Nedense biz insanlar iki dünyalı olduğumuzu unuturuz… Bu dünyaya yönelik yönümüz hep ağır basar… Öteki dünyayı ötelemeyi alışkanlık haline getirdik… Hayatın dengesi bozuldu… Bir tarafmız eksik kaldı…

Nakıs hayatları nasıl düzeltebiliriz ?

Bu konuda bir teklifim olacak ; yaşamın yoğunluğu, yorgunluğu, yılgınlığı ve gündemlerin ağırlığı altında farklı bir atmosferi teneffüs etmeye ne dersiniz ?

O ki iki dünyalıyız, şu üç ikiliden söz etmek istiyorum… Bilmem ilginizi çekecek mi ?

İki bez…

İki tahta…

İki taş…

İki bez ; tabutun üstüne konan yeşil örtü ve cesede sarılan beyaz kefen… Herkesi eşitleyen iki çaput… Asalet, aşiret, kavmiyet, milliyet, cinsiyet, kariyer, forma, üniforma, statü, sınıf, nüfus hepsi devredışı…

Bu bezlerin patiska, polyester, pamuk, keten, yün olması fark etmiyor… Sonuçta birer çaput değil mi ?

Kundak ile kefen arasında geçen sürece ömür diyoruz…Kundakla başlayan bir ömrümüz, kefenle başlayan ölümümüz var… Kimse ölümden muaf değil… Ölüm herkese eşit mesafede…

‘’Ana rahminden geldik pazara,

Bir kefen aldık döndük mezara.’’

Kefenin ölene yakışıp yakışmadığına bakmayız… Çünkü kefenin modası, modeli, markası yok… Dikişi, cebi bile yok… Kefen defilesini hiç duymadım… Fakat gelinlik ve damatlık giymeye fırsat bulamadan nice kefen giyen gençler bilirim…

Yarın ne giyeceğimizi planlarken aklımıza hiç kefen geliyor mu ?

Dede ve ninelerimiz, kefen paralarını yastık altında saklı tutarlardı…

Peki şimdi ?

‘’Tuttuğum takımım şampiyon olmadan ölürsem kefenim sarı-lacivert, sarı-kırmızı, siyah-beyaz  olsun’’ vs. diyen bir gençlikle, acı bir gerçekle karşı karşıyayız…

Önemli olan her kefene sarılanda kişinin kendini görebilmesidir…

İki tahta ; tabut ve teneşir…

Üzerinde ölünün yıkandığı tahtaya teneşir, öleni kabre kadar taşıyan sandukaya tabut diyoruz…

Teneşir ve tabutun tahtasının hangi ağaçtan olduğu önemli değil…Meşe, çam, ceviz, kayın, ardıç, öd… fark etmez… Tabutun çevresindeki çelenkler ve çiçeklerde fayda vermez…

Bineceğimiz son binit , tabut …

Her şeyi bildiğini ve yönettiğini sanan kişiler, bir de bakarsınız birdenbire bir tabutun içinde kıpırtısız yatıyor… Tabutta artık her şey kısıtlı, sonsuz yalnızlık başlamıştır… İşte bu tabutu, bir gün biz dolduracağız… Beşikten başlayarak birçok eşikten geçerek tabutta karar kılacağız…

Ne kadar acı ki, ne tabutu taşıyan ne de mezarı kazan ölümün farkında…

Onlarca kişinin elleri üzerinde bir kayık gibi yüzen tabutlardan geriye kalan bir nasihat var mıdır ?

Unutmayalım ki, tabut tek kişiliktir… Tabuta yattığımız gün kuyumuzu kazacaklar…

Son günümüz önce tabut, sonra toprak olacak…

İki taş, Musalla ve mezar taşı…

Musalla taşı, cami avlularında bulunan, cenaze namazı kılınırken tabutun üzerine konduğu taşa denir…

Hiç hesapta yokken yatırırlar bir gün soğuk musalla taşına…

Dünya hayaından göçerken önce musalla taşına boylu boyunca uzanır insan, sonra kabre konduğunda bir taş dikilir baş ucuna…

İşte bu taşlar bütün taşlardan daha katı, daha soğuk ve daha ürpertici gelir insana…

Yüzleşmek istemesekte, eninde sonunda yolumuzun kesişeceği o malum taşlar… Bunun adı önce musalla taşı ve sonrasında mezar taşı…

Musallada söz mevtanın… Musalla ölüm gerçeğini fısıldar tıpkı mezar taşları gibi… Mezarlıklar şehrin uzağına dışlandığı için ancak cami avlusundaki musalla ile tefekkür fırsatı bulabiliriz…

Belki taşlaşan kalplerimizi bu taşa temas ederek yumuşatabiliriz…

Mezar taşları yerin derinliklerinden gelen mesajlar içeriyor… Sanal mesajlardan fırsat bulup Sani-i Hakiki’den gelen mesajları okumaya vakit bulabilecek miyiz ?

Rabıta-i mevte ihtiyacımız var… Ölümü tefekkür ederek olgunlaşabiliriz…İblis’in desiselerini, nefsin negatif etkilerini kırabiliriz… Mezar taşı, kalın gaflet duvarını yıkmada etkilidir…

Mezarlıklar hayat alanlarımızın vazgeçilmez birer parçasıdır… Kabirler bize gerçek yüzümüzü gösteren aynalardır.

Arada bir de olsa çok bunaldığımızda, hayat çekilmez hale geldiğinde, kendimize bir on dakika ayırıp kendi cenaze törenimize katılsak, kendimize büyük bir iyilik etmiş oluruz…  Ve daha bir düzelir ve de güzelleşiriz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osman Baharçiçek 2019-07-25 10:55:41

Hocam Allah razı olsun. Dünyevileşmenin had safhada olduğu bu zaman dilimine bu hatırlatmalarınız ilaç gibi nasihat almasını bilecekler için. Ellerin dert görmesin. Selam ve dua ile...

banner202

banner199