31 Mart 2018 tarihinde İstanbul’da “Kudüs için Türkiye Âlimler Buluşması”nın misafirleriydik. İslam dünyasının seçkin âlim, aydın, kanaat önderi, siyasi temsilciler ve cemaat liderlerinin buluştuğu programda Kudüs konuşuldu.

Filistinli Âlimler Birliği Başkanı Nevvaf Tekruri, Dünya Müslüman Âlimler Birliği Kudüs temsilcisi Ahmed el-Ömeri, Diyanet İşleri eski başkanı Mehmet Görmez gibi çok değerli katılımcılarla birlikte olmak nasip oldu.

Kudüs buluşması, Gazze’den gelen acı bilançoyla açıldı. 1700 yaralı ve 20’nin üzerinde şehid… Gazze koşarken biz oturduğumuz yerden Kudüs’ü konuşuyoruz. Acaba bu buluşmalar çözüm odaklı mı, teselli amaçlı mı, kestiremiyorum…

Kudüs ile ilgili büyük bir edebiyat oluştu ama hâlâ hareket ve heyecan eksik… Çok toplantı yapıyoruz, niçin toparlanamıyoruz, anlamıyorum…

‘Mescid-i Aksa’nın kandili sönmesin.’ hadisini sürekli hatırlatıyoruz ama Kudüs’teki yangını nasıl söndüreceğimizi bilmiyoruz… Gazze’ye ateş yağıyor, üzülmekten başka elimizden ne gelir, bilmiyoruz…

Kudüs sancısı içimizi acıtıyor fakat arayış içinde değiliz. Sanki acıyı kanıksadık, kader bildik…

Şimdilik konferanslarla, kültürel etkinliklerle işi kotarmaya çalışıyoruz…

Güçlü bir Kudüs bilinci inşa edemedik… Kudüs bilinci kaybolunca Kudüs de kayboldu… Daha doğrusu kendimizi kaybettiğimiz için Kudüs’ü kaybettik…

Kudüs konusunu konuşurken, Kudüs için toplantılar yaparken Kudüs’ü unutuyoruz… İddialarımızı, ideallerimizi unutuyoruz… Ahdimizi, andımızı unutuyoruz…

Kudüs’ü unutmak, kendimizi unutmaktır…

Biz Kudüs’ü unutursak, Allah da bizi bize unutturur…

Her gün kendimize sormamız gereken hayati soruyu unuttuk…

“Bugün Kudüs için ne yaptın?”

Bir adım attın mı? Bir cümle kurdun mu? Bir taş attın mı? Bir dua ettin mi? Bir rüya gördün mü? Bir damla gözyaşı döktün mü? Bir Kudüs ziyareti hedefledin mi?

Öncelikli gündem: Kudüs’ü unutturmamak… Çünkü Kudüs bizim ortak hafızamız, ortak bilincimiz, ortak irademiz, ortak kaderimiz, ortak onurumuzdur.

Şimdi Kudüs’ü doğru okumak ve Kudüs’te var olmak zorundayız…

Ruhsuzluğumuzu ‘Kudüs Ruhu’ ile giderebiliriz… Fakat öncelikle şunu bilmek durumundayız; Kudüs mensuh bir kıble değildir, Kudüs direnişin kıblesidir… Bir diriliş okuludur…

Kudüs… Onurun, azmin, sebatın, adanmışlığın mektebi…

Yeni nesillere mutlaka bir Kudüs aşısı ve aşkı sunmak mecburiyetindeyiz…

Ahirete Kudüssüz gitmeyelim… Yoksa hesabımız zor olur…

Peki niçin Kudüssüz kaldık?

Kudüssüzlük bir sonuçtur… Neyin sonucu? Hangi ihmalimizin, isyanımızın, günahımızın sonucu? Bu fetret, bu hasret niçin bitmiyor? Kendi ellerimizin işlediklerine dönüp bakmak gerekmiyor mu?

Ümmet gerçekten ümmet olsaydı Kudüs mahzun kalır mıydı?

1 milyar 700 milyonluk ümmet, sadece aynı anda ayaklarını yere vursalar dünyayı titretebilecek güçte olanlar, zillet gömleğini yırtıp attıkları zaman Kudüs’ün kaderi değişecektir…

Kalplerimiz arasında ribat olmadan, Kudüs’le irtibatı sürdüremeyiz…

Kudüs yolunda üç engelimiz bulunuyor: İşbirlikçi yönetimlerin ihaneti, âlimlerin acziyeti, ümmetin gafleti…

Özgür Kudüs’e niçin geciktiğimiz belli…

Yüz yıllık gecikmişliğimizin bedeli çok ağır oldu… Orta Doğu bugün ateş topu, kan gölü…

Hülasa; Kudüs bir hak ediştir…

Hak ettiğimizde, bedelini ödediğimizde sorun çözülecektir…

Uluslararası camianın insafına ve inisiyatifine işi ihale ederek krizi aşamayız, Kudüs’e ulaşamayız…

Kudüs; iddiası, ideali ve iradesi olanların nasibidir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.