Ramazan Manifestosu

Zehra Öztürk'ün 'Ramazan Manifestosu' Başlıklı Köşe Yazısı...

Ramazan Manifestosu

Zehra Öztürk'ün 'Ramazan Manifestosu' Başlıklı Köşe Yazısı...

26 Mayıs 2017 Cuma 17:02
Ramazan Manifestosu

Allah'ın kulları üzerinde rahmet ve merhamet sıfatının tecellisini en çok hissettirdiği aydır Ramazan. O ay ki; insanlığa umut olacak son vahyin indirilmeye başlandığı ve bu vahyin elçisine peygamberlik müjdesinin ulaştığı aydır. Bu yüzden on bir ayın sultanı olarak isimlendirilmiştir. Aynı zamanda mü'minler için hem bireysel hem de toplumsal birçok değerin kazanılması bu ayın hikmetlerindendir.

İnsanoğlunun zaman zaman akıp giden ve monotonlaşan hayatın  aksine yenilenmeye, silkinmeye, arınmaya ve adeta hayata yeniden doğmuş gibi olma ihtiyacı vardır. Bu yüzden Allah cc. kendisini tazeleme fırsatı  olarak insana hayatın anlamını hatırlatıcı uygulamaların olduğu özel zamanlar bahşetmiştir. Beş vakit namaz günlük bireysel direnci artırırken cuma namazı gibi topluca yapılan ibadetlerde bir ümmete mensup olup, onlardan sorumlu olunduğunu hatırlatmaya katkı sağlar. Ramazan ayı ise yıllık tazelenme fırsatıdır. Bir yıl içerisinde  tutan paslardan arınmak, gevşeyen vidaları sıkmak ve böylece sahip olduğumuz inanç doğrultusunda bir diriliş gerçekleştirmek için Allah'ın bize bir lütfudur.

Ramazan ayını diğer aylardan farklı kılan temel unsur oruç ibadetinin farz olmasıdır. "Oruç sizden önce gelip geçen ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı”  buyurmuştur Allah Teala. Geçmiş ümmetlerce de uygulanmış olan bu ibadet sünnetullahın bir gereğidir adeta. "Oruçlu doğuyor  insan, ölümün iftar sofrasına"  Ne de haklı bir kelam etmiş şair, öyle değil mi?.. İnsan doğduğu andan itibaren elinde olan kısacık ömür sermayesini kısa sürede tüketirken, karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendirebilmelidir. Bu fırsatlardan biri de Ramazan ayını süsleyen oruç ibadetidir. Şayet insan kendisine verilen imkanın farkında olarak yaşarsa iftar sofrasına oturabilecektir. Yoksa aç gidecektir ölüme..

Oruç öyle bir ibadettir ki insan iradesini terbiye eder. Nitekim insan, aklı ve iradesiyle insandır. Aklın, dinin, ahlakın doğrularını ve güzellerini hayata geçirebilmesi için güçlü bir iradeye ihtiyacı vardır. Güçlü irade ise ancak eğitimle elde edilir. İşte oruç, insan iradesine bu formu kazandıracak bir ibadettir. Aynı zamanda insana sabır ve tahammülü öğretir. Hayat içerisinde zahmet ile rahmet, acı ile tatlı bir arada bulunur. Çoğu kere nimet ve rahmete ulaşmanın yolu zahmetten geçer. Oruç insana hayatın gerçek yüzünü gösterdiği gibi ona anlam ve bütünlük katar. Böylece insana dünyaya kendi hevesleri doğrultusunda değil hakikat nazarıyla bakmayı öğretir.

İnsan oruçluyken nerede olursa olsun, hareket ve davranışlarını kontrol eder ve ahlakî olarak bir yenilenmeye gider. Peygamberimiz bir hadisin de "Oruç sahibini koruyan bir kalkandır.Oruçlu saygısızlık yapmasın, ahlaksızca konuşmasın. Eğer biri kendiyle dövüşmeye kalkışırsa 'ben oruçluyum' desin."  buyurmuştur. Buna göre insanı ahlakî olarak ikame etmeyen bir oruç ibadetinin kişiye kalıcı bir faydası olması pek mümkün değildir.  Çünkü yalan söylemeyi, yalan ile amel etmeyi bırakmayanın yemeyi, içmeyi terk etmesine  Allah'ın ihtiyacı yoktur.  Ancak inançta, düşüncede, duyguda ve fiilde bir düzelme oluyorsa anlamlı bir ibadet olacaktır.

