edep 35)
İnsan ne kadar yanlış olduğunu bilse de bazen nefsinin isteklerine kapılıp ya kıskançlık ya da kasıtlı biçimde başkalarını küçümsemek, kötü duruma düşürmek için acımasız sözler sarf edebilmektedir. Arkadan çekiştirmek olarak da bildiğimiz bu yanlış davranışlara “gıybet yada dedikodu” denir. Yani kişinin duyduğunda hoşuna gitmeyen her türlü söz ve davranışlar… O kişi duymadığı sürece dünyada iken zararını çok fark edemediğimiz bu davranış esasında toplumu temelinden sarsan önemli bir sorundur. Hz. peygamberin ifadesiyle koca denizin kirlenmesine sebep olacak tehlike barındırır. Toplumu bir deniz olarak düşünürsek her birimizin o denize bulaştırdığı kirliliğin derecesini tahmin edelim. Ya da tahmin etmeye gerek yok bu gün Müslümanlar olarak düştüğümüz durum ortada. Giderek artan bu kirlilik karşısında önümüzü bile göremeyecek hale geldik.
Kişiyi gıybet denilen bu onursuz davranışa yönelten nedir acaba? Müslümanlar olarak Allah’a inanıp aynı peygamberin sevgisini içinde hisseden kardeşlerimize olan bu kibrimiz, küçümsememiz ve kinimizin nasıl bir açıklaması olabilir ki? İnsanların kusurlarını araştırıp ortaya çıkararak kendimizi yücelttiğimizi mi zannediyoruz yoksa… “Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı hatasından dönendir” buyuran bir peygamberimiz varken kendi günahlarımızın peşinden gitmeyi bırakıp başkalarının ki ile uğraşarak hatasız bir toplum mu oluşturmaya çalışıyoruz! Hayretdoğrusu bu davranışlarımızı o kadar ilerletiyoruz ki zahire (görünüşe) bakarak insanlar hakkında yargılama yapabiliyor onları toptan cehenneme (!) gönderebiliyoruz.
Şeyh Sadi Şirazi anlatıyor: “çocukken gece ibadetine heveslenir, namaz kılar Allaha dua ederdim. Bir gün herkesin uyuduğu bir saatte kuran okurken, uyanık olan babama;
—Neden geceyi uykuyla geçiriyor, kalkıp iki rekat namaz kılmıyorlar dedim. Babam ise
—Uyanık kalıp başkalarını çekiştireceğine keşke sende uyusaydın, diye çıkıştı.
Dedikodu, başkalarının yaptıklarını eleştirme, fikirlerini aşağılama, kalp kırma, kavga etme gibi kötü davranışlar teknolojinin ilerlemesiyle yeni bir ivme kazandı. Adeta bir fitne kazanı haline gelen sosyal medya araçları, aldatılmalara, boşanmalara, kavga ve kalp kırmalarla dostlukların bitmesine sebep olan önemli bir tehlike… Biz Müslümanların ayağını cehenneme çeken çukur…Alenen işlenen gıybet mekânları…İnsanların içinde biriktirdikleri kinleri öfkelerini boşalttıkları çöplük… Mahremiyetlerinin bizzat kendileri tarafından alenen ifşa edildiği ve herkesin seyrine açık bir sinema gösterimi… Yazışmalar ve mesajlarla başkalarına gönderme yapılıp ayar verildiği sanal mahkemeler… Gizli yazışmaların fotoğrafının çekilip başkalarına aktarıldığı güvensiz mekânlar… 
Oysa biz bir ateş çukurundayken Rabbimiz o çukurdan çıkarıp bizi İslam’la şereflendirdi.O ateş çukuru birbirimize olan düşmanlığımızdır. Hâlbuki Müslümanların kardeş olduğunu ve aramızda kardeşlik hukukunu gözetmemiz gerektiğini biliyoruz. Bu kardeşliği bozan davranışların en büyüğü kardeşimiz hakkında kötü zanda bulunmaktır.Gıybetin temelindede bu vardır. Hakkında kesin bilgimiz olmayan pek çok konuda kardeşlerimizi kalben suçladığımızda bu dilimize ulaşır. Dilimizin söylediğiyle kalbimizdeki zan daha da kuvvetlenir. Artık o kişiye karşı kalbimiz eğrilmiştir. Bununla yetinmeyiz, başkalarına anlatarak onun kalbinin de o kişiye karşı eğrilmesine sebep oluruz.Artık kalbimiz katılaşmış ve her insana böyle davranmaya başlarız. Öyle ki bu artık sıradan bir davranıştır bizim için. Hal böyle iken biz kendimizi suçsuz günahsız görüp cahilce dualarımızın neden kabul edilmediğini sorgularız.
Gelin a dostlar, bu günahlarımıza istiğfar edelim. Toplumumuzu kirleten bu beladan kurtulmak için İslamâlimlerin tavsiyelerini uygulayalım.Tabiunâlimlerimizden( sahabeyi gören)Said B. Cübeyr’in yaptığı gibi yapalım.O, yanında gıybet yapanlara asla müsaade etmez yanında bulunanlara anında tepki vererek engel olurdu.Onun meclisi kimsenin gıybetinin yapılmasına müsaade edilmeyen bir meclisti. Bu cesaretimiz yoksa fıkıh âlimi MuhammedİbniSîrin gibi yapalım. O, yanındakiler birisinin gıybetini yapacak olsa sanki onları çatlatırcasına gıybeti yapılan şahsın hayırlarını ve bildiği güzel vasıflarını zikrederdi.İnsanlar gıbet edenlerin sözlerinin doğruluğu ile İbniSîrin’in sözlerinin doğruluğu arasında kalır onun ilim ve takvadaki üstünlüğü sebebiyle dediklerine inanırlardı.Bu da gıybet yapanların planlarını yok eder, o günahlarının belini kırardı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner194