Modern insan yalnız bir insandır. Bu yalnızlık ona bir takım özerklik sağlasa da beraberinde ruhsal açıdan birçok sorun oluşturmaktadır. Gün geçtikçe yalnız yaşayan insanların sayısında artış olmakta, çekirdek aile kavramının yerini parçalanmış çekirdek aile kavramı almakta, boşanmalar artmakta, aile bağları zayıflamakta, toplumsal olarak paylaşımlar azalmaktadır. Toplumda olan bu tip derin bir dönüşüm insanımız için birçok sorun oluşturmaktadır. Artık eski bağlarımız kalmamış durumda, teknolojik ve refah olarak ilerlemiş olmamıza rağmen mutsuzluğumuz artmaktadır. Hep birlikte eski mutlu günlerimizi, eski komşuluk ilişkilerimizi özler olduk.

Hiç kimse ruhsal bir rahatsızlık yaşamak istemez, fakat yapılan çalışmalar psikiyatrik hastalıkların da gün geçtikçe daha sık görüldüğünü, bu tip hastalıkların oranında ciddi bir artış olduğunu göstermektedir. Bu durum bir yandan bu konuda farkındalığın artmasıyla ilişkili olabilirken, diğer yandan da yaşanan toplumsal sıkıntılar nedeniyle insanımız gün geçtikçe daha fazla bunalım yaşamaktadır. Mutsuzluğumuz da bunun beraberinde artmakta, intiharlar daha sık görülmekte, aileler dağılmakta ve boşanmalar artmaktadır.

İntihar olayları başta olmakla, psikolojik bunalımların artmasıyla ilgili ilk dikkat çekici çalışma 1897 yılında dünyanın ilk sosyoloji kürsüsünü kuran Emilie Durkheim tarafından yapıldı. Emilie Durkheim intihar vakalarını ayrıntılı olarak incelemiş ve bir takım özelliklerine göre gruplandırmıştır. Bu intihar vakalarını analiz ederken belli gruplarda intiharın daha sık görüldüğünü fark etmiştir. İntiharın sık görüldüğü toplumsal grupları incelediğinde de bu grupların kendi aralarında paylaşımlarının daha az olduğu, bireyselliğin daha ön planda olduğu, bir birlerine muhtaç olmalarına rağmen, daha az ortak bir faaliyet içinde oldukları ve bu topluluklarda yaşayan bireylerin daha yalnız olduğunu çalışmalarıyla göstermiştir.

Emilie Durkheim araştırması kendi türünde bir ilkti. Fakat bu çalışmayla yetinilmedi. Benzer çalışmalar da birçok araştırmacılar tarafından yapıldı. Bireyler arasındaki sosyal ilişkiler azalıp, paylaşımlar azaldıkça ruhsal bunalımların da sıklığı artmaktadır. Harward’da 75 yıl süren psikiyatrik hastalıkların görülmesinde kişilerin özellikleriyle ilgili araştırmada en belirleyici özelliğin sağlıklı ilişkiler olduğu gösterildi. Ne zenginlik, ne lüks hayat, iyi bir eğitim bu kadar belirleyici değildi. Mutlu bir hayat yaşamanın sırrı sağlık ilişkiler kurmaktan geçiyordu. Birey etrafındaki insanlarla ne kadar sağlıklı ilişki kurup, ne kadar sağlam bağlar kurabiliyorsa o ölçüde mutlu ve sağlıklı bir hayat yaşamaktaydı.

İnsan yapısı gereği sosyal bir varlıktır. Sosyal olarak birey yalnızlığa itildiğinde bir takım ruhsal bunalımlar da beraberinde artmaktadır. Tersine psikolojik olarak bunalım yaşayan bir birey de kendini yalnızlığa iter ve toplumdan uzaklaşmak ister. Bu nedenle psikiyatrik hastalıkları tedavi ederken, bireyi toplumdan izole etmek yerine tam tersine mümkün olduğu kadar toplumla bütünleştirmeye çalışırız.

Modern dünyamızda şehirleşmenin artışı, kırsal mekânların boşalması, insanların daha bir yalnızlığa itilmesine sebep oluyor. Bunun yanında ekonomik sıkıntılar ve diğer sebeplerle yalnız yaşayan insanların da gittikçe arttığını göstermektedir. 2013 yılında yapılan bir çalışma son 10 yılda yalnız yaşayan insanların sayısında %55 bir artış olduğunu göstermektedir. Modern toplumun yalnızlığa itilmesine sebep olan bu köklü dönüşüm birçok sorunları da beraberinde getirmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.