İslam Dünyası olarak maruz kaldığımız esaret ve sefaleti, sömürü ve sürgünü sorgulamak sorumluluğu altındayız…
“Yüzyıllık fetret niçin bitmiyor? Ümmetin makus talihi neden değişmiyor? Atalet, acziyet, aşağılanma içeren bu parantez ne zaman kapanacak?” soruları cevap arıyor…
Kuşkusuz bu durum bir sonuçtur. Neyin sonucu? Hangi sınavın, nasıl bir suçun sonucu?.. Bu sonucu doğuran sürece bakmak lazım…
Bu ve benzeri sorulara yönelik bir iç sorgulamaya gittiğimizde, sanıyorum şu hastalıklar karşımıza çıkacaktır:
Körlük…
Katılık…
Kısırlık…
Karamsarlık…
Bu hastalıkları (4K) diyerek de kodlayabiliriz…
Körlük: Körü körüne taklit, taassup, tarafgirlik zamanla tahkiki, tecdidi, tefekkürü öldürdü… Ümmet, hikmet ikliminden koptu. Basiretsizlik, ferasetsiz yorumlar, yöntemler, yönelişler ümmeti yordu… Özellikle oryantalist körlük, İslami düşünceyi bloke etti… Bu körlük idraksizliği, inatçılığı, bilinçsizliği besledi. Şimdilerde kitlesel bir körlüğe doğru savruluyoruz…
Teknolojik körlük… Sanal körlük… Ve en önemlisi siyasi körlük…
Kötülükler karşısında duyarsızlaşıyoruz… Görmezden geliyoruz… Kötülüğü, kirliliği kanıksıyoruz… Buna “görme körlüğü” denir.
“Bakar-görür” körlere dönüşüyoruz. “Okur-yazar” körlerimiz çoğalıyor…
Önce körleştiriliyoruz, sonra köleleştiriliyoruz…
Katılık: En dinamik ve pratik din olan İslam zamanla donuklaştı, katılaştı… Entelektüel derinlik, analitik düşünce, diyalektik zenginlik zayıfladı… Din adına kaba, katı, tutucu, baskıcı bağnazlıklar benimsendi… Rahmet dini olan İslam terörle tanımlanır oldu…
Yalnızca muhteşem geçmişin ihtişamını anmakla yetinen ümmetin durumu oldukça hazin…
Tefrika, taassup, tartışma, tembellik geleceğimizi karartıyor…
Lider fetişizmi, cemaat ve mezhep fanatizmi, cinsiyetçilik feminizmi yakın zaman felaketlerimiz…
Diğer yandan şiddet eleştirisi, “Ilımlı İslam”ın önünü açıyor; dirençsiz, omurgasız, cihadsız bir İslam’ı öngörüyor…
Dinde netlikle sertliği sanki karıştırıyoruz… Net ve nazik olmak pekâlâ mümkün… Keyfi olarak kolaylaştırmak ya da zorlaştırmak hakkına sahip değiliz…
Ne katılaşmak ne de buharlaşmak… Kendini yenileyerek zamanın ruhunu yakalamak… Yoksa zamana yenik düşeriz…
Kısırlık: Kısır döngüler, ufuk darlığı, umut azlığı, üslup bozukluğu, usul bilmezlik en temel sorunlarımız… Sadece tüketiyoruz, üretemiyoruz… Sığ, çiğ, ham söylemlerden, fasit dairelerden kurtulamıyoruz… Kısır tartışmalarımız bitmek bilmiyor… Çözümlemeler yüzeysel kalınca çözüme de uzak düşüyoruz…
Karamsarlık: Seferin ve zaferin en baş düşmanı karamsarlıktır…
Ümmet olarak yaşadığımız kriz, kaos ve kâbusların nedeni de kararsızlık ve karamsarlığımızdır… Maalesef aydın, âlim, lider ve kanaat önderleri adeta koro halinde; 
“Artık biz adam olmayız.”
“Biz bittik.”
“Bizden geçti.” söylemleri ile sonumuzu hazırlıyorlar… 
Bizim ümmet olarak yas tutmamız değil, saf tutmamız gerekiyor. Hem de kurşunla kaynatılmış duvar gibi…
Yeni rüyalar görme vakti…
Tabii ki rüyaların gerçekleşmesi için de uyanmamız lazım… 
İslamî uyanışın öznesi biz olmalıyız.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.