Oruçlu insan kendini yaratının huzurunda kendi vicdanıyla baş başadır. Dışarıdan görüntülenebilen bir ibadet olmadığı için oruçta riya olmaz. Bu sayede kendi aczini fark eden bir insan için oruç, ruh disiplini sağlamanın yanı sıra zorluklarla mücadele etmeyi öğretir.  Zorluklarla mücadele etme yetisini kazanan insanın hayatta adil olmak suretiyle başarıya ulaşma ihtimali de bir kat daha artmaktadır.

Şimdiye kadar yazılanlar orucun bireysel faydaları olmakla birlikte toplumsal yönü de en az bireysel      kazanımları kadar önemlidir. Oruçlu,  kendinde ki acziyeti fark ettiği andan itibaren, artık dikkatini daima bu hisse sahip olan düşkün insanlar çeker. Yoksul ve düşkün insanlara karşı merhamet duygusu gelişir, onlara karşı kayıtsız kalamaz. Adil olmanın bir gereği olarak onlarla eşitlenmeyi kendisine mihenk edinir. Bu amaçla kendindeki ihtiyaç fazlasını paylaşmak konusunda daha bir hevesli olur. Bu anlamda oruç, kalpleri yumuşatarak merhamet duygusunu geliştirir diyebiliriz. Yardımlaşma ve dayanışmaya vesile olur, sosyal barışı ve kardeşlik duygularını da pekiştirir.  Tok olanın aç olanın halini anlamasına bir vesile olan bu kıymetli ibadet, hiç yoklukla imtihan olmayan bir kimsenin, yoksulun ve düşkünün halini anlamasına ve empati kurmasına vesile olur. Aynı sofrada eşitçe karnını doyururken, bir gün aynı duruma kendinin de gelmeyeceğinin garantisi olmadığı fikrini edinir insan.

Sonuç itibariyle oruç, bir insan olarak fıtrata uygun davranma, iman tazeleme, nefis terbiyesi, adil olma arzusu, kardeşlik ve ümmet bilincini iliklerine kadar hissetme çabasıdır. Fakat bu ay ile gelen bu güzellikler ramazan ayı ile sınırlı kalmamalı, topyekun sonrasında da güzel hasletler olarak devam ettirilmelidir ki kalıcı bir hâl alsın.
Ramazan ayı dayanışma, yardımlaşma, paylaşma, kaynaşma ve muhabbetleşme ayı olarakta büyük önem taşır. Sosyal dayanışmanın sağlandığı bu ay, toplumun istikrarını, güvenini ve huzurunu sağlar. Bunun daim olması bu ayda kazanılacak ehliyet ile doğru orantılıdır. Çünkü birlik ve beraberliğin sağlanmasında, toplum düzeninin korunmasında sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın fonksiyonu oldukça büyüktür. Bu açıdan sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın doruğa çıktığı Ramazan ayı, tanzim edici bir misyon üstlenmekte, toplumun ahengini ve nizamını sağlamaktadır.

Kur’ân-ı Kerim’in, zekat, sadaka, infak ve yardımlaşmayı emretmesinin altında yatan hikmet, toplumdaki sosyal dengenin inşâ edilmesidir. Böyle bir dengenin kurulması halinde ne zengin ile  fakirin, ne amir ile memurun, ne de işveren ile işçinin arasında husumet, kin, nefret, haset, sevgisizlik oluşur. Herkesin mesuliyetini idrak ederek, adaleti gözeterek hareket ettiği bir toplumda ancak kardeşçe yaşamaktan söz edilebilir. Bu yönüyle Ramazan ayına, herkesin kendine geldiği ve kendini tanıdığı idrâk ayıdır, diyebiliriz. Herkese görev bilincini tekrar tekrar anlatan bu mübarek ayın, birey, toplum ve millet hayatına kazandırdığını hiçbir şey kazandıramaz. Allah bir yılın içinden bir ayı, insanoğluna fıtratı üzere yaşamaya alışma süresi olarak tahsis etmiştir. Bu mübarek vakit hem bireysel hem de toplumsal açıdan iyi değerlendirilmeli ve geriye kalan onbir aya yayılmalıdır. Ramazan ayının  sonunda bize hediye edilen bayram ise, insanın ramazan ayı tadında geçirdiği bir hayat sonrası ölümüne benzer. Bayramımızın şimdiden mübarek olması temennisiyle...               
 

VUSLAT GAZETESİ

Son Güncelleme: 26.05.2017 17:08
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner213

banner